Korona nedeniyle  azrail ile boğuşup yeniden hayata dönen Gürcan Konur Yazıyor: :   Zalim koronayı zor da olsa nasıl yendim? Korona olduğunuzda size evde ve hastanede neler bekliyor?
ZALİM KORONAYI ZOR DA OLSA, NASIL YENDİM?
KORONA OLDUĞUNUZDA, SİZİ EVDE VE HASTANEDE NELER BEKLİYOR?

Uzun bir aradan sonra, sizlerle yeniden birlikteyim, yaklaşık 3 aydır beni uğraştıran bu melanet yüzünden yazılarıma zorunlu ara vermiştim. Çok şükür, geç de olsa, iyileştim. Bu süreçte geçirdiğim deneyimleri, kimsenin başına gelmesini  temenni etmem ama, hastalanırsanız bilmenizde yarar olacağını düşünerek, sizlerle paylaşmaya karar verdim.
Malum damdan düşenin halinden, sadece damdan düşenler anlarmış.”Uzun korona” olarak adlandırılan koronanın çetrefilli halini deneyimlediğim için belki de çok şanssızım, ama bu sayede geçici(6 ay) de olsa doğal aşı korumasına sahip oldum.
GİZLİ KORONA
Bu süreçte, gerek hastalığım sırasında, gerekse de, hastalık sonrası süreçte, kimse üzülmesin ve endişelenmesin diye, hastalığımı  çok yakın çevrem haricinde bugüne kadar paylaşmadım, bu yüzden tüm dostların kusura bakmamasını temenni  ediyorum.
 Sadece, mezunu olmaktan gurur duyduğum, Konya Anadolu Lisesi 87 mezunları iletişim grubunun haberi bir vesile ile oldu, gerek oradaki doktor arkadaşların telefonla verdikleri  tıbbi öğüt ve destekleri, gerekse de diğer arkadaşların mesajlarla verdikleri manevi destekleri için hepsine ayrı ayrı teşekkürü borç biliyorum.
Telefonla geçmiş olsun dileklerini sesli iletmek isteyen arkadaşlarla, maalesef çok fazla  görüşemedim, çünkü hastanede yattığım dönem uzun süre konuşmak bile beni yormaya yetiyordu, o yüzden hastalanan kişilere telefonla sesli  ulaşmak yerine,  mesajla ulaşmanın hastanın sağlığı için, çok daha doğru olacağı hususunu, göz ardı etmemek gerekir diye düşünüyorum.
KORONA GÜNLÜKLERİ
Eylül ayında Ankara’da korona salgını zirve yapmıştı, o dönem bende de bir halsizlik, yorgunluk ortaya çıkmıştı. İlk olarak, burnumda kuruma belirmiş ve nemi azalmıştı. O hafta, hava gündüzleri sıcak oluyor, ama geceleri sabaha karşı rüzgar ve serinlik oluşuyordu. Hafta içi sabaha karşı üşüyerek uyandığımda, balkon kapısının açık kaldığı için açık olan pencere ile cereyan yaptığını görerek hemen kapatmışım. Üzerimdeki  halsizliği, soğuk algınlığı sanarak buna yormuştum.
Birkaç gün içinde, hafif kas ağrıları ve hafif bir öksürük de, halsizliğe eşlik etmeye başlamıştı, ateşim hiç çıkmıyordu, onun için de hiç koronaya yormuyordum. Şimdi hastaneler korona kaynıyordur, hafif bir üşütme için hastaneye gitsem, asıl orada korona kaparım diye de hastaneye gitmekten imtina ediyordum.
Ancak halsizlik ve yorgunluk artmaya başlamıştı, öyle ki, arabanın biten yakıtını her zaman gittiğim akaryakıt istasyonundan değil, eve en yakın istasyondan almıştım, kısa süreli araba sürmek bile beni yoruyordu. Geceleri sırt, ayak, bacak ve kollarımda iğnelenme ile dolaşan ağrılar türemişti, uyutmayacak derecede değildi, ama tabii ki, huylandırıyordu.
