Faaliyete Geçişinin 90.yılında TCMB
Dr.Ayhan Bülent Toptaş

 FAALİYETE GEÇİSİNİN 90. YILINDA TCMB

“Merkez Bankasının başından beri müstakil bir müessese olmasını, diğer hususi bankalarla ilişiği olması şöyle dursun, devlete karşı da, bizzat Maliye Vekaletine karşı vazifesinin icab ettirdiği dürüstlük ve sertlikle çalışması gerektiğini biliyordum. Bunun için uğraştım” İsmet İnönü 14 Aralık 1929

“Vatandaş, Türk Parasının Kıymet ve İstikrar Bulmasını İstiyorsan, Bir Daha Para Krizi Görmek İstemiyorsan, Büyük Bir Vatan Borcu İfa Etmek İstiyorsan Cumhuriyet Merkez Bankası Hisselerinden Al” Yeni Mersin Gazetesi 11 Mart 1931

“Cumhuriyet Merkez Bankası bugünden itibaren kanunen teşekkül etmiş ve fiilen işe başlamıştır. Ziraat Bankası binasında kapının yanına bankanın ismini ihtiva eden bir plaka takılmıştır.”  Hakimiyet-i Milliye 03.10.1931

İzmir’de nefis bir Eylül akşamı. Alsancak’ta meşhur Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nin tanınmış bir restoranındayız. Hoş bir atmosferde sohbet ediyoruz. O gün öğleden sonra Kurtuluş Savaşının başlamasının yüzüncü yılı dolayısıyla İzmir Barosu ve Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesinin ortaklaşa düzenlediği “Ege’de Direniş ve Kurtuluş Savaşını Birlikte Düşünmek” konulu söyleşiyi İzmir Barosu Konferans Salonunda gerçekleştirmiştik. Söyleşi sonrasında Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesi Yönetim kurulu olarak, konuşmacılar Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Esra Danacıoğlu Tamur, Prof. Dr. İlhan Tekeli ve Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Erkan Serçe ile akşam yemeğine geçmiştik.

Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesi Başkanı olarak söyleşinin büyük ilgi görmesinden ve çok akıcı geçmesinden çok mutlu olmuştum.  Akşam yemeği de olağanüstü keyifliydi. İlhan Tekeli Hocanın müthiş bilgisi ve enerjisi çok etkileyiciydi. İyi bir akşam yemeğinin mutlaka güzel bir tatlı ile bitmesi hoş olur. Ama bu akşamın tatlısı olağanüstüydü.  Çünkü İlhan Hoca’ya Selim İlkin’le birlikte yazdığı “Para ve Kredi Sisteminin oluşumunda Bir Aşama: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası” kitabını imzalatacaktım. İlk baskısı 1981’de, ikinci baskısı 1997 yılında yapılan, önsözleri sırasıyla başkanlar Osman Şıklar ve Gazi Erçel tarafından yazılan bu kitaptan iki kopya yanımdaydı. Kitap, önce Osmanlı İmparatorluğundan para kredi sisteminin gelişimini ele alan, daha sonra kurtuluş savaşından TCMB’nin kurulup faaliyete geçişine kadarki süreci çok detaylı bir şekilde anlatan müthiş bir kitap. Ekleri ile beraber altı yüz sayfayı buluyor. Kitabın yazarı ile tanışmak, kitap hakkında konuşmak ve de imzalatmak benim için büyük bir onur ve mutluluk vesilesi olmuştu.

Ama TCMB tarihinden hoşlanmam için epeyce bir zaman geçmesi gerekmişti. Başlangıçta bu hiç kolay olmamıştı. Mesela, Mülkiye’de üçüncü sınıftayken (1982) Prof. Dr. Erden Öney dönemin TCMB başkan yardımcısı Tanju Polatkan’ı TCMB tarihini anlatması için sınıfımıza davet etmişti.  Erden Hocamıza bu jestinden dolayı sınıfça minnet duymadığımızı hatırlıyorum. Polatkan, genç insanlara bir kurumun tarihini anlatma görevinin zorluğunun farkındaydı ve Osmanlı Bankası’ndan başlayarak TCMB’nin kuruluşuna giden süreci bizlere mümkün olduğu kadar sempatik görünerek anlatmaya çalışmıştı. Ama o anlatmaya başladıktan kısa bir süre sonra sınıf buradan soru gelmeyeceğine kanaat getirmiş ve kendi içinde uğuldamaya başlamıştı. Ön sırada oturup, Polatkan’ı ilgiyle dinleyen Erden Hoca’nın birkaç defa geriye, bizlere doğru dönüp, sitemkar bakışlar fırlattığını çok iyi hatırlıyorum.

