Şubeci Yazdı: Bankaların personele müşteri haklıdır dayatması artık çalışanı canından bezdirdi. Gerçekten müşteri her zaman haklı mı?
Günden güne değersizleştiriliyoruz…
“değersiz” hissettiriliyoruz.
Peki ama bunun farkında mıyız?
Muhtemelen çoğumuzun yaşadığı birkaç örnek vermek istiyorum.
Bankalarımıza girdiğimiz ilk günden beri malum aba altından sopa gösterirler.
Yaptığın işi bankanın sistemi sayesinde yaptığını eğer sen bu işi yapmazsan yerine yapacak on binler olduğu hatırlatmaları yanında kimsenin vazgeçilmez olmadığı. 
(Senin, bilgi birikiminin, kimliğinin, durusunun, tecrübelerinin hiçbir önemin yok zaten sistem olduktan sonra kimi koysan yapar)
Senin için o an çok önemli ve acil olan bir konunun müdürünün sohbetini bazen de kahve keyfini beklemesi.
( müdürün sohbet edip, kahve içebilir ama sen gerektiğinde tuvalete giderken hesap verirsin.) 
Yüzlerce müşterinin tüm şahsi işleriyle, işlemleriyle kendi işinmiş gibi canla başla ilgilenip, kredi kartını yatırmak için ya da ailenle konuşmak için öğle arasını beklemen.
( senin bankacı kimliğinin dışında bir hayatın olduğu, bir müşteri, bir insan olduğun hatta bir hayatin olduğu gerçeği göz ardı edilir. Başkaları hep senden önemli, işleri hep seninkinden önceliklidir) 
Pandemiden dolayı şu an kısmen rahatlamış olsak da her sabah Grand tuvalet giyinmek, neredeyse her sabah kuaföre gitmek ya da her sabah sinek kaydı tıraş olmak hayatımızın vazgeçilmeziyken, şubeye gelen müşterinin pijamayla gelebiliyor olması. Şubelerin ve şubecilerin bankanın vitrini olduğu gerçeği.
( bu kadar yoğun iş temposu arasında gereksiz bir şekilde marka giyinmeniz ve aşırı bakımlı olman beklenir. Herkes kendine olan saygısı, zevki ve bütçesi doğrultusunda dış görüntüsünü belirler. Banka yönetiminin kurallarına veya kendini modacı, estetiysen, güzellik uzmanı sanan müdürcüğünün müdahalesine maruz kalınmamalıdır. Yaptığımız isin bugünkü formatında da buna pek ihtiyaç olduğu söylenemez.) 
Emeklerinin karşılığında herhangi bir şey başardığında, adam akıllı takdir beklerken yârim ağız edilen samimiyetsiz zoraki teşekkürler.
Buz gibi kalıplar halinde aceleyle atılmış ve mutlaka kısaltmalarla biten mailler.
( şubeci, süper rakam tebrik ediyoruz. TSK. İç.)
“Müşteri daima haklıdır” dayatması. Konu iç müşteri olan şubecilere gelince senin hep ama hep haksız olma durumun.
( müşteri daima hâkli değildir. Biz de haklı olabiliriz. )
Yalandan, kişiselleştirmeden gönderilen özensiz hediyeler, ya da maliyet olmaması adına muhtemelen en ucuz firmaya yaptırılmış dandik ödüller…
( artık iyice kalitesiz, hiç göndermemeniz daha hayırlı)
Şube müdürünün şube arabasına bebek koltuğu takması, sen müşteriye giderken toplu taşımayla gitmen.
( müdürcük klasiğidir, tüm ailesinin özel eşyaları şube arabasının içindedir, araba darmadağındır ve pistir. Araba o kadar onlarındır ki müşteriye giderken isteyemezsin, istersen fırça yersin) 
Ailenden biri hastayken acil çıkman gerektiğinde yıllık izin girmeni isterlerken kendileri ayni durumu yaşadıklarında kimseye bir şey söylemeden ortadan kaybolma rahatlığı. (Onların aileleri her şeyden önemli, senin ailen işinden bile önemli değil, Buna rağmen gidiyorsan da iznini gireceksin!!!) 
Özel durumlarda (ameliyat, cenaze, doğum, hastalık gibi) cep telefonuna ulaşılma arzusu, sürekli aranma hali (şimdi benim yaptığım işi yapacak binlerce adam varken, işi bilen adamların sürekli sudan sebeplerle seni rahatsız ediyor olması. Asa yoksa bana muhtaç mı oldunuz? )
Bu örnekler sürer gider. Bitmez ve inanın bana bitmeyecek..
İçinde bulunduğumuz bu sistem ve tüm oyuncuları sizi kendinize değersiz  ve 2.planda hissettirmek üzerine kurulu..
Günden güne , içten içe,  biz hiç fark etmeden içimize işleyip, özgüvenimizi yerle bir eden bu sistemin farkında olun ve buna yenilmeyin.
Bizler yani şubeciler , ülkenin –  her dalı ayrı ayrı detaylandırılmış mevzuata dayalı – en sert sisteminde ayakta kalmayı başaran , özverili, çalışkan ve emekçi insanlarız.
Siz değersiz değilsiniz.
Size bunu hissettiren sistem değersiz.
Biz değersiz değiliz.
Bize bunu hissettiren yöneticiler değersiz.
Şubeci