ALTERNATİF TEDAVİ YÖNTEMLERİ
Evde bulunan Augumentin 1000 mg. İlacı hafta sonu iki gün, sabah-akşam kullanınca biraz toparlamıştım, ama hafta başı  tekrar  şikayetlerim baş gösterince sağlık ocağına gidip, daha kuvvetli bir antibiyotik yazdırmayı düşündüm.
CAMDAN MUAYENE
Ancak sağlık ocağına gidince çok şaşırmıştım, girişe bantlar çekilmiş, içeri kimse alınmıyordu, içerideki görevli, doktorun bahçedeki camdan hastalarla ilgilendiğini, pencereye giderek camdan TC kimlik numarası söylenerek hastalara bakıldığını belirterek, bahçeye yönlendirdi.
Camdaki demir parmaklık ve sinekliğin arkasından doktor hanım, “neyin var?” diye sordu, şiddetli soğıuk algınlığı geçirdiğimi, Faktiv isimli kuvvetli antibiyotik ihtiyacımın olduğunu, eğer iyi gelmezse hastaneye gideceğimi söyledim.  Kabul etmeyerek, korona testi için beni hastaneye göndereceğini tahmin ederken, önceden Augumentin isimli antibiyotiği bile zor yazan sağlık ocağı doktoru, hiç itiraz etmeden istediğim antibiyotiği yazarak, reçete numarasını küçük bir kağıda yazıp, sinekliğin arasından uzatarak,  beni eczaneye gönderdi
 Eczaneye gittiğimde, tanıdık olan  eczacı,” geçmiş olsun, ilaca hemen başlayın.” diyerek oradaki sebilden bir bardak su verip, ilacı içmemi salık verdi, “Kendinize dikkat edin, şu ara salgın çok yaygın durumda,  inşallah korona değilsinizdir.” demeyi de ihmal etmedi.
KENDİ KENDİNİN DOKTORU OLMAK
Kuvvetli antibiyotik iyi gelmişti, iki gün içerisinde şikayetlerim çok azalmıştı, iyi ki hastaneye korona testine gitmemişim,  orada mikrop kapabilirdim, muhtemelen soğuk algınlığı, yani üşütmeye bağlı mevsimsel grip olmuşum diye, kendimi takdir etmiştim.
Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı, ateşim yine hiç çıkmamakla birlikte, halsizlik yeniden artmaya başlamıştı, Gece olan kas ağrılarının süresi ve şiddeti de artmaya başlamış, artık uykudan uyandırmaya da başlamıştı, gece artan gündüz azalan başağrıları da baş göstermişti, ancak Parol cinsi bir ağrı kesici içtiğimde ağrılarım azalıyor ve rahatlıyordum. İşyerinde bilgisayar başında otururken, sırt ve özellikle ayak tarak kemiklerimin ağrısından çok rahatsız olmaya başlamıştım, ara verip, ayağa kalkıp dolaşınca azalıyordu, ama bu sefer de yoruluyordum.
KORONANIN AYAK SESLERİ
Ağzımda sabah kalktığımda acı bir tat oluşuyor, ama daha önce reflü geçirdiğim için bunun mide sıvısı salgısından farklı bir durum olduğunu da anlıyordum, burnumda kuruma oluyor, ciltte de belirgin bir kuruluk oluyor, saçlarım da pek yağlanmıyordu. Ayak bileklerimde kaşınma oluşuyor, kaşıdığımda deri toz halinde dökülüyordu. Tırnaklarım eskisine göre sertleşmişti. İshal de baş göstermişti, ama çok yoğun değildi, pek sorun olmuyordu. Sırt ağrılarıma karın ağrıları ve hafif mide bulantılar da eşlik etmeye başlamıştı, ama iştahım çok iyiydi, yemek yememde sorun yoktu, istifra etme durumum da hiç olmamıştı. Gözümde yanma, batma ve kaşıntı da oluyordu, antibiyotikli göz damlası ile hemen çözüm bulabiliyordum.