Şimdi nasıldır, bilemiyorum, ama TCMB’de yöneticiliğe ilk adım için verilen kurslarda da özellikle Osmanlı Bankası’ndan başlanarak Bankanın kuruluşuna kadar geçen bir tarihçe anlatılırdı. Tabii ki bu aşamada dersin daha ciddi bir şekilde dinlenmesi zorunluydu. Çünkü sınavda soru olarak gelme olasılığı çok yüksekti. Merkez Bankacılığının dünya çapındaki tarihi içinse Güney Afrika Cumhuriyet’i Merkez Bankası başkanlarından Michiel Hendrik De Kock’un yazdığı Merkez Bankacılığı kitabını referans alan bir tarihçe anlatılırdı. 1990 yılında görevli olarak gittiğim Pakistan’ın Karaçi şehrinde bir eski kitapçıda bu kitaptan üç dört kadarını bir sepetin içinde görünce çok şaşırmış ve bir tanesini oldukça ucuz bir fiyattan satın almıştım. Yazarına imzalatma şansım olmamıştı ama böyle bir kitabı edinmek bana güven ve mutluluk vermişti.

Merkez Bankacılığının Dönemleri ve TCMB

Sonradan, Forrest Capie, Charles Goodhart and Norbert Schnadt’ın 1994 yılında merkez bankacılığının gelişimi üzerine yaptıkları çalışma da merkez bankacılığının geçmişi ile ilgilenenler için De Kock kadar önemli bir kaynak oldu.

Yakından incelendiğinde her merkez bankasının kendine özgü bir tarihçesi olduğu görülür. Her merkez bankasının gelişimi kendi özel şartları doğrultusunda şekillenmiş ve bankanın kendi hükümeti ile özel bir ilişkisi olmuştur. Merkez bankasının bağımsızlığının derecesi her zaman ülkeden ülkeye değişmiştir. Bununla birlikte hükümet ve merkez bankası arasındaki ilişkileri biçimlendiren belirli küresel trendlerin olduğu da ileri sürülebilir. Goodhart ve diğerlerine göre çok sayıda ülkenin hükümet-merkez bankası ilişkilerinin birbirine benzediği üç dönem tespit etmek mümkün;

İlk dönem ilk merkez bankalarının oluşumundan Birinci Dünya Savaşına kadar geçen süreyi içerir. 19. Yüzyılda kurulan ve 20. Yüzyıla doğru merkez bankaları olarak ortaya çıkan bu kurumlar nispi olarak hükümetten bağımsızdılar. Bu nispi bağımsızlığın nedeni de söz konusu dönemde çoğu merkez bankasının hisselerinin özel sektörün elinde bulunmasıydı. Bu durum öncelikle laissez – faire, ikinci olarak da uluslararası para sisteminin altın standardı döneminde bulunmasının bir sonucuydu. Laissez–faire döneminin özelliği, devletin ekonomi yönetimine müdahalesinin sınırlı olmasıydı. Bu dönemde hükümetler merkez bankalarına nadiren müdahale etmişlerdir.

TCMB’nin kuruluşunu da içeren ikinci dönem Birinci Dünya Savaşının patlak vermesi ile başladı ve 1960’ların sonuna kadar devam etti. Bu dönemde merkez bankaları ve hükümetler arasındaki bağlantılar daha yakın hale geldi. Birinci Dünya Savaşının başlaması devletin ekonomideki ağırlığının artmasına yol açtı. Bundan merkez bankaları da etkilendi. Devlet merkez bankasının politika araçlarını kendi lehine kullanmaya başladı. Savaş sonrasında ortaya çıkan iktisadi buhranla birlikte popülerleşen Keynesyen talep yönetimi yaklaşımı da para politikasının hükümetlerin ekonomik amaçlarına ulaşmaları için kullanılabilmesine zemin oluşturdu.

Kuruluşu merkez bankalarının büyük ölçüde devlet kontrolüne geçtiği ikinci dönemde gerçekleşmesine karşın İsmet İnönü’nün başbakanlığı altında çalışan hükümetler TCMB’nin bağımsız bir statüye sahip olmasına büyük önem verdi. Bu nedenle Bankanın hisse yapısında Hazinenin payı yüzde 15 ile sınırlandı ve hükümetten bağımsız bir kurum olduğunu ifade etmek için adı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (Türkiye Cumhuriyeti değil) olarak belirlendi.

İlhan Tekeli ve Selim İlkin’in yukarıda bahsedilen kitabında yer alan bilgilerden kuruluş sürecinin son derece kısıtlı şartlarda, büyük bir ihtiyat, ciddiyet ve özenle yürütüldüğü anlaşılıyor. Ayrıca, dünyanın önde gelen merkez bankalarının uzman ve yöneticilerinin bilgisine başvurulduğu görülüyor. Hollanda Merkez Bankası İdare Meclisi Başkanı Dr. G. Vissering, İtalyan Uzman Kont Volpi, Lozan Üniversitesi Profesörlerinden Leon Morf, Alman Merkez Bankası Başkanı Dr. Hjalmar Schaht, Başkan Yardımcısı Karl Müller, Fransız ekonomist Profesör Charles Rist TCMB’nin kuruluş sürecine katkı sağlayan yabancılardı.

