Prof.Dr.Esfender Korkmaz : Rusya ve Çin’e mecbur muyuz?
Prof.Dr.Esfender Korkmaz yazıyor:

Prof.Dr.Esfender Korkmaz  Türkiye’nin Çin ile Rusya’ya olan bağımlılığını yazdı.

İşte Prof.Dr.Esfender Korkmaz’ın o yazısı:

2016 yılında, Cumhurbaşkanı Erdoğan “Rusya, Çin ve İran ile buralarla da alışverişlerimizi yerli parayla yapmak üzere adımlar attık” diye açıklamıştı.

Şimdi de basında açıklandığı kadarı ile, şimdi de Erdoğan, Putin’le yaptığı telefon görüşmesinde “Biz üç ülke Rusya, Çin ve Türkiye aramızda kendi millî paralarımızla; Ruble ile Yuan’la ve Türk Lirası ile, altınla ticaret yapabiliriz.” dedi.

2016 sonrasında böyle bir uygulama yapılmadı. Bugün de yapılamaz. Çünkü Türkiye, Rusya ve Çin’le dış ticarette partner değil. Bu ülkelerden yalnızca ithalat yapıyor. İhracatımız ise yok denecek seviyededir.

* 2021 yılında Rusya ve Çin’e ihracatımız 9,3 milyar dolar oldu. Buna karşılık ithalatımız 62,2 milyar dolar oldu.

* 2021 yılında toplam dış ticaret açığımız 46,1 milyar dolar oldu. Rusya ve Çin’e karşı verdiğimiz dış ticaret açığımız ise, toplam dış ticaret açığımızdan daha yüksek, 52,9 milyar dolar oldu.

* Bu şartlarda Rusya ve Çin için dış ticaret partneri diyenler neye dayanarak diyorlar? Türkiye dış ticarette Rusya ve Çin’in hegemonyası altındadır.

* Bugüne kadar Rusya ve Çin’e karşı bu kadar dış açık verirken, Avrupa ile olan dış ticaretimizden hep kârlı çıktık. 2021 Avrupa Birliği’ne (AB) ihracatımız 93,1 milyar dolar ve ithalatımız 85,4 milyar dolar oldu ve 7,7 milyar dolar fazla verdik.

Aslında dış ticarette ve dış ilişkilerde Rusya ve Çin’i ayrı tutmak gerekir. Dış ilişkiler açısından Çin, Rusya’nın Ukrayna işgaline destek vermiyor. Türkiye ile olan dış ilişkilerinde de Rusya ve Çin farklı konumdadır.

Türkiye doğal gaza ihtiyacının yüzde 40’ını Rusya’dan alıyor. Dünyanın en pahalı doğal gazı olarak görülüyor. Bundan sonra Türkiye daha uygun şartlarda gaz temin etmek veya alternatif enerji çözümleri bulmak zorunda.

Tahıl ihtiyacımızın yüzde 64,6’sını Rusya’dan ithal ediyoruz. Tahıl ithalatında, Polonya, Bulgaristan, Arjantin gibi alternatif ülkeler olduğu için Türkiye tahıl temininde sıkıntı çekmez.

Türkiye’nin Rusya’ya ihracatında ilk sırayı, meyve-sebze alıyor. Standartları tutturunca sebze ve meyve ihracatı her ülkeye yapılabilir.

2016 ve sonrasında, OHAL uygulamaları ve Başkanlık sistemi ile Türkiye’ye Batı’dan gelen turist sayısı azaldı. Rusya’dan gelen turist sayısı arttı. Ancak Rus turistlerde fert başına harcama düşüktür. Türkiye demokrasiye ve hukuka dönerse Batı’dan yeniden daha fazla turist çekebilir.

Akkuyu Nükleer Santrali, tartışmalıdır. Bu santrali devletin yapması gerekir.

Çin’den daha çok plastik eşya, bisiklet, bavul, çanta, incik boncuk ithal ediyoruz. Teknoloji ithali düşük seviyededir. Çin’den ithalatı sınırlamak zorundayız.

Buna rağmen Rusya ve Çin diye direnenlerin gerekçeleri iktisadi açıdan rasyonel-akılcı olamaz. Neden direniyorlar?

* İdeolojik açıdan Batı’ya tepki duyan sosyetik solcular, ideolojiyi ülke çıkarlarından önde tutuyorlar.

* Rusya ve Çin’den yaptığımız ithalattan pay alanlar var. Zira her iki ülkede de demokrasi ve denetim olmadığı için, kaçak- göcek işlere ve kişisel çıkar ilişkilerine daha uygundur.

* Tek parti devleti ve otokrasi isteyenler, Avrupa demokrasi ve hukuk standartlarını, haksız zenginlikleri için risk olarak görüyorlar. Rusya da kendisi gibi otokratik yönetimler istiyor. Otokrasiyi destekliyor. Söz gelimi Rusya güdümündeki Bağımsız Devletler Topluluğu’nun 9 üyesi arasında, insan hakları ve demokratik özgürlükler olarak özgür statüde ülke yoktur.

Prof.Dr.Esfender Korkmaz