ÇEMBER DARALIYOR
Eşim de de halsizlik ve hafif öksürük, sırt ve kas ağrıları başlayınca hastaneye birlikte gitmeye karar verdik, yalnız bu kararı alırken, benim ilk hastalık belirtilerinin üzerinden bir hafta geçmiş oluyordu, bir haftalık gecikme ile teşhis konulacaktı.
Geceleri şikayetlerim artarken, gündüzleri daha iyi idim, dışarıdan hasta olduğumun anlaşılması çok zordu, ama ben artık belirtilerden dolayı, korona olduğumdan emindim, pozitif çıkacağımı da çok iyi biliyordum.
HASTANE GÖZLEMLERİ
Hastaneye gittiğimizde, tanıdık vasıtası ile bize yardımcı olan kişi, “Aslında pek korona çıkacağınızı sanmıyorum, gayet sağlıklı görünüyorsunuz, ama içinizin rahat etmesi için, yine de tetkikleri yaptıralım.” diyerek gayet rahat bir şekilde bize eşlik etmişti. Tetkikleri isteyen genç doktorun yanına bile giremedik, bize eşlik eden görevli  odaya girip, işlemleri başlattı. Kan tahlili için kan verdik, ardından akciğer tomografisine girdik, en son da PCR testi yaptırdık.
Eşlik eden görevliye hastanenin beklediğimden sakin olduğunu söylediğimde, “Siz geçen hafta görecektiniz, acil servisteki triyaj bölümünde, stadyum gişesi önü gibi kuyruk vardı, hastanede servislerde yer kalmadı, bu hafta nisbeten sakin, ama öğrendiğimize göre diğer hastaneler hala kalabalıkmış.”demişti.
PANDOMİMCİ TEST GÖREVLİSİ
PCR testi için bahçeye şeffaf plastikten bir çadır kurulmuştu, astronot kıyafetlerini andıran bir kıyafet giymiş görevli, sıra size geldiğinde, elinize önceden verilmiş olan, poşet içerindeki pamuklu uzun çubuk ve bunun konulacağı tüpü size açtırarak, poşet içerisinden geçirdiği kolları vasıtası ile ona vermenizi  pandomim  yolu ile anlatıyordu.
 Konuşsa sesi size kolaylıkla ulaşacak ama, karşısında maskenizi açtığınız için, kendi ağzını plastik perde ve maske arkasından bile açmayı riskli gördüğü için, hiç konuşmayarak el ve göz mimikleri ve vücut hareketleri ile yapılacakları size anlatıyordu.
PCR İŞKENCESİ
Ağzınızı açtığınızda uzun çubuğu ani bir hareketle boğazınıza kadar sokuyor, ardından daha ani bir hareketle aynı çubuğu burnunuzun dibine kadar sokuyor, sanki beyninize kadar dokunduğunu hissediyor ve canınız yanıyordu, yine aynı serilikle, çubuğu çıkararak tübe sokuyor, kapağının iyice kapatarak karşıdaki masanın üzerine bırakmanızı istiyordu. Bu sırada ambale olduğunuz için, açık kalan maskenizi kapatmanız için de sizi uyarıyordu.
PCR testinin negatif çıkması durumunda, %40’lık yüksek bir hata payı mevcut, bu durumda testiniz negatif çıksa bile, belirti ve şikayetleriniz devam ediyorsa, bilgisayarlı akciğer tomografisi çekiliyor, oradan da, iz görülmemesi nedeni ile, net fikir edinilemese de, yine de klasik korona ilaç  tedavisine başlanıyor.
PCR testiniz pozitif çıkmışsa, bunda hata payı çok düşük, çok büyük olasılıkla virüsü taşıyorsunuz,  öte yandan, pozitif çıkmamanız hasta olmadığınız anlamına gelmiyor. Her virüs taşıyan,bütün belirtileri göstererek, hasta olmayabiliyor, farkında olmadan hastalığı atlatanlar bile mevcut.Testi negatif ve tomografisi temiz çıkıp, hastalık belirtisi verenler de mevcut.
