Koskoca holdingler ve bankalar defter değerinin altında hatta 3 yıllık karı değerinde işlem görüyor. Peki bu kadar düşen hisseler alınmaz mı? Usta fon yöneticisi Tayfun Oral yazıyor:
Piyasanın Kriptosu …
Herhangi bir piyasada, fiyatların yükselmesini sağlayan “tek sebep” yeni yatırımcı ( yada yeni alıcı ) girişidir. Düşüren sebep ise, varolan yatırımcıların çıkışı..
Likidite; varlık değerinden yada kardan önce gelir..Bir varlık değeri ne olursa olsun, başka bir değere çevrilme özelliğini kaybederse, değersizleşir.
Piyasalara para girişi oldukça ( yeni yatırımcı girdikçe ) likidite artar.Likidite arttıkça, varlık değerleri yükselir.”Aşırı likidite” veya “ eksik likidite “ varlık değerlerini; beklenen yada hesaplanan değerden uzaklaştırır. 
İşte,bu nedenle analizlerin zamanlama açısından en önemlisi ; “para giriş-çıkışıdır”
Para girişi yoksa; değerleme ve performans ölçmek için kullanılan finansal rasyolar hep düşük, para girişi varsa hep, yüksek seyreder…
O yüzden , “ abi, koskoca holding defter değerinin altında işlem görüyor, burdan da alınmaz mı kardeşim ? “ ,sorusunun doğru cevabı ; “ alınmaz ! “ dır .
Esasta mesele, potansiyel yatırım araçlarını belirleyip ,”doğru zamanda “ almaktan geçer. 
İstanbul Borsası’nda kazanmak için; çok da kafa patlatmaya gerek yok! 
Analist raporlarına göz atmak, içinde ; “... den beri değerleme olarak en düşük seviyesinde işlem görüyor.. Hedef değerimizin … altında. Önümüzdeki iki yıl içinde satışlarında % … den fazla artış bekliyoruz …” cümleleri geçen şirketlerden bir kısa liste yapmak, ardından sadece para girişini izlemek yeterli. 
Para girişi ne zaman olur ? 
Seçim olur! O parti kazanır yada bu parti kazanır.Traderin işi siyaset değidir. Ekonomik paket açıklanır.Az beğenilir, az para girer. Çok beğenilir, çok para girer.. 
Neticede; seçim kararı açıklandığı gün, almak için hazırız demektir…Bütün verileri analiz edip ,doğru zaman için hazır olmak gerekir .. 
Estonya Feribotu Sendromu … 
1994 yılı eylül ayı Baltık Denizi‘nde sert bir mevsim dönümü esiyor.. 1980 yılında Almanya Mayer Werft tersanesinde inşa edilen Estonya Feribotu, 989 yolcusuyla kıyıya yakın seyir halinde…
Feribot sert hava nedeniyle,su almaya ve yan yatmaya başlıyor.Kaptan; “panik yapmayın, dünyanın en güçlü feribotundasınız” anonsları yapıyor. Buna rağmen yolcuların bazıları, feribot su almaya başlar başlamaz,hemen feribotu terk ediyorlar. 
Büyük bir kısım yolcu ise, kaptanın sözünü dinleyip su boşaltma faaliyetini izliyorlar ..Zaman ilerliyor… Feribotun içindeki su seviyesi yaklaşık yarım metreyi buluyor. 28 Eylül gece saat 00.50 de sert dalgalar ve içeride biriken su nedeniyle dengesi bozulan feribot yan yatmaya başlıyor… 
Yaklaşık bir saat içinde feribot sulara gömülüyor…Yolculardan, feribot su almaya başlarken gemiyi terk etmeye karar veren 137 kişi kurtulurken, kaptanın anonslarına güvenen, feribot yan yanmasına rağmen, sakince su boşaltma işlemini izleyen 852 yolcu maalesef hayatını kaybediyor..Kaza sonrası araştırmalarda, ölenlerin neredeyse tamamının yüzme bildiği ortaya çıkıyor.. 
Yaşanan bu trajedi literatüre “ Estonya Feribotu Sendromu “ olarak giriyor… 
Feribot; ürettiği her şey sağlamlıkta dünyada en önlerde yerini alan,Alman yapımı. Hava sert ama, tarihe geçecek bir fırtına yok …Elbette,tecrübeli bir kaptan var dümende .. Kıyıdan da çok uzak değiller ..Yüzme de biliyorlar .. 
O zaman, 852 kişi niye yaşamını yitirdi ?