Merkez Bankası enflasyonla mücadele için en etkili silahı yani faiz silahını çekti. Dr.Ayhan Bülent Toptaş, faiz artışı ile ortaya çıkacak hasarın boyutunu yani fedakarlık oranını (sacrifice ratio) yazdı:
19 Kasım ve 24 Aralık’ta alınan faiz kararlarının etkisi ile ekonomi dünyasında öyle bir hava esmişti ki sanki ortadaki sorunlar bir anda çözülmüş, güzel günlere doğru ilerlemeye başlamıştık. Kararın hemen ardından yayınlanan en son yazımın başlığı da “Faiz Kararının Etkisi Abartılmamalı” olmuştu. Yazıya böyle bir başlık atmamın nedeni ekonomi yönetiminin birkaç politika aracından ibaret olmadığına ve doğru bir faiz kararı almanın ekonomideki tüm sorunları çöz(e)meyeceğine dikkat çekmekti.
Gittikçe karmaşıklaşan ekonomilerde faiz dahil pek çok ekonomi politikası aracının bilinçli, ahenkli hamlelerle, yoğun çalışma ve analizlerle desteklenerek işletilmesi gerekiyor. Bir merkez bankasının aldığı faiz kararı, kararlar, eylemler ve sonuçlar zinciri içerisinde tek bir halkadır. Zincirin sağlamlığı için şart olmakla birlikte doğru bir faiz kararı tek başına bir anlam ifade etmez. Faiz kararının ekonomi üzerinde etkilerinin olması kaçınılmazdır ama işlerin tekrar rayına oturması için yeterli değildir.
Öncelikle son dört ay içinde TCMB’nin politika faizinin nasıl yükseldiğini hatırlayalım: Geçtiğimiz Eylül ayında politika faizi yüzde 8.25’ten 10.25’e, Kasım ayında yüzde 15’e, Aralık ayında da yüzde 17’ye yükseldi. Bu, yüzde yüzü aşan bir artış demek. TCMB’nin Ocak’ta ve /veya Şubat’ta da faiz artırımına devam edebileceğinden bahsediliyor. Bu nedenle bu yazıda yükselen politika faizinin Türkiye ekonomisinde kısa vadede yarattığı etkileri ve özellikle önümüzdeki dönemlerde daha ne gibi etkileri olabileceğini kısaca değerlendirmek istedim.  
Borçlanma Maliyetleri Arttı
Faiz artırımının ekonomi üzerindeki ilk etkisi borçlanma maliyetlerinin artmasıdır. Nitekim, Ağustos 2020’de başlayan parasal sıkılaştırma hamlesi ve bunu yılın son çeyreğinde izleyen faiz artırımları ticari kredilerin ve tüketici kredilerinin maliyetini artırdı. Örneğin; Nisan ayı sonlarına doğru yüzde 8.45’e kadar gerileyen TL. bazlı tüketici (ihtiyaç, taşıt ve konut) kredileri faizi bu yıl başında yüzde 22 civarına yükseldi. Kredi faizlerindeki artış toplam kredi miktarı üzerindeki etkisini Kasım 2020 ayı başlarından itibaren göstermeye başladı. 2020 yılı başında 2.5 trilyon TL. olan toplam kredi hacmi Kasım ayı başında 3.5 trilyon TL.’lik zirvesine ulaştıktan sonra düşüşe geçti. 
Türkiye ekonomisinde özel bir öneme sahip inşaat sektörü ile olan yakın ilgisi sebebiyle konut kredilerinin miktarına ayrıca bakmakta da yarar var. 2020 yılı başında 180 milyar TL. civarında olan konut kredileri de Aralık ayı başında ulaştığı 254 milyar TL.’lik zirveden itibaren düşüşe geçti. Bu da önümüzdeki dönemde inşaat sektörünün daha da yavaşlayacağının bir işareti.
Reel Faiz Yükseldi, Kurlar Bir Miktar Düştü
Merkez bankalarının faiz artırımı mevduat faizlerini de yükseltir. Haziran 2020’de yüzde 7’lik seviyelere kadar düşen mevduat faizlerinin TCMB’nin faiz artırımları sonucunda 2021 yılının ilk günlerinde yüzde 18’i aştığı görülmekte. Enflasyonun bugünkü düzeyi ile (yüzde 14.6) hesaplandığında reel faiz yüzde 3.5 civarında. Eğer TCMB’nin 2021 yıl sonu enflasyon tahminini (yüzde 9.5) baz alarak reel faizi hesaplarsanız reel faiz % 8.5 düzeyinde. Bu veriler ışığında TL. mevduatlarının toplam tutarının artması beklenir ama faiz artışlarına rağmen TL. mevduatlarının 1.5 trilyon TL. civarında sabitlendiği görülüyor. Buna karşılık yabancı para mevduatın TL. karşılığı tutarının 1,9 trilyon TL’ye ulaştığı görülmekte. Bu durum faiz artışlarına rağmen dövize olan talepte henüz önemli bir gevşeme olmadığını göstermekte ve özellikle yurtiçi yerleşiklerin ekonomi yönetimine olan güveninde hala sorunlar olduğu izlenimi vermekte. 