  1. Yılında TCMB

2001 krizini takip eden on yıllık dönem TCMB’nin doksan yıllık tarihinin altın dönemlerinden biri olarak değerlendirilebilir. Krizin yıkıcı ve ürkütücü etkisi hem siyasileri hem de bürokrasiyi daha dikkatli ve sorumlu çalışmaya yönlendirmişti. Krizden çıkış için desteği alınan IMF ekonomi yönetiminin ve kurumların belli kurallar çerçevesinde çalışmasını teşvik eden yönlendirmelerde bulunuyordu. Bu çerçevede yapılan çalışmalar sonucunda TCMB’nin bağımsız, şeffaf, hesap verebilir bir yönetişim yapısına kavuşması, enflasyonu aşağıya çekmesi, paradan altı sıfırın atılması önemli başarılar olarak tarihe geçti. Bu süreçte Avrupa Merkez Bankasının kurulması ve EURO’ya geçiş süreci de iyi uygulama örnekleri olarak ilham vericiydi. Küresel konjonktür de olumluydu. Bu şartlar TCMB tarafından iyi değerlendirildi. Bu başarı işsizlik ve büyüme performansında da tatminkar sonuçlar alınarak gerçekleşti.

Krizden on yıl sonra ise siyaset fabrika ayarlarına dönmeye başladı. TCMB on yılda kazandığı ivmeyi kaybetmeye başladı. Para politikası karmaşıklaştı, hem yurt içindeki hem de yurt dışındaki piyasa aktörleri bu politikayı takip etmekte zorlandıklarını defalarca belirttiler, ama koridorcu zihniyet terkedilmedi ve bu anlayış ikinci on yıllık dönemde TCMB’ye hakim oldu. Bankanın personel alımı ve atamalarına ilişkin geleneği aşındırıldı. Cumhurbaşkanlığı sistemine geçiş sürecinde TCMB’nin hukuki bağımsızlığı kısıtlandı. Başkan değişimi inanılmaz derecede hızlandı. TCMB’nin 20 ayda dört başkan gördüğü bir dönem yaşandı.

Tabii ki bu davranışların olumsuz sonuçlarının olması kaçınılmazdı. Son on yılda (2012’den bu yana) TCMB yüzde 5 olarak belirlediği yıllık enflasyon hedefini hiçbir şekilde tutturamadı.  Son beş senede ise yıllık enflasyon tek haneli rakamlara dönemedi. Gelinen noktada Orta Vadeli Programda enflasyon tahmini (TÜFE) yüzde 16.2 olarak açıklanırken, TCMB’nin enflasyon raporundaki tahmin yüzde 4.2 oldu. Bu farklılık maliye politikası ile para politikası arasında önemli bir koordinasyon sorununun varlığına işaret ediyor.

Son on yılda kurumsal yapıyı zedeleyecek şekilde hukuki çerçevesinin, başkanlarının, idare merkezinin bulunduğu şehrin, insan kaynakları yönetimi ile ilgili yerleşmiş uygulamalarının değiştirilmesi de dahil olmak üzere bir merkez bankasına yapılmaması gereken ne varsa yapılmış oldu. Bu gelişmeler medyada, akademik camiada, piyasalarda sürekli eleştiri konusu oldu. Kurumsal kapasitesi önemli ölçüde gerileyen TCMB’nin bu durumu Türkiye sınırlarını aşarak bir kötü uygulama örneği olarak gösterilmesine kadar gitti. Geçtiğimiz Temmuz Ayında ABD kongresinde yapılan bir toplantıda sunum yapan Fed başkanı Powell’a Cumhuriyetçi senatör Neely Kennedy’nin Fed’in TCMB’ye benzemesine izin vermemesini söylemesi gerçekten çok üzüntü vericiydi. Yirmi yıl önce iyi uygulama örneklerini takip etmeye başlayan Banka kötü uygulama örneği olarak sunulur hale geldi.

Bu zor dönemin kısa sürede atlatılacağını, hatalardan dönüleceğini umuyorum. Çünkü, bir merkez bankasının ne olduğunun, TCMB’nin ne olduğunun, merkez bankalarının öneminin, nasıl bir ciddiyetle yönetilmesi gerektiğinin, hangi kritere göre bu kuruma sokulduğu belli olmayan insanlarla yönetilmesinin sakıncalarının anlaşılması zor değil. Eğer bu toplum ve toplumu yönetenler bunu kavrayamazsa ülkenin hızla fakirleşmesi kaçınılmaz olacaktır.