BETERİN BETERİ VAR
Bu nahoş PCR deneyiminden sonra test için niye daha önce gelmemişiz düşüncesi hemen kayboluyordu, negatif çıkarak, boşa test yaptırmanız durumunda pişmanlığınız da artacaktı. Ama ben pozitif çıkacağımdan emindim, ve umutluydum,  hatta  korona çıkmaması durumunda,  bu kadar belirtiyi bir arada gösterebilecek tek hastalık kanser olabileceği için, daha kötü sonuçlanabilir diye de endişeli idim.
Öğle arası girdiği için, sonuçları almak öğleden sonraya kalmıştı, PCR testi bir gün sonra çıkacakmış, ama tomografi  ve  kan testleri öğleden sonra belli olacaktı. Bahçedeki bir kamelyaya oturarak beklemeye başladık.
KORONA OLMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ
Hastanede ilgimi çeken ilginç bir detay vardı, kimileri çift maskenin yanı sıra, siperlik ve özel kıyafetler giymişken, kimi tek maske ile burnu açık dolaşıyor, kimisi de bahçede  maskeleri tümden indirip, karşılıklı sigara içiyordu. Özellikle temizlik ve güvenlik görevlilerinin tedbirleri yetersizdi, ama en çok rahat davrananlar da onlardı.
Öğleden sonra , sabah bize eşlik eden görevliden gelen telefonla, eşimin tomografisinin temiz çıktığını, ancak benim tomografiden orta derece çift taraflı corona pnömonisi(zatürre) olduğumu, dolayısı ile pozitif olduğumu öğrendik. Eşim hem şaşırmış, hem de korkmuştu, yanyana otururken, bir anda aradaki mesafeyi arttırmıştı. Ben rahatlamıştım, en azından artık belirtilerimin nedeni belli olmuştu, ama iyileşmem pek de kolay olmayacak gibi idi.
DOKTOR CİVANIM, İLAÇ İSTİYOR CANIM
Daha sonra bize ilaç yazacak yaşlı doktorun yanına gittik, sabah bize eşlik eden ve korkacak bir şey olmadığını söyleyen  tanıdık görevli, başka birisini yanımıza göndermişti . Yaşlı doktor, benim zatürre olduğumu dikkate alarak, antiviral(influenza) ilaç(Favicovir) ve anti romatizmal kinin içerikli sıtma ilacı(Plaquenil) reçetesi yazdı.
Eşime ilk önce ilaç yazmak istemese de, halsizlik ve öksürük şikayetlerini de dikkate alarak, “ Ciğerleri tutmamışsa bile aynı evde yaşadığınıza göre mutlaka bulaşmıştır, tedbiren eşinize de aynı antiviral ilaca başlayalım.” diyerek ona da reçete yazdı.  14 gün evde karantina verildi, İlaçları direkt hastane eczanesinden alıp, ben direksiyonda, eşim arka koltukta eve yola koyulduk.
HARÇ BİTTİ, YAPI PAYDOS
Zaten ben başıma geleceği bildiğim için işyerini bir gün öncesinden tatil etmiştik, çalışan arkadaş da genç olduğu için hiçbir belirti vermemişti, ama tedbiren işyerini 10 gün kapalı tuttuk.
HASTA VE VAKA SAYISI YALANLARI
Akciğerde çift taraflı tüm broşları ve lopları  sarmış orta şiddette zatürre varken, beni hastaneye yatırmayıp, eve göndermelerine ilk önce pek  anlam verememiştim, meğerse tüm  hastanelerde servisler dolu olduğu ve yatak olmadığı için, hiç yer yokmuş, onun için eve göndermişler.
O dönem sadece hastaneye yatanlar hasta sayılıyor ve günlük tabloda hasta olarak yer veriliyordu, eve gönderilenler ise güya belirtisiz sayılıyor ve hasta değil, vaka olarak görüldükleri için günlük hasta sayısına dahil bile edilmiyorlardı.
Halbuki belirti göstersin ve göstermesin, pozitif çıkan herkes hastadır ve bulaştırma ihtimali vardır, kaldı ki bırakın hafif belirtili hastayı, zatürre olmuş, ağır hastalar bile hastaneye yatmadığı müddetçe hasta olarak sayılmıyordu.
