Bugünlerde Durmuş Yılmaz’dan bahsedildiğinde…
Dr.Ayhan Bülent Toptaş

BUGÜNLERDE DURMUŞ YILMAZ’DAN BAHSEDİLDİĞİNDE
Son zamanlarda yaptığı değerlendirmelerle hakkında epeyce konuşulan TCMB’nin eski başkanlarından Durmuş Yılmaz’ın bende yarattığı imaj nedir? Peşinen belirtmek isterim ki son çıkışlarının ucuz siyaset hamleleri olmaktan ziyade Türkiye ekonomisi ile ilgili haklı ve yoğun kaygılarının bir yansıması olduğunu düşünüyorum. Ekonomi yönetiminin Türkiye’nin güncel ekonomik durumu, ekonomi teorisi ve sosyal bilimlerle ilgisi olmayan önlemleri, tutarsızlıkları, açıklamaları ve gafları zaten toplumun geniş bir kesiminde büyük endişe yaratıyor.
Durmuş Yılmaz’ı biraz daha yakından tanımak yaptığı değerlendirmelerin önemi hakkında bir yargıya varmayı kolaylaştırabilir. Her şeyden önce, Yılmaz’ın 30 yılı aşan bir merkez bankacılığı geçmişi var. TCMB’de çalışmaya tıpkı kendinden önceki başkan Süreyya Serdengeçti gibi en alt basamaktan, Türkiye ekonomisinin liberalleştiği ve Bankanın işlevlerinin de buna göre değişme ve modernleşme eğilimine girdiği bir dönemde başladı. Çalıştığı sürede yine Serdengeçti gibi TCMB’nin ana görevlerini yerine getiren en önemli birimlerinde görev aldı. TCMB’nin, pek çok merkez bankasında da görülen, uzun bir çıraklık dönemi ile başlayan, mesleki eğitim ve sınavlarla desteklenen, yavaş terfilerle ilerleyen geleneksel kariyer modeli içinde arkadaşlarının ve üstlerinin güven ve saygısını kazanarak adım adım yükseldi. Bankada göreve başladıktan yirmi iki yıl sonra Alman Maliyesinin TCMB nezdindeki hesapları nedeniyle Almanya’daki Türk vatandaşları için açtığı soruşturmanın derinleştiği ve krize dönüşmeye başladığı günlerde İşçi Dövizleri Genel Müdürü oldu.
Durmuş Yılmaz’ın merkez bankacılığı kariyeri Genel Müdürlük makamına yükselmesi ile bitmedi. Nisan 2003’te yapılan Genel Kurul’da Banka Meclisi üyeliğine seçildi. Ertesi yılın Mayıs ayında Banka Meclisi tarafından Prof. Dr. Bilsay Kuruç’tan boşalan Para Politikası Kurulu üyeliğine seçildi.
Süreyya Serdengeçti görev süresini Mart 2006’da tamamladıktan sonra AKP kendi belirlediği TCMB başkanı adayını Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e sundu. Sezer, Albaraka Türk Genel Müdürü Adnan Büyükdeniz’i reddettikten sonra Durmuş Yılmaz’ın başkan olması için yapılan öneriyi kabul etti.
Başkanlığı tamamladığı ayda (Nisan 2011) yıllık enflasyon Yüzde 4.26
Bir merkez bankası başkanın başarısını ifade eden en önemli gösterge enflasyon. Yılmaz’ın Küresel ölçekteki 2008 krizini de içeren Başkanlık yıllarında Türkiye’nin enflasyon rakamları oldukça düşmüştü. 2006 ve 2010 yılları arasında enflasyon sadece kriz yılında (2008; 10.06) çift haneye çıkmıştı. Görevinin son yılı olan 2010’da enflasyon oranı 6.4 civarındaydı. Görevi bıraktığı Nisan 2011 ayında ise enflasyon yüzde 4.26’ya, politika faizi yüzde 6.25’e gerilemişti. Ardılı olan Erdem Başçı döneminde de enflasyon tek haneli seviyelerdeydi. 2017 yılından itibaren Türkiye tek haneli enflasyon rakamlarına veda etti ve 2021 yılı sonu itibariyle yüzde 36’yı aşma noktasına geldi. TCMB’nin, AKP’nin ve halkın 2002 ve 2016 yılları arasında verdiği emekler ve yaptığı fedakarlıklar boşa gitmiş oldu.

