Küresel enflasyon zaten kronik enflasyon yaşayan Türkiye’yi nasıl etkileyecek? Dr.Ayhan Bülent Toptaş yazdı:
KÜRESEL ENFLASYONUN YÜKSELİŞİ VE TÜRKİYE’DE ENFLASYON

Bank for International Settlements (BIS) (Uluslararası Ödemeler Bankası) 15 Temmuz 2021 tarihli 43 numaralı bülteninde bir kavrama yer vermiş: Reflasyon. Mahfi Eğilmez’in sayfasında (10 Eylül 2015) söz konusu kavramın restoration (önceki haline getirmek) ile inflation (şişme) kelimelerinin bir araya getirilmesinden türetilmiş bir kelime olduğu belirtiliyor. Eğilmez’e göre kavram “yeniden makul oranlı enflasyona dönmek” anlamına geliyor. Belirli bir daralma, küçülme ve deflasyon döneminin ardından ekonominin içine girdiği toparlanma aşaması reflasyon olarak adlandırılıyor. Enflasyonu düşürme (dezenflasyon) anlamında kullanılan bir başka türetilmiş kelimeyle tam tersi anlam taşıyor. Bir ekonomide üretimi canlandırmak ve ekonomideki deflasyonist eğilimleri kırmak için uygulamaya sokulan para ve/veya maliye politikasına da reflasyon politikası deniyor.
Kavram COVID-19 pandemisi ile birlikte hükümetlerin hem maliye hem de para politikalarını genişleme yönünde kullanması sonucunda son zamanlarda sık sık dile getirilir oldu. Bu genişletici politikalar piyasaların daralmasını ve deflasyon tehlikesinin ortaya çıkmasını engelledi. Bununla birlikte, özellikle son birkaç ayda küresel enflasyonla ilgili endişeler daha fazla dile getirilir oldu.  Durum tabii ki Türkiye’de daha fazla endişe yaratıyor. Çünkü Türkiye zaten dünyada enflasyonun en yüksek olduğu ülkelerden biri ve hala da yükseliş sürüyor gözüküyor.
Küresel enflasyondaki yükseliş baz etkisinden kaynaklanıyor
BIS’in anılan çalışması bu endişelere ışık tutmak üzere kaleme alınmış. Çalışma araştırmacılar Flora Budianto, Giovanni Lombardo, Benoit Mojon and Daniel Rees tarafından yapılmış. Araştırmacılara göre enflasyon pek çok ülkede yükselişte. Aslında Covid-19’un en kötü günlerinden sonra yavaş yavaş toparlanmaya başlayan pek çok ülkede böyle bir yükselişin meydana gelmesi bekleniyordu. Ama bu yükseliş pek çok ülkede tahmin edilenin de ötesine geçmiş görünüyor. ABD ve pek çok ekonomide genişletici para ve maliye politikaları devam ederken, talepte de sıçrama görülmekte. Bununla birlikte, üretim darboğazları ve tedarik zincirlerindeki kırılmalar beklenenden daha büyük ve ısrarlı. Bu gelişmeler merkez bankalarının uzun bir süre enflasyon hedeflerini tutturamayacağı kaygılarının dile getirilmesine yol açtı.
Bültende, verilere daha yakından bakıldığında enflasyonun büyük bir kısmının pandeminin erken döneminde düşen fiyatların yeniden sıçraması sonucu oluşan “baz etkilerine” atfedilebileceği ileri sürülüyor.  Pek çok ülkede son iki yılın aylar itibariyle yıllık fiyat değişiklikleri 2021’dekinden daha düşük.  Örneğin; Brezilya ve ABD’de geçen iki yıldaki aylar itibariyle yıllık enflasyonlar bu yıl için hesaplanan enflasyon oranlarının yüzde 2 altında.  Benzer durumlar Meksika ve Almanya’da da gözlendi. Diğer yandan baz etkisi belirgin bir şekilde İngiltere, Çin ve Hindistan!ın üretici fiyatlarındaki artışlarda da gözlemlenebiliyor. Araştırmacılar, enflasyondaki yükselişin önemli bir kısmının baz etkisine dayanmasının enflasyonun kalıcılığı konusundaki endişeleri hafifletmesi gerektiğini düşünüyorlar.
Küresel enflasyondaki yükseliş ısrarlı bir eğilim göstermiyor
Çalışmada küresel enflasyondaki yükselişin ana kaynağının baz etkisi olması nedeniyle kalıcı bir yükselişin yaşanmayacağı belirtiliyor. Peki kalıcı bir enflasyon artışının ana nedenleri nelerdir? Bültende bu soruya da yanıt veriliyor; Tarihsel olarak kronik ya da ısrarlı enflasyonu tek başına veya diğer iki faktörle birlikte tetikleyen üç faktör var: i) Talebin sürekli olarak arzı aşması ii) Ücret artışlarının sürekli olarak emek verimlilik artışının üzerinde olması iii) Enflasyon beklentilerinin çıpasının kopmuş olması yani kısa dönem fiyat şoklarının uzun dönem fiyat beklentilerini değiştirmesi.
