Usta ekonomistin büyük iddiası: Şubat ayında Suudi Arabistan’dan para gelecek!
Ekonomist Evren Devrim Zelyut

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ziyareti sonrası şubat ayında Suudi Arabistan’dan kaynak gelebileceğine işaret eden Zelyut, bunun geçici bir çözüm olduğunu vurgulayarak ABD Merkez Bankası’nın (Fed) hamleleri hakkında uyarıyor.

Yüksek enflasyon ve TL’nin değer kaybıyla mücadelede etkin bir araç olarak görülen politika faizlerinin artırılmasına karşı çıkan Erdoğan, 20 Aralık akşamı yeni ekonomik tedbirleri açıklamıştı. Buna göre yeni ‘ürün’le TL mevduat sahipleri, mevduatın sonunda eğer artış varsa döviz farkını devletten alacak. Bu farkı Merkez Bankası (MB) ile Hazine ve Maliye Bakanlığı karşılayacak.

‘Kur korumalı mevduat’ sistemi uzmanlar tarafından ‘örtülü faiz’ olarak değerlendiriliyor.

Erdoğan’ın duyurduğu adımlar kurdaki hareketliliği biraz olsun durdursa da TL’de geçen seneye göre kayıp hala yüksek oranda.

Tedbirlerin açıklandığı gün ve ertesinde Merkez Bankası verilerine bakıldığında rezervlerde 8,5 milyar dolarlık azalma görülüyor. Bu durum MB’nin ‘arka kapıdan’ dolar sattığı iddialarına yol açtı.

CHP’nin raporuna göre Merkez Bankası’nın net rezervleri eksi 50 milyar dolarda. Üstelik bu ‘operasyon’ olarak nitelenen 20-21 Aralık sonrası yapılan yapılan satışlar dahil değil.

Bu durum kurun oynaklığına karşı TL’yi daha da savunmasız hale getiriyor. Şu an 13,50 seviyesinde olan dolar/TL kuru için Hazine ve Maliye Bakanı Nurettin Nebati “Dengeye kavuştu, artık gündemimizde değil” düşüncesinde.

Diğer yandan Erdoğan’ın “Faiz sebep, enflasyon sonuçtur” tezi, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı son 19 yılın en yüksek enflasyon oranıyla da yanlışlandı.

Ağustos ayında politika faizinin inmeden önce enflasyon yüzde 19 seviyesindeydi ancak faizler indirildikten sonra yıllık oran yüzde 36’ya fırladı.

Peki Merkez Bankası’nın rezervlerinin boşaltılmasıyla savunmasız kalan Türk Lirası ve artan enflasyon oranları karşısında iktidarın bir planı var mı?

Yeniçağ Gazetesi yazarı iktisatçı Evren Devrim Zelyut, Diken’in sorularını yanıtladı.

‘İktidarın geliştirdiği düşük faiz politikası, çaresizliğinden kaynaklanıyor’
Zelyut, iktidarın 2013’ten beri reformlar yerine günlük politikalarla beton rantına dayanmaya başladığına vurgu yaparak düşük faiz politikasının AKP’nin çıkmazından ve çaresizliğinden kaynaklandığına işaret etti: “İktidar, geliştirdiği düşük faiz politikasından vazgeçemez. Çünkü bu AKP’nin bir çıkmazından ve çaresizliğinden kaynaklanıyor. Enflasyon problemi var ve bunu çözemiyorlar. ‘Normal’ olan her ülke yapısal reformlar, eğitim ve hukuktaki gelişmelerle üretim miktarını, verimliliğini arttırarak enflasyon sorununu hayatından çıkarıyor. Ancak AKP, 2013’ten beri reform kelimesini ağzına almasına rağmen harekete geçmiyor. Neden geçmedi? Çünkü beton rantına dayanmayı tercih etti ve günlük politikalarla bugüne kadar geldi. Faizleri indirip piyasaya para sürerek saman alevi gibi bir canlık yaratılması onların klasik bir politikasıydı. Bunların ardından gelen seçimleri de hep kazandılar. Ancak o zamanlarda belki de hiçbirimizin görmediği bir detay vardı. Enflasyonu düşürmeden faizleri indirdiğiniz zaman bir yan etki olarak insanların dolara talebini arttırmış oluyorsunuz.”