Faiz artışından umulan önemli bir sonuç da TL. yatırımların getirisinin artırması nedeniyle yerli ve yabancı yatırımcıların yurt içinde döviz satarak döviz arzını ve TL.’ye olan talebi artırmalarıdır. Döviz bollaştıkça değeri düşer, TL’ye olan talebin artması sonucu da TL. kıtlaşır ve değeri yükselir. Kasım 2020’nin ilk haftasında 8.50 TL’yi zorlayan dolar peş peşe faiz artışları sonucunda 7.30 TL civarına kadar geriledi. Yüzde yüzü aşan bir faiz artışına karşın kurlarda yaklaşık yüzde 14’lük bir düşüş söz konusu. Enflasyondaki yükselmenin ana sebebi olarak kurların artması görüldüğünden kurun politika faizine verdiği reaksiyon çok önemli. 
Kamu Borçlanması ve Tatsız Aritmetik
Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre, 2020’nin başında 1 trilyon 329 milyar TL olan merkezi yönetim borç stoku, 2020 Kasım ayı itibarıyla 543 milyar TL (yaklaşık %41) artarak 1 trilyon 872 milyar TL’ye ulaştı. Bu borcun 793 milyar TL.’lik kısmı TL. iken 1 trilyon 79 milyar TL.’lik kısmı döviz cinsindendir. Yükselen faizler kamunun geri ödeyeceği borçların içindeki faiz payını artıracaktır. 2021 yılında da 541 milyar TL.’lik bir borçlanma hedeflenmekte. Hem olağanüstü hızla artan bir borçlanma var, hem de faizler yükselişte. 
Thomas J. Sargent ve Neil Wallace’ın 1981 yılında yazdıkları Some Unpleasant Monetarist Arithmetic adındaki klasikleşmiş makalelerinde bir ülkenin Hazinesinin yoğun şekilde borçlanmaya devam etmesinin, sonunda onu merkez bankasının kapısını çalmaya itebileceği, bunun da enflasyonu yukarı seviyelere çekeceği belirtiliyor. Kamu borçlanmasındaki hızlanma ve bu hızlanmanın yanı sıra faizlerin de yükselmesi söz konusu makaleyi akla getiriyor.  
Enflasyonla Mücadele ve Fedakarlık Oranı 
Faiz artışının ana hedefi enflasyonu aşağıya çekmek. 2020 yılında yüzde 11–12 aralığında ilerleyen enflasyonun yıl sonuna doğru yüzde 14’ün üstüne yaptığı hamleye TCMB’nin faiz artışları eşlik etti. Pandemi dolayısıyla tüm dünyada faizler düşerken biz faizleri artırmak zorunda kaldık. 
Faizi artırmak enflasyonla mücadele için en önemli yöntemlerden biri, ancak bunun bir de bedeli var. Yukarıda ifade edildiği gibi faiz artışı tüketim ve yatırımları sınırlıyor, bunların seviyesini aşağıya çekiyor. Bu durumda toplam talep düşüyor, buna paralel olarak ülkenin büyüme hızı düşüyor ve işsizlik artıyor. Bu ters yönlü ilişkiyi ifade eden fedakarlık oranı (sacrifice ratio) ekonomi literatüründe iyi bilinen bir kavram. Söz konusu oran, enflasyon oranında yüzde 1’lik bir düşüşün büyümede ne kadar düşüşe yol açtığını ifade ediyor. Enflasyonla mücadele ederken büyümeden ve istihdamdan fedakarlık etmek kaçınılmaz. 
Kamu borç yükünün, özel sektör borç yükünün yüksek faizlerle daha da ağırlaşması ve pandemi ortamında sıkışan ekonomiyi daha da daraltmaya yönelik ağır baskı yapması nedeniyle TCMB’nin yüksek faiz politikasının Hazinenin, hükümetin, firmaların ve daha da önemlisi vatandaşın sabrını çok zorlayabileceği söylenebilir. Ama ekonomik istikrar için önce fiyat istikrarının sağlanması çok önemli. Türkiye ekonomisi çoğu zaman olduğu gibi yine zor bir dönemden geçiyor.