Yukarda belirtilen faktörlerden birincisi politika perspektifi açısından bakıldığında en kolay baş edilebilecek olanı. Çünkü toplam talep uygun para ve maliye politikası müdahaleleri ile daraltılabilir. Arzdaki daralmanın pandemi kapanmalarının sonucu olduğu ve toplam talebin geçici mali paketlerle desteklendiği mevcut koşullarda bunu gerçekleştirebilmek mümkün.
BIS’in araştırmasına göre diğer iki problem bu politikalara daha az ve daha yavaş yanıt verebilir. Fakat henüz bu faktörlerde de önemli bir sorun görünmüyor. Pek çok ekonomide ücretler pandemi öncesi trendleri takip ediyor. Hatta Kore, Euro bölgesi ve Japonya’da ücretler pandemi öncesi trendlerin altında seyrediyor. Enflasyon beklentileri ile ilgili olarak da ciddi bir sorun gözükmüyor. Hatta piyasa yorumcuları merkez bankalarının enflasyon hedeflerine 2022 yılında 2021 yılına göre daha çok yaklaşacaklarını ileri sürüyorlar.
Birkaç gün önce Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde ve ABD Başkanı Joe Biden’da enflasyondaki yükselişin geçici olduğunu düşündüklerini açıkladılar.
BIS araştırmacıları yine de ihtiyatı elden bırakmıyorlar; Onlara göre, daha ısrarlı bir enflasyon ihtimal dışı değil. Özellikle küresel tedarik zinciriyle ilgili arz daralmaları daha fazla fiyat yükselişlerine yol açabilir. Toplumsal gerilimi düşürmek amacıyla Covid-19 ve sonrası yapılan düzenlemeler ve ayarlamalar daha yüksek ücretleri ve daha fazla bütçe açıklarını getirebilir. Bu durum enflasyonu körükleyebilir. Enflasyonun yükseldiği gelişmekte olan piyasalarda ani sermaye çıkışları ve devalüasyonlar enflasyonda daha ısrarlı yükselişlere yol açabilir.
Türkiye’de Enflasyonun Nedenleri   
Küresel enflasyonda yükselme eğilimleri Türkiye’de endişe yaratmıştı. Çünkü bu yükselişin, hele bir de kalıcı hale gelirse, ithalata bağımlı bir üretim ve tüketim yapısına sahip olması nedeniyle Türkiye’deki enflasyona yeni bir ivme katabileceği konusu gündeme gelmeye başlamıştı. BIS bülteni bu konuda endişelenmek için henüz erken olduğuna dikkat çekiyor. Endişeler haklı çıksa bile küresel enflasyonun Türkiye’deki enflasyonunun tek nedeni olmadığı biliniyor. Küresel enflasyonla mevcut nedenlere bir yenisi eklenmiş olur. Türkiye’de 2017 yılından bu yana çift haneye demir atmış olan enflasyonun kronikleşmiş dış ve iç nedenleri var. Bunları Kalkınma Bakanlığı’nın 2018’de hazırladığı bir rapora dayanarak özetlemekte fayda görüyorum;
1-Üretim’de kullanılan hammadde, ara malı ve yatırım mallarının artan bir şekilde ithalata bağımlı hale gelmesi,
2-Üretimin yanı sıra, tüketimde de ithalatın rolünün artması,
3-Üretimde ve tüketimde dışa bağımlılığın döviz kurlarındaki yükselme ile birlikte içerde fiyat artışlarına dönüşmesi,
4-Gıda sektörünün yapısal sorunları, pazarlama kanalındaki aksaklıklar, üreticilerin örgütlenmelerindeki yetersizlikler, depolama ve lojistikteki yetersizlikler,
5- Mali disiplinin bozulması, kamudaki fiyatlamalarda ve vergilerdeki aşırı artışlar,
6-Reel ücret artışları, rekabet koşullarındaki aksaklıklar,
7-Enflasyon beklentilerinin bozulması,
8-Üretimi artırmaya katkısı olmayan kredi genişlemeleri.
Görüldüğü gibi Türkiye’de enflasyonun pek çok nedeni var. Bu nedenler yukarıda anılan, Bakanlığın On Birinci Kalkınma Planı (2019-2023) Enflasyonla Mücadele Özel İhtisas Komisyonu Raporu’nda çok başarılı bir şekilde izah edilmiş. Sadece politika faizini yükselterek veya indirerek çözülecek sorunlar değil bunlar. Üzerinde çalışılması gereken çok geniş bir alan var. Ama raporun yazıldığı 2018’den bu yana bu alanların durumunda kayda değer bir değişiklik yok. Bu da, küresel enflasyon olsa da olmasa da kronikleşmiş ve çift haneli bir enflasyonla yaşamaya devam edeceğimize işaret ediyor.