Dr.Ayhan Bülent Toptaş yazdı: Türkiye son yıllarda hükümetin hazırlıksız yakalandığı felaket ve krizlerden bıkmış durumda. Bu nedenle, Hükümet anlam ifade etmeyen mazeretleri, hamaseti ve başkalarını suçlamayı bir tarafa bırakıp, bir ulusal risk raporu hazırlamalı.
TÜRKİYE’NİN RİSKLERİ VE ULUSAL RİSK RAPORU İHTİYACI
“… İçten, samimi sohbet edeceğim. Şunları söylemek istiyorum: Biz bugün 100 günümüzü doldurduk. 65. Hükümet 100 günü geride bıraktı. Geçmiş 100 güne bakıyoruz, vallahi başımıza gelmeyen kalmadı. Başımıza gelen pişmiş tavuğun başına gelmedi. Ne biçim iş ya. Hepsi bugünü mi beklemiş? Darbeciler desen… onlar da bizi beklemiş. İçerden dışardan şer odakları, onlar da var gücüyle yüklendi, ama öyle bir millet var ki hepsinin canına okudu yani. 15 Temmuz dünya tarihine altın harflerle geçti…”  Başbakan Binali Yıldırım’ın Bloomberg HT tarafından 2 Eylül 2016’da Çırağan Sarayı’nda düzenlenen “Türkiye, iyi gelecek” konferansındaki bu konuşması Türkiye Cumhuriyeti’nin son yıllarda riskleri nasıl yönettiğini tarif eden tarihi bir konuşma.
Özellikle son sekiz yılda, Türkiye pişmiş tavuk sendromunu mahiyeti biri birinden çok farklı krizlerle yaşadı. Gezi olayları, şehir merkezlerindeki bombalamalar, darbe girişimi, Rahip Brunson krizi, Rus uçağının düşürülmesi, Rus uçaklarının askerlerimizi bombalaması, milyonlarca mülteci…Uzayıp giden bir kriz listesi. Son birkaç ay içinde yaşanan krizler bile yeterince şoke ediciydi ve toplumda büyük huzursuzluk yarattı.
Son olarak yaşadığımız büyük orman yangınının ateşi pişmiş tavuğu daha da pişirdi. Eğitimi yetersiz, oldukça dar bir vizyonu olan, duygusal, kayırmacı ve reaksiyoner bir yönetim anlayışının zaafları bir kez daha ortaya döküldü. Büyük bir orman yangınının çıkabileceği riskinin değerlendirilmediği ve gerekli önlemlerin alınmadığı görüldü. Böylesine büyük bir krizde bile devletin işletilemediği, hatta kasten işletilmediğine yönelik iddialara zemin hazırlayan tutarsız açıklamalar, geciken ve yetersiz müdahaleler toplumdaki güven duygusunu yeniden daha aşağı seviyelere çekti.
Bir yöneticinin ister Cumhurbaşkanı, ister başbakan, ister bakan, ister CEO, ister genel müdür muhtar ne olursa olsun bir göreve geldikten sonra yapacağı ilk işlerden biri karşı karşıya olduğu en önemli riskleri belirlemek ve gerekli önlemleri almaktır. Böyle davranılarak sorumlu olunan coğrafya, insanlar, tesisler, finansal varlıklar felaketlerden ve krizlerden, yöneticiler de toplum önünde küçük düşmekten, hatta hapse girmekten kurtulmuş olurlar.
Ulusal Risk Raporu
Türkiye son yıllarda hükümetin hazırlıksız yakalandığı felaket ve krizlerden bıkmış durumda. Bu nedenle, Hükümet anlam ifade etmeyen mazeretleri, hamaseti ve başkalarını suçlamayı bir tarafa bırakıp, bir ulusal risk raporu hazırlamalı. Rapor, Türkiye’yi tehdit eden riskler ve bunlara karşı alınan önlemleri içermeli ve kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Bu, hem hükümetin ülkeyi tehdit eden riskler üzerinde sistemli bir şekilde düşünmesini, hem de kamuoyunun hükümetin riskleri isabetle tespit edip etmediğini ve de gerekli önlemleri alıp alamadığını takip edebilmesini sağlayacaktır. Ulusal risk değerlendirmesi raporu, küresel ısınma, pandemi gibi küresel ölçekteki riskler hakkında farkındalığı da yükseltmeli, devletin tüm kurumları, sigorta şirketleri, araştırmacılar ve ilgili herkes tarafından kullanılabilmelidir.
Avrupa Birliği Sivil Koruma Mekanizması çerçevesinde birlik üyesi devletlerin risk değerlendirme raporları oluşturmaları zorunludur. Avrupa Birliği üyesi ülkeler düzenli olarak ulusal risk değerlendirme raporlarını hazırlamakta ve güncellemektedirler.