VAKA OLUP, HASTA SAYILABİLMENİN SIRRI
Hastaneye yatma şartı kendi başına nefes alamaz duruma gelmekti, eğer ciğerlerinizden zor da olsa nefes alabiliyorsanız, o dönem hastaneye kabul edilmiyordunuz, çünkü yataklar oksijen desteği olmadan nefes alamayanlarla doluymuş. Vaka=hasta gerçeğini kamuoyundan bilerek ve isteyerek gizleyip, herkesi kandırmışlar.
Ama eşimi hasta sayısına hiç katmasalar da, ben hiç istemesem de, ne yapıp edip, hastaneye yatarak, hasta listesine bir şekilde dahil olacaktım, azmin elinden hiçbirşey kurtulamazdı.
FİLYASYON YALANLARI
Eve gittiğimizden birkaç saat sonra eşimin cep telefonu üzerinden, ilçe sağlık müdürlüğünden aradılar, karantina yasaklarını hatırlattılar ve filyasyon ekibinin telefonla arayacağını belirttiler.
Benim o dönem e-nabız kaydım olmadığı için, cep telefon numaramı hastaneye verdiğim halde, bana telefonla ulaşamamaları nedeniyle, abimin cep telefonundan arayarak bana da ulaştılar. Arayan kişi cep telefonuma bir kod göndererek, o kodu kendisi ile paylaşmamı istedi. Bu kod vasıtası ile, 14 gün içerisinde, eğer evin civarındaki gsm vericisinden uzaklaştığım takdirde, merkeze otomatik sinyal gönderilerek , karantina ihlali yaptığım saptanacaktı. Ama cep telefonunu yanınıza almazsanız bu önlem yetersiz kalıyordu.Kaldı  ki, eşime bu kod hiç gönderilmemişti.
ASTRONOT(!) KIYAFETLİ FİLYASYON EKİBİ
Bir gün sonra arayan filyasyon ekibi bize ilaç getireceklerini söylediklerinde, bizim ilaçları hastaneden aldığımızı belirttik, bunun üzerine gelmekten vazgeçtiler.Bizim için asıl sürpriz eşimin de testinin pozitif olduğunu, bu  telefondan öğrenmemiz olmuştu.
Bir gün sonra astronot benzeri tulum ve kıyafetli iki kadın sağlık görevlisinin bir ticari taksi ile siteye geldiğini camdan gördük, acaba bize kontrole mi geldiler diye düşünürken, tam alt kat komşumuza geldiklerini fark ettik, onlara ilaç bırakıp, bize hiç uğramadan gittiler.
Hastalık karantina süresinde kapımıza kimse gelmedi, bazı hastaların karantina  kontrolü için, gün içerisinde bekçi ve muhtarların dolaştığını,diğer tanıdıklardan duymuştuk, ama bize gelen hiç olmadı.
SAĞLIK OCAĞI MI, OYALAMA DURAĞI MI?
Bize sağlık ocağından telefonla aranarak hastalığımızın takip edileceği söylenmişti. İki gün sonra sağlık ocağından doktor değil, bir hemşirenin aradığına şahit olduk, yoğunluktan doktor yetişemediği için, hemşire de evdeki hastaları arıyormuş. Arayan hemşire, nasıl olduğumuz sorduğunda şikayetlerimizi sıralıyorduk, ama aldığımız cevap hep fiksti:” Bu şikayetlere yapabilecekleri bir şey olmadığını, ağrı kesici içmemizi salık verdiklerini, sadece solunum güçlüğü çekersek, hastane acil servisine gitmemiz gerektiği…” söyleniyordu.
Zaten ilk günler her gün aranırken, sonraları iki günde bir aranmaya başlamıştık. Sağlık ocağı aramalarının hiçbir yararı yoktu, zaten sadece yasak savmak, arandı mı, arandı denmesi için günlük aramalar yapılıyordu.Süreç sonunda, sağlık ocağı vasıtası ile, işyerine verilecek 14 günlük raporu bile tam beceremeyip, 10 günlük rapor vermişlerdi.4 günü de siz idare ediverin, sistem vermiyor denmişti.