‘Kuru kontrol altında tutabilecek rezervler bitti’
‘Alttan delik bir kova’ benzetmesi yapan Zelyut, ihracatla doldurulmaya çalışılmasına rağmen dışa bağlı üretim yapısının rezervleri bitirip, ‘kova’yı boşalttığını söyledi: “‘Meşhur’ 128 milyar dolarlık rezervle bastırılarak kontrol altında tutulmaya çalışılan bir dolar/TL kurunu gördük. Bu enflasyon yaratmadı. Türkiye’deki imalatın dışa bağımlı olduğunu ve kur arttıkça enflasyon yarattığı gerçeğini de unutmamak lazım. Dolayısıyla Türkiye’de kuru ne kadar kontrol altında tutabilirseniz enflasyonu da o kadar kontrol altında tutabilirsiniz. AKP geçmişte bunu rezervlere dayanarak başardı. Ama şu an o rezervler bitti. Çünkü üretim modelinin yanlışlığı, ürettikçe rezervlerimizin bitmesi, erimesi anlamına geldi. Adeta altı delik bir kova misali ne kadar ihracatla doldurmaya çalışsak da alttaki delikler, dışa bağlı bir üretim yapısı, demokrasiden hukuktan uzaklaşan sistem rezervlerimizin bitmesine sebebiyet verdi. Bu durum yatırımcı güvenini bitirdi, insanlar Türkiye’den kaçmaya başladı. Böyle olunca da kur yukarı gitti.”

‘Erdoğan’ın iktisadi görüşü iflas etti’
AKP’nin bu kötü gidişatı yaklaşan seçimler nedeniyle köşesinden izlemeyeceğini söyleyen Zelyut, ‘iktisadi görüşü’nün iflas ettiğini söylediği Erdoğan’ın manevralarını izlediğimizi belirtiyor: “Peki AKP ne yapacak? 2023 seçimlerine giderken yüksek enflasyonu bir kader gibi kabul edip, kurun artışını da izleyip seçimleri mi kaybedecek? Elbette hayır… Tayyip bey gerçekten iyi bir taktisyen. Faizi indirerek dertlere derman olmayacağını o da ekibi de çok iyi biliyor. Ama dini hassasiyetleri yüksek seçmenleri etkilemek, kamuoyunda da ulusal ‘iktisadi kurtuluş savaşı’ izlenimi verip kötü atmosferi tersine çevirmek için başarılı bir taktik manevra geliştirdi. Faiz zaten kelime olarak insanları ürperten bir kavram. ‘Faizi ben indiriyorum’ diyen elbette geniş halk kitlelerin kalbinde bir yer ediniyor. Ancak burada teknik bir sıkıntı var ki enflasyonu düşürmeden faizi indirmek kur sorununu ve buna bağlı olarak da enflasyonu karşımıza getiriyor. Artık çok net bir gerçek var: Tayyip beyin iktisadi görüşü iflas etti. Çünkü faizler düşmeden gerçekleşen enflasyonla faiz düştükten sonraki enflasyon arasında dağlar kadar fark var. Dolayısıyla burada Tayyip beyin bir manevrasını görüyoruz. Ancak bu manevranın da kendisini 2023 seçimlerine ne kadar idare edeceği soru işareti.”

‘Yapılan hamleler Türkiye’yi ancak iki-üç ay nefes aldırır’
Erdoğan’ın hamlelerin geçici ve yan çözümler olduğunun altını çizen Zelyut, iktidarın yaza kadar swap anlaşmalarıyla kuru stabile etme planını şöyle anlattı: ”Son günlerde ortaya attıkları kur korumalı mevduat hesabı, Merkez Bankası’nın ihracatçıların dövizlerinin yüzde 25’ine bir şekilde bloke koyması gibi hamleler tamamen tali, yani yan çözümler. Bunlar büyük bir paniğin eseri. Ancak uçurumdan düşmeyi engelleyici nitelikteki çözümler bunlar ama masada bizim ana problemimiz duruyor. O da Türkiye’nin üretim modeli yanlış olması. Dışa bağlı çalıştıkça döviz kaybettiren sistem bu. Bu sorun masada kaldığı sürece Tayyip beyin getirdiği ürünler ülkeyi ancak iki-üç ay oyalar. Bunlar kendisini de ancak yaz dönemine kadar nefes aldıracak çözümler. Swap anlaşmalarıyla, örtülü bir faizle yaza kadar kuru kontrol etmeye çalışacaklar, yazın da gelecek turizm dövizlerine güvenerek bir şekilde yaz sonuna kadar dövizde bir stabilizasyon amaçlanacak. Ama bunun toslayacağı yer 2022 mayısında başlayacak. Bu tarihte ABD merkez bankası (Fed) faiz artışı döngüsüne girecek. Bu döngü başladığı zaman ne Tayyip beyin geliştirdiği ürün, ne swap anlaşmalarından gelecek borç paralar ne de turizm sektörünün sağlayacağı katkı kurda bir denge sağlayabilir. Hepsinin dayandığı nokta Türkiye’deki ekonomi modelinin çürük olması.”