Liderlik Tarzı
Bir TCMB başkanı olarak Yılmaz’ın liderlik tarzının en önemli özelliklerinden biri alçak gönüllü olmasıydı. Böyle bir tarzı benimsemesinde muhtemelen Uşakta mütevazi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmesi, yine ilk ve orta öğrenimini mütevazi okullarda tamamlamış olması, maneviyatı ve İslam dinini yorumlama şekli de etkili olmuştur. Bankada göreve başladığı ilk günden itibaren kendisine verilen en basit bir görevi bile büyük bir talih ve öğrenme fırsatı olarak görmekteydi. Bankadaki kariyerine en alt düzeyden ve hatta en basit görevlerden başladığı için hem bankanın işlerini, hem de banka çalışanlarının psikolojilerini ve çalıştıkları ortamları iyi biliyordu. Bu özelliklerinin getirdiği avantajların gayet farkında olması nedeniyle de otoriter bir yönetici olmadı. Bunun yerine, bilgisini kullanarak, çalıştığı heyetleri ve banka çalışanlarını dinleyerek, tartışarak, ülkeyi gezip para politikasını anlatarak ve halkı ikna ederek Bankayı ve para politikasını yönetmeyi tercih etti. TCMB’nin bağımsızlığı ve hükümete karşı tutumu hakkında tavrını da en net şekilde Bankanın İstanbul’a taşınması konusu açıldığında ortaya koydu. Bağımsızlık, şeffaflık ve hesap verebilirlik konusunda bir merkez bankası başkanının olması gerektiği gibi davranıyordu. AKP iktidarı da o günlerde TCMB’nin bağımsızlığı konusunda çok daha özenliydi.
Benim eleştirdiğim yönü ise liderliğinin yeterince dönüşümcü olmamasıydı. Kendisinden önceki başkan olan Süreyya Serdengeçti’den de umduğumuz ama gerçekleşmeyen bir liderlik yönüydü bu. Güçlü Ekonomiye Geçiş Programıyla Bankanın ana hedefi fiyat istikrarını sağlamak olarak belirlenmiş, bağımsızlık, şeffaflık ve hesap verebilirlik kamuoyu tarafından kabul görmüşken daha fazla iç reformun yapılabilmesini umuyordum. Belki Serdengeçti bu konuda daha hoş görülebilirdi. Çünkü Serdengeçti’nin döneminde enflasyon yıllar sonra ilk kez ilk kez tek haneye inmişti ve paradan altı sıfır atılmıştı. Yani Serdengeçti’nin yeterince yoğun bir gündemi vardı ve içeriyle ilgilenecek vakit bulamamış olabilirdi.
Yeni Zelanda ve İngiltere Merkez Bankalarının 90’lı yıllarda, İsveç Merkez Bankasının 2000’li yıllarda oluşturdukları örgüt modelleri çok çekiciydi. Tamamen fiyat istikrarına odaklanmış, yoğun ve entegre bilişim teknolojileri kullanan ve çalışanlarının yüzde 90’ını bilişim teknolojisi uzmanları, ekonomistler ve uzmanların oluşturduğu kurumlara dönüşmüşlerdi. Böyle modern bir merkez bankasının (bana bile yer olmayacak olsa da) ülkemizde gerçekleşmesini çok istiyordum. Ancak, bu bankalara bakıldığında TCMB’nin alması gereken çok yol olduğu apaçıktı. Bankanın, Türkiye’de kamuda ilk kurulanlardan olan İç Denetim Biriminin süreç odaklı yaklaşımlarının katkısıyla fiyat istikrarını ve finansal istikrarı korumaktan başka görevi olmayan bir kuruma dönüşebilmesinin mümkün olduğunu düşünüyordum. Aslında Rüşdü Saraçoğlu döneminde TCMB dönüşümcü bir lider tipini görmüştü. Saraçoğlu TCMB’nin modern bir merkez bankasının işlevlerini yerine getirmesini sağlayabilecek bir örgüt yapısı, 90’lar için oldukça tatminkar sayılabilecek bir bilişim altyapısı, para programları tecrübesi, şeffaflık sağlayan bir analitik bilanço bırakmıştı. Serdengeçti ve Yılmaz, Saraçoğlu’nun oluşturduğu bu alt yapı ile büyük tecrübe edinmişti. Ama Yılmaz döneminde, hatta hiçbir başkan döneminde, bu çapta bir dönüşüm sağlanamadı. Yılmaz’dan sonra ise TCMB modern merkez bankacılığının kriterleri açısından geriye kaymaya başladı ve bambaşka bir yola girdi.
Yılın merkez bankacısı

blank
Durmuş Yılmaz dönüşümcü bir liderlik tarzı ortaya koymuş olmasa da mevcut para politikası araçlarını kullanmada çok başarılıydı. Bunu herkes görebiliyordu. Euromoney Dergisi 2008 krizinden bir yıl sonra, krizin Türkiye’yi teğet geçmesindeki rolü nedeniyle onu yılın merkez bankacısı seçti. Dergiye göre Durmuş Yılmaz son 50 yılın en kötü küresel ekonomik krizinde bir merkez bankasına liderlik yapmak için ideal niteliklere sahip olduğu için seçilmişti. Yılmaz derginin onun nitelikleri ile ilgili yaptığı bu değerlendirmeye yine mütevazi üslubuyla cevap vermişti. “Ben kendimi bir şekilde merkez bankasında bulunan, kendisine bir iş sorumluluğu verilen ve mevcut yetenekleri ile bu işi yapmaya çalışan sıradan bir kişi olarak görüyorum”.
Yılmaz ödül töreninde bir gazetecinin kendisine Türk kamuoyunun bu başarıyı yeterince algılayabildiğini düşünüp düşünmediğini sorduğunda ise şu cevabı vermişti: “Türk kamuoyu bu başarıyı şöyle algılayacak; İnşallah bizim şu ana kadar aldığımız kararlar çerçevesinde düşen faizlerin sonucunda yatırımlar artacak, toplam talep artacak, işsizler iş bulacak, biz asıl ödülü o zaman alacağız.”
Aslında çalıştığı birimleri, TCMB’de çalıştığı unvanları da burada sıralamak isterdim. Onlara bakıldığında da Yılmaz’ın deneyim ve birikimlerinin üstünlüğü çok açık bir şekilde görülecektir. Şu anki ekonomi yönetiminde böylesine bilgi, beceri ve yeteneğe sahip bir yönetici tanımıyorum.
Bugünlerde Durmuş Yılmaz’dan bahsedilince bir zamanlar Dışişleri Bakanlığına yeni atanan Mümtaz Soysal’ın bir gazetecinin Bakanlık bürokrasisinde görevden almalar ya da değişiklikler yapıp yapmayacağı hakkında sorulan bir soruya verdiği yanıt aklıma geliyor: Bizim böyle bir lüksümüz yok. Türkiye öyle insan kaynağı bol olan bir ülke değil. Hepsiyle birlikte çalışmaya gayret edeceğiz. Hepsinden yararlanmaya çalışacağız.