Raporlu olduğunuz günler maaşınızdan kesiliyor, ama rapor bitiminden bir-iki hafta içerisinde PTT acenteleri vasıtası ile kimliğinizle, “iş göremezlik ödeneği” olarak ödeme alıyorsunuz. Eğer iki ay içerisinde paranızı almazsanız, geldiği yere iade oluyor.
KARANTİNA GÜNLERİ NDE ALIŞVERİŞ
Karantinada iken internet üzerinden tüm ihtiyaçlarımızı karşıladık, gerçekten bu uygulamaların varlığı çok büyük nimet, “Migros Hemen”,” A101 Kapında”, “Getir” ve yemek sepetine ait “Bana Bi” vb. uygulamaları üzerinden ihtiyaç olan her şeyi kısa zamanda temin edebiliyorsunuz.Ödemeyi peşinen kredi artından yaptığınız için kapıya poşetleri bırakıp, gidiyorlar.
ÇATIYI BAŞIMIZA ÇÖKERTME GİRİŞİMİ
Bizim şansımıza en üst katta oturmamızın da etkisi ile tüm yaz yapılmayan çatı yenilenmesi ve aktarımı, tam da bizim karantina dönemine denk geldi, bir haftadan fazla, gündüzleri o gürültüde dinlenmek ve uyumak çok sıkıntılı idi, iyi ki katta dubleks idi de, alt kata inerek, gürültüden daha az etkilendik.
FİLYASYON PALAVRALARI
O pek meşhur filyasyon operasyon başarıları başlı başına palavra idi.Ne hastanede, ne evde iken yapılan telefon aramalarında bize ne iş yaptığımız, kimlerle birlikte çalıştığımız, son dönemde kimlerle temas ettiğimiz, çocukların okula gidip gitmediği hususlarında tek bir sual bile gelmemişti.
Çocukların okuluna ek bir bildirim bile yapılmamıştı, biz tedbiren çocukları okula göndermemiştik, üçüncü gün okuldan aradıklarında biz okulu haberdar etmiştik.Çocukları okula göndermeye devam etse idik, kimsenin haberi bile olmayacaktı.
EN CAN ALICI SORU: KİMDEN VE NEREDEN KAPTIM?
Hastalığı nereden kaptığımı halen bilemiyorum, o hafta gittiğim PTT şubesi koronadan kapanmıştı, ama orada azami özeni gösterdiğim, çok kısa kaldığım ve hiçbir yere dokunmadığım için oradan şüphelenmiyorum, o hafta gittiğim iki ayrı toptancıdan, ambalaj malzemesi toptancısı kalabalıktı, koridorlar dardı ve kasada sıra beklemiştim, oradan şüphelenmekle birlikte, daha sonra oradan hastalık duyumu almadım, belki iyi saklamış da olabilirler.
KOMŞU KOMŞUNUN KORONASINA MUHTAÇ MIDIR?
Aynı dönem, sitedeki alt kat komşunun da koronaya yakalanması nedeniyle, asansörden kapmış olabileceğimi de düşünmekle birlikte, belki de onların bizden kapmış olma ihtimali de mantıken mevcut, dolayısı ile virüsü nereden aldığınızı tam olarak bilemiyorsunuz.
Nisan-Mayıs aylarında çok dikkat etmemiştim, maske ve mesafe tedbirlerini ihmal etmiştim, kalabalıklara karışmıştım, o dönem hastalansam pek şaşırmayacaktım, ama daha sonraki dönemde çok daha dikkatli davranıyordum, virüs kapacağımı pek tahmin etmiyordum. O yüzden ben iyi korunuyorum, bana bir şey olmaz rahatlığına kesinlikle kapılmamak gerek.
KARANTİNANIN İLK, HASTALIĞIN İKİNCİ HAFTASINDA YAŞANAN MEZALİM
Evde karantina benim hastalıktaki ikinci haftama denk geliyordu.Yine ateşim çıkmayacaktı, ama iştahım kesilmiş hızla kilo vermeye başlamıştım, öyle ki 1 haftada 7 kilo birden vermiştim. Yemek için kendimi zorluyordum, ama istifra gibi durumla karşılaşmadım.