‘Geçici hamleler yetmiyor’
Reform trenini çoktan kaçıran AKP’nin geçici hamlelerinin kendisine seçimler için yetmediğinin altını çizen Zelyut, Körfez’deki eski ‘düşman’larla yakınlaşmaya değindi: “Kuru kontrol eden enflasyonu da kontrol eder. Enflasyonu kontrol eden de 2023 seçimlerinde oyuna ortak olur. AKP’nin bugün oldukça büyük seçmen kayıplarıyla karşılaştığı aşikar. Kur kontrolü ve dolaylı olarak enflasyon kontrolü kaçınılmaz bir gerçek. Kuru kontrol etmek için iki silahınız var. Yüksek teknoloji içeren malları ihraç edip kasanınızı dolar ve avroyla doldurabilirsiniz. Bunu yapmak için reformlar gerekir ama AKP bu treni çoktan kaçırdı. Artık bunun için vakti ve kadrosu yok. O zaman seçimleri kaybetmeyi mi bekleyecek? Yan ve geçici çözümlere bakacak. Azerbaycan, Güney Kore ve Katar’la elde edilen borç parayla kurun üzerine gidiliyor. Zorunlu karşılıklar denilen, halkın dövizlerinin kullanıldığına dair de iddialar var. Ama bütün bunlar yetmiyor eskiden ‘düşman’ olduğumuz ama büyük sermayenin var olduğunu bildiğimiz Körfez ülkeleriyle ilişkileri düzeltme çabası mevcut. Bu ülkelerle hem ihracat hem de yeni swap anlaşmaları hem de doğrudan yatırımların ülkeye çekilmesi için hamle yapıldığını görüyoruz.”

‘Erdoğan’ın Suud kartı çok önemli’
Zelyut, Türkiye mallarına boykot uygulayan Suudi Arabistan’a Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yapacağı ziyarete değinerek, iktidarın şubat ayında buradan kaynak sağlamak için tavizler verebileceği vurguladı ve buradan gelecek paranın yaz aylarına kadar kuru baskılamak için kullanılabileceğini söyledi: “Bu iş Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile başladı. Şubat ayında Suudi Arabistan ile devam edecek. Tayyip beyin Suud kartı çok önemli. Çünkü şu an Türk ürünlerine ambargo var. Bu ambargonun kaldırılarak Suud sermayesinin Türkiye’de yer bulması ve Merkez Bankaları arasında swap kanalının açılması Tayyip beyin önceliği olacak. Bunun için de veliaht prens Muhammed bin Selman’ın istediği gibi Kaşıkçı davasının Türkiye’de unutturulması gibi talepler geliyor. Ekstra talepler de gelebilir. Müslüman Kardeşlerle olan ilişkilerin bitirilmesi de bunun siyasi ayağı olabilir. Bunları Erdoğan yönetimi zorunlu olduğu için kuşkusuz kabul edecek. Çünkü umutsuz bir şekilde dolara, nakit paraya ihtiyaçları var ki Türkiye’de kur yukarı gitmesin. Şubat ayında bu ülkelerden bir kaynak sağlanacağını ve bunun da yaz aylarına Türkiye’de kurun stabilize edilebilmesi adına kullanılacağını değerlendiriyorum. Suud sermayesi, BAE’nin yatırım kararları var. Azerbaycan’ı da unutmayalım. Türkiye’nin Karabağ savaşındaki desteği nedeniyle Aliyev’in Türkiye’ye gönül borcu var. Buradan da yüklü swap girişleri olacak. Ancak bütün bunlara rağmen modeli yanlış olan bir ekonomide taşıma suyla değirmen dönmez.”

‘Fed’in kararı küresel sermayenin yönünü değiştirebilecek nitelikte’
Zelyut, son olarak Fed’in faiz arttırması gibi Türkiye’nin önünde duran risklere işaret etti: “Bütün bu uygulamalar yaz aylarına kadar Türkiye’yi idare etse, yaz aylarında da 25-30 milyar dolarlık turizm geliri gelse bile Türkiye’nin önündeki riskleri unutmamak lazım. Fed küresel sermayenin olduğu gibi yönünü tersine değiştirecek bir karar. Ekonomi canlanıyor talep artıyor. Türkiye dedikleri gibi büyüyor ancak bunun bir bedeli var. İthalat yapmadan ihracat yapamayan ve büyüyemeyen Türkiye’nin ürettikçe dövize olan talebi de arttıracak. Bu Türkiye’nin 40-50 yıllık makus talihidir. Dışa bağlı ekonomiyle çarklar döndükçe dövize bağlı talep de artar. AKP’nin de bu malum sondan kaçmasının imkanı yok.”