Gizli bir gündem mi var?
Prof.Dr.Esfender Korkmaz yazıyor:

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları doğrultusunda Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılmasını isteyen 10 büyükelçi için istenmeyen adam uygulaması yapılırsa, bunun sonuçları ne olur? Bu elçiler neden böyle bir açıklama yaptılar ve Türkiye neden bu kadar sert tepki veriyor?

Anayasanın 90. maddesinde;

”Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” deniliyor.

AİHM, 10 Aralık 2019 tarihli kararında, Kavala’nın “makul şüphe olmadan, siyasi nedenlerle tutuklanması ve bireysel başvurusunun makul sürede incelenmemesini” gerekçe göstererek, bu durumun hak ihlali olduğunu belirtmişti.

AİHM kararlarının uygulanmasını denetleyen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde 2010 yılında yapılan değişiklik ile AİHM kararlarını yerine getirmemekte ısrar eden bir devleti AİHM’e şikayet edebiliyor. Bu sistem kararları yerine getirmeyen devletler üzerinde hukuki olduğu kadar siyasi bir adım anlamına da geliyor.

Ama açıklama yapan Avrupa Bakanlar Konseyi değil ve elçilerin içinde Avrupalı olmayanlar var. Anlaşılan bunlar meseleye insan hakları ve özgürlükler açısından bakıyor. O zaman da tepki çekebiliyor.

Buna karşılık biz de Türkiye’nin imzaladığı anlaşmaya uygun olan ve uluslararası hukukla doğrudan ilgili bu maddeye uymamayı “teknik” ya da “millî” meseleler diye, ya da iç işlerine karışıyorsun diye geçiştiremeyiz.

Türkiye tepki gösterebilir ancak bu tepkinin ülke çıkarları açısından sınırlı olması gerekir. Zira bu 10 ülke içinde Almanya, ABD, Fransa ve Hollanda, Türkiye’nin ihracatında önemli paya sahip ülkelerdir.

*2020 yılında bu dört ülkeye yaptığımız ihracat 38,6 milyar dolardır. Toplam ihracatımızın yüzde 17’sini oluşturuyor. Yine aynı yıl için bu dört ülkeye karşı 3 milyar dolar açık verdik.

*2020 yılında, Çin’e olan ihracatımız yalnızca 2,9 milyar dolar, ihracatımızın yüzde 1,7’si kadar oldu. Aynı yıl bu ülkeye karşı 20,1 milyar dolar dış ticaret açığı verdik.

*Dört Batı ülkesine karşı verdiğimiz dış ticaret açığı toplam dış ticaret açığımızın yüzde 6’sını oluşturdu, Çin’e karşı verdiğimiz dış ticaret açığı ise toplam dış ticaret açığımızın yüzde 41’ini oluşturdu.

Dahası Türkiye, Osmanlı döneminden başlayan bir Batılılaşma peşindedir. Batılılaşma insan hakları ve demokratik özgürlükler demektir. Batı ülkeleri de bu alanda aşınmalara karşı hassas davranıyor.

Öte yandan bugüne kadar çok görülmemiş bu açıklamanın ve bizim aşırı tepkimizin altında yatan başka nedenler olabilir mi? Üç soru akla geliyor .

1-ABD ve AB, Türkiye’ye yaptırım kararı almak istiyor da bu açıklama bir ön hazırlık, bir alt yapı hazırlamak için mi yapıldı?

2-Türkiye, ABD’nin yaptırım kararını anladı da, ekonomik sonuçları dış güçlere bağlamak için mi bu kadar sert tepki verdi?

3-Yanlış faiz kararından sonra kurlar hızla artıyor. Dış borç iflas risk primi arttı. Kara parayla mücadele örgütü FATF, Türkiye’yi Gri Liste’ye aldı. Muhtemelen raiting kuruluşları da Türkiye’nin notunu iflas seviyesinin bir üstüne indirirler. Hükümet dış borçlarda temerrüt riskinin ve kriz riskinin yüksek olduğunu gördü de, krizi dış güçler yarattı demek için mi bu kadar sert tepki gösterdi?

Doğrusu; uluslararası ilişkilerde ülkemizin çıkarlarını ön planda tutmamız olacaktır.

Prof.Dr.Esfender Korkmaz yazıyor: