Dr.Ayhan Bülent Toptaş yazdı: TUİK’in her ay ölçtüğü enflasyon rakamları yanlışsa ne olur? İşte bu ihtimalin ortaya çıkartacağı fatura! 
 ENFLASYON RAKAMLARI YANLIŞSA NE OLUR?
Enflasyon rakamlarının gerçeği yansıtıp yansıtmadığına dair tartışmalar benim için neredeyse kırk yıl öncesine kadar gider. 12 Eylül 1980 darbesi sonucunda kurulan askeri yönetim darbeden dokuz ay önce başlatılan 24 Ocak 1980 ekonomik istikrar tedbirlerini benimsemişti. Söz konusu tedbirlerin mimarı Turgut Özal’ı da ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı olarak görevlendirmişti. Özellikle emekçi kesimin refah seviyesini aşağıya çeken sıkı para politikası ve maliye politikasının etkisiyle enflasyonda hızlı bir düşüş yaşanmıştı. 1980 yılında yüzde 116’yı bulan enflasyon 1981’de yüzde 33.9’a 1982’de ise yüzde 21.9’a çekilmişti. Ortada büyük bir başarı var gibi gözüküyordu. Ama arada çatlak sesler de yükselmiyor değildi. Fiyatlar aşağıya doğru inerken bazı yayın organları mutfaktaki yangından bahsediyordu. Enflasyon rakamlarında bir sorun olduğu üzerinde bir algı oluşuyordu.
Problem Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) İktisat bölümü derslerine de yansıdı. Bir derste hocamız Orhan Türkay enflasyonun mevcut politikalarla aşağıya çekildiğini ifade edince sınıfta bir uğultu başladı. Bazı arkadaşlar Türkay’a enflasyonun gerçeği yansıtmadığını düşündüklerini ifade ettiler. Onlara göre geçen yıl aldıkları peynirin veya zeytinin fiyatı ile bu yıl aldıkları peynirin veya zeytinin fiyatı arasındaki fark hiç de yüzde 20 gibi gözükmüyordu, bu fark çok fazlaydı. Türkay, ön sıralardaki öğrencilere arkadaşlarının açıklamaları ile ilgili bir değerlendirme yapmak isteyenin olup olmadığını sordu. Ben el kaldırdım ve fiyat endeksinin sadece peynir ve zeytinden ibaret olmadığını söyledim. Endeksin kapsadığı ve bizim kullanmadığımız başka ürünler de vardı ve belki de bunların fiyatları daha yavaş yükseldiği için enflasyon böyle bizim algıladığımızdan daha düşük çıkıyordu. Türkay bu yanıtı beğendi. Kız arkadaşım ve şimdiki eşim bana fısıltıyla “Tebrikler.” dedi. Aynı anda son derece titiz ve saygıdeğer hocamızdan hem de kız arkadaşımdan aldığım olumlu geri bildirimler benim için bu tartışmayı unutulmaz hale getirdi.
Aradan yıllar geçti. Ben son yıllardaki kadar devletin enflasyon rakamlarına olan güvensizliğin arttığı bir dönem hatırlamıyorum. Bugünlerde ne zaman enflasyonla mücadele konusu gündeme gelse canavarın gerçek boyutunun ne olduğu ile ilgili kaygılar da gündeme geliyor. Yakın zamanda kurulan ve Türkiye’deki enflasyonu neredeyse TUİK’in rakamlarının iki katı olarak açıklayan ve bu yüzden TUİK tarafından dava edilen Enflasyon Araştırma Grubunun (ENAG) çalışmaları şüpheleri daha da artırıyor. Dünyaca ünlü ekonomi profesörü Steve Hanke’de Türkiye’de enflasyonun resmi rakamların iki katının üstünde olduğunu ileri sürüyor.
Çok güven duyulan önemli bir iktisatçı olan Mahfi Eğilmez (5 Nisan 2021) TUİK tarafından açıklanan TÜFE endeksinin gerçeği yansıtıp yansıtmadığı konusunda insanların kuşkularının haksız olmadığını düşünüyor. Eğilmez kaygıların ana kaynağına dikkat çekiyor; “Üretimde ciddi ithal girdi kullanan bir ekonomide kur etkisi % 30’lara yaklaşırken ve üretici fiyatları % 30 artarken tüketici fiyatlarının (üstelik içinde üretici fiyatlarından farklı olarak KDV gibi vergiler de varken) % 16 artması tuhaf bir durum.”
Covid-19 Enflasyonun İsabetli Ölçümünü Daha da Zorlaştırdı
Tüketici Fiyat Endeksi gibi göstergeler tüketicilerin geçmişte paralarını harcamış oldukları malların oluşturduğu “sepet” üzerinden oluşturulmuştur. Ama bu sepet insanların pandemi günlerinde satın aldıklarından çok farklı bir hale geldi.
TUİK’e göre salgın sebebiyle tüketim alışkanlıklarında oluşan değişimlerin bir kısmının geçici olarak, bazılarının ise uzun süre devam edeceği öngörülmektedir. Kurum, 2021 yılında da devam edeceği öngörülen söz konusu etkilerin TÜFE ağırlıklarına en güncel şekilde yansıtılması için Avrupa Birliği İstatistik Ofisi’nin (EuroStat) Aralık 2020’de yayımladığı metodolojik kılavuzdan faydalandığını belirtmekte.
Diğer taraftan, pandemiden önce enflasyon rakamlarının derlenmesi için satış mağazaları ziyaret ediliyor ve fiyatlar soruluyordu.  Kapanmalar başladığında muhtemelen araştırmacılar bu işi sağlıklı bir şekilde yapamaz duruma geldiler ve verilerde boşluklar oluşmaya başladı. Önemli miktarda satış online’a döndü, ölçüm yapmak iyice güçleşti.
COVID-19 salgını döneminde toplum sağlığına risk oluşturmamak için Nisan 2020 itibarıyla TÜİK’in tüm hanehalkı anketlerinde yüz yüze görüşme uygulaması geçici süre ile durduruldu ve bu sebeple TÜFE ağırlıklarının temel veri kaynağı olan, kapsamı gereği farklı bir veri derleme yöntemiyle uygulanması mümkün olmayan Hanehalkı Bütçe Anketi, 2020 yılı için tamamlanamadı.
Ama yine de hatırlanması gereken husus TUİK’in enflasyon ölçümünün isabetliliği hakkındaki tereddütlerin Covid-19 salgınından daha önce de var olduğudur. Görünüşe göre bu tereddütler, Ağustos 2018 döviz kuru krizini takiben TÜFE’nin yüzde 20’nin üzerine çıkması ve TUİK başkanlarının çok sık değiştiği bir döneme girilmesi ile yoğunlaştı  
Enflasyon Gerçek Seviyesinden Düşük Ölçülürse Ne Olur?
Enflasyonun gerçek seviyesinden düşük ölçülmesinin yaratacağı ciddi sorunlar şöyle özetlenebilir;  
Birinci olarak, GSYİH ve verimlilik rakamları çok yüksek çıkabilecektir, Eğer enflasyon olduğundan düşük hesaplanırsa bu oran dikkate alınarak hesaplanan diğer ekonomik göstergeler de yanlış olacaktır.
İkinci olarak, Enflasyona göre belirlenen kamu ve sosyal güvenlik harcamaları (örneğin memur ve emekli maaşları) olması gerekenden düşük belirlenecek ve toplumun özellikle emeği ile geçinen kesimi enflasyon karşısında ezilecektir. Zengin daha zengin fakir daha fakir olacaktır ve gelir dağılımı bozulacaktır.
Üçüncüsü, merkez bankası TÜFE’yi çok ciddiye alırsa para politikası olması gerekenden daha genişletici olacaktır. Sadece politika faizi olması gerekenden daha düşük olmakla kalmayacak, buna paralel olarak kullanılmaya çalışılan araçlarla ilgili kararlar da yanlış olacaktır.
Dördüncüsü, iş dünyası yanlış rakamlara bakarak karar alacaktır. İş dünyasında karar alıcılar uzun dönemli stratejilerini belirlerken ve kısa vadeli kararları alırken doğru göstergelere ihtiyaç duyarlar. Düşük ölçülen enflasyon bu kararların isabetliliğini olumsuz etkileyecektir.
Böyle bir durumda para politikası ile ilgili kararlar alınırken sadece TÜFE’ye bakılmamalı elektrik, doğal gaz, benzin, döviz, altın, gümüş, demir, çimento vb. ile gayrimenkul, hisse senedi, tahvil gibi varlıkların fiyatlarındaki artışlar da göz önünde tutulmalıdır. Yatırımcılar da kararlarını alırken bu artışları göz önünde tutmalıdırlar. Aksi takdirde isabetli kararlar verilmesi mümkün olmayacaktır.