Türkiye’de bu alanda çok önemli ve isabetli bir adım İstanbul Üniversitesinden Profesör Dr. Davut Pehlivanlı tarafından atılmıştır. Pehlivanlı birkaç yıldır ulusal risk raporu hazırlamakta ve Türkiye’nin ön plana çıkan risklerini listeleyerek, değerlendirmektedir.
Türkiye Risk Sıralamasında 190 ülke Arasında 50’nci.   
Diğer taraftan, Türkiye’nin risklerini geniş boyutlu ve uluslararası karşılaştırmalı şekilde ele alan bir rapor dikkat çekici. Bu rapor, INFORM (Index for Risk Management) (Risk Yönetimi Endeksi) 2021 Raporu. Risk Yönetimi Endeksi Raporu Birleşmiş Milletler ile Avrupa Birliği Komisyonu bünyesindeki çeşitli kuruluşlar tarafından hazırlanıyor. INFORM’un amacı ülkeler için insani krizler ve felaketlerde alacakları kararlara destek sağlayacak analitik ve sayısal bilgiler hazırlamak. Bu şekilde kriz yönetimi döngüsünün farklı aşamalarında özellikle de önlem alma, hazırlık yapma ve müdahale aşamalarında ülkelerin karar vericilerine yardım etmek hedefleniyor. INFORM bir taraftan da küresel düzeyde kullanılabilecek metotlar ve araçlar geliştirmekte.
Raporda ilginç bilgiler yer almakta. İlk dikkat çeken hususlardan biri ülkelerin insani kriz ve felaket risk puanlarını ve sıralamalarını gösteren liste. Ülkelerin risk durumlarına 1 ile 10 arasında puan verilmiş. Bu puanlamaya göre örneğin; en yüksek riskli üç ülke Somali (9), Yemen (8.1) ve Afganistan (8.1). En düşük riskli ülkeler ise Lihtenştayn (0.8), Finlandiya (0.9), Estonya (0.9), Lüksemburg (0.9).
Raporda Türkiye’nin insani kriz ve felaket risk puanı 5 ve 190 ülke içinde en riskli 50. ülke olarak değerlendirilmiş. Komşularımızın ise sıralamadaki yeri ve puanları şöyle; Suriye 7. sıra  (7.3 puan), Irak 14. sıra  (6.5 puan), İran 47. sıra  (5 puan), Azerbaycan 67. sıra  (4.4 puan), Gürcistan 84. sıra  (3.9 puan), Ermenistan 103. sıra  (3.3 puan), Yunanistan 115. sıra  (3 puan), Bulgaristan 135. sıra  (2.4 puan).  
Rapor Türkiye’yi “İstikrarlı yüksek risk” kategorisinde değerlendiriyor. “İstikrarlı” ifadesi ile kastedilen ilgili ülkenin genel olarak riskinin son üç senede aynı seviyede olması.  İstikrarlı yüksek risk kategorisindeki 27 ülkeden bazıları Kolombiya, Mısır, Hindistan İran, Meksika, Pakistan ve çeşitli Afrika ülkeleri.  
Türkiye’de Risklerin Ağırlığını Deprem ve Çatışma Riskleri Oluşturuyor
Raporda belirlenen ülke risk puanlarının bileşenlerini doğal felaketler, ülkenin içinde bulunduğu çatışmaların yaratabileceği riskler, olası çatışma riskleri, sosyo-ekonomik riskler, hassas toplum kesimlerinin riskleri, yönetim, iletişim, fiziksel alt yapı riskleri, sağlık hizmetlerine erişim riskleri oluşturuyor.  Bu bileşenler dikkate alınarak Türkiye’nin 5 olan risk puanına bakıldığında, özellikle deprem bileşeni ile Türkiye’nin içinde bulunduğu çatışmaların ve dahil olabileceği olası çatışmaların risklerinin ağır bastığı görülüyor. Bu bileşen kapsamında Türkiye dünyanın en riskli 7. ülkesi (7.9 puan) olarak görülüyor. Bu oldukça olumsuz bir değerlendirme. Diğer yandan Türkiye, hassas toplum kesimlerinin karşılaşabileceği riskler açısından 4.9 puan ile dünyada 54. sırada. Yönetim, iletişim, fiziksel alt yapı riskleri ile, sağlık hizmetlerine erişim riskleri bakımından ise 3.2 puan ile dünyada 190 ülke içinde 138. sırada gözüküyor. Bu bileşen açısından oldukça olumlu bir puan ve sıra.
INFORM her ne kadar etkileyici ve kapsamlı bir rapor olsa da, Türkiye’nin kendi ulusal risk raporunu hazırlaması çok daha yararlı olacaktır. Böyle bir raporun hazırlanmasına İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Davut Pehlivanlı ile görüşülerek başlanabilir. Ama bu çalışmaya acilen başlanmalı ve en kısa zamanda tamamlanması sağlanmalı.