Ağrılarım çok artmıştı, özellikle geceleri ağrılardan uyuyamıyordum.  Ağrı geçse de, geceleri uyumak çok zor oluyordu, gözümden uyku akıp, sürekli esnesem de bir türlü uyuyamıyordum. Artık Parol etki etmiyor, Arveles, Majezik gibi daha ağır ağrı kesicilere ihtiyaç duyuyordum.
Özellikle sırt, kol, bacak, ayaklar, omuz, göğüs bölgelerinde ağrılar yoğunlaşıyordu, bazen aynı anda ağrıdıkları gibi, bazen de ağrı resmen vücutta gezip, dans ediyordu. İshal çok azalmıştı, ama karın ağrıları oluyordu. Tüm vücudunuzdaki eklem, kemik ve kaslarınızda dayanılmaz ağrılar oluşuyordu.
Bu dönemde  artık geceleri halüsinasyonlar da belirmeye başlamıştı, rüyada mısınız, gerçek hayatta mısınız anlamak zorlaşıyordu. Konstrasyon çok zorlaşmıştı, hafızanızı toparlamak, yazı yazmak, okuduğunuzu anlamak bile sıkıntılı olmaya başlamıştı.
UYUTMAYAN ÖKSÜRÜK NÖBETLERİ
Ağrılar devam ederken öksürük de artmıştı, özellikle her gece saat 23 ile 02 arasında şiddetli bir öksürük peydahlanıyor ve öksürmekten uyumak mümkün olmuyordu. Öyle bir kuvvetli öksürük ki, ciğerleriniz yerinden çıkacak gibi oluyordu, bazen balgam da buna eşlik ediyor, yutkunmanız çok zorlaşıyordu. Solunum yetersizliği yaşamasam da, sık sık nefes darlığı çekiyordum. Öksürük şurubu içip, ve ventolin inhaler kullanarak nefes darlığına az da olsa çözüm buluyordum. Bende,önceden, bronşiyal alerjik astım başlangıcı da olduğu için, evde sürekli bu ilaçlardan zaten bulunduruyordum.
Göğüste sık sık gerilme, genleşme, içi içine sığamama ve yan ağrıları oluşuyordu, ne zaman bu gerilmeler artsa, bir gün sonra daha şiddetli ağrılar çekeceğimi seziyordum. Hastalık hep aynı seyirde gitmiyordu, sabah iyi iken, akşama kötü olabiliyordunuz, günü gününe, saati saatine uymuyordu.
SAĞI SOLU, GÜNDÜZÜ GECESİ, SAATİ DAKİKASI  BELLİ OLMAYAN İLLET
İyileşiyorum diye sevinirken, bir gün sonra daha da kötü olabiliyordunuz.Parmak uçlarınız bile sızlıyor, derler ya “kirpik diplerim bile ağrıyor.”, sadece bir o olmuyor diyebilirlim. Kasıklarınızda bile ağrılar nüksediyor, ve günlerce sürebiliyor, sonra bir anda kaybolabiliyor. En ağır ağrılar sırt ve başağrısı olarak nüksediyor.
O kadar değişik bir hastalık ki, cildiniz aylarca kuru kalıyor, saçınız yağlanmıyor, saçlarınız birden ağarıyor ve dökülmeye başlıyor, aylarca tat ve koku duyularınız tümden kayboluyor, daha sonra yavaş yavaş geri geliyor.
Özellikle yakını görmekte sorun yaşıyorsunuz, görüşünü biraz bulanıklaşsa da, yakını okumak günden güne daha zor hale geliyordu. Yakın gözlüğüm olmasa cep telefonundaki yazıları okumakta çok zorlanacaktım. Görme bozukluğu artsa da, bir yerde duruyor, daha sonra bir aydan fazla bir sürede eski haline geri geliyordu.Gözlerde konjuktivit denilen yanma ve batma ile kendisini gösteren enfeksiyonlar da baş gösteriyordu. Bunun için evde antibiyotikli göz damlası bulundurmakta yarar var.
VERİLEN TÜM İLAÇLAR KULLANILMALI MI, ZARARLI OLABİLