Şubeci, herkesin bildiği ama konuşmadığı o sorunu yazdı: Anne-baba olma hakkı elinden alınan bankacılar…
Çaresiz babaları okudum bugün.
Çaresizlikten baba olmayı bile düşünemeyen adamların yazdıklarını.
Baba olma ihtimalini bile elinden aldığını yazmış bir arkadaşım. Bu korkunç sisteme dayanmaya çalışırken kullandığı ilaçlardan yanına kalanmış baba olamama ihtimali.
Baba olan, baba olduğu o insan hayatındaki en özel anı kendisinden çalınmış arkadaşımı okudum.
Bunlar yazılmış olanlar.
Yazılmayan bilmediğimiz ne çok hikayeler var, neler yaşıyoruz şubeciler olarak??
Nasıl geldik bu noktaya, nasıl ezberletildi, dayatıldı bu çaresizlik bizlere?
Biraz buna bakalım derim.
Yine bir arkadaşımın yazdığıyla devam. Etmek istiyorum. Müdürlerimiz!!!
Altlarında şubenin arabası; onlar “ana baba” çocuklarının karnesine giderler, veli toplantısına giderler, hastaneye götürürler…
Peki ya biz?
Biz bunlar için YILLIK İZİN gireriz.
Akşam 18:00 de çıkmak için kıvranırız. Kapısına gitmeye çekiniriz çoğu zaman müdürün. Oda telefonda değilse ya da toplantısı, misafiri yoksa. Aksi takdirde bir de onları beklersin ya da laf yersin “ben burada çalışıyorken sen hayırdır?” der sende kös kös oturursun ve müdürcüğünün çıkmasını beklersin.
Gün içinde yaşadığın, sabrettiğin, içine attığın her şey içinden çıkmak ister.
Çıkarda.
Tüm sabrını, tahammülünü hoşgörüsünü, güler yüzünü, enerjini gün içinde o kadar çok tüketirsin ki eve bir şey kalmaz.
Beyin yorgunluğu hiçbir şeye benzemiyor; yaşayan bilir. Kafan 200 kilo eve gelirsin ve bir sebepten ailene patlarsın.
Kimi zaman öfkeyle, kimi zaman yalnız kalma isteğinle, kimi zaman hiç ilgilenmemekle, eşinle çocuğunla. Konuşmamakla yaparsın bunu. Akıllı telefon ya da televizyon bu ilgisizliğinin can yoldaşlarıdır bazen seninde.
Sonra başlar o büyük pişmanlık zamanla vicdan azabına dönen.
Bir bakarsın zaman geçmiş. Çocuk büyümüş, sen yaşlanmışsın… 
Şu bir defa geldiğin hayat kayıp gitmiş ellerinden.
Kazandığın tek şey yeni sıfatın: ” eski bankacı “
Başardığın, yaşadığın her şey bu iki kelimeyle sınırlıdır artık.
Unutmamamız hatta sürekli yarışan hırs küplerine hatırlatılması gereken şey bu.
“Eski bankacı” sıfatından sonra aklıma geldi. Bize dedikleri aslında doğru biliyor musunuz?
” Hiçimse vazgeçilmez değildir “ ve inanın bana her ayın birinde geçen ay yaptığınız her şeyin unutulduğu ve silindiği bir sistem bu cümlenin sağlamasıdır.
Fak ettiniz mi? 
Çaresiz babalar olmamızda, çaresiz analar olmamıza, çaresiz şubeciler olmamıza ne çok emeğiniz var. Tebrikler!!! !..    (Üstelik tam da istediğiniz gibi özlük haklarına girmedim.)
Sevgili Şubeciler,
Yaşadığımız süreç zor, bize yaşatılanlarda. Âmâ şunu unutmayalım; hayatta geri gelmeyecek tek şey zaman. En kıymetlisi de…
Çaresizlik tüm. Ruhumuzu hatta hayatımızı sarmışken yarın yeni bir başlangıç olsun…
Bir şekilde bir çıkış yolu bulalım, yoksa yaratmaya çalışalım. Buna kafa yoralim,konsamtre olalım.
Bir hedef koyalım bu sefer kendimiz için.
Yaşamı, zamanı ve anları kaçırmayacağımız, umut edeceğimiz ve hayallerimizin olduğu bir hedef.
Umuyorum bir sonraki babalar gününüzde bu çaresizlikten, umutsuzluktan, yasadıklarınızdan uzak, hayallerinize ve mutluluğa yakın olursunuz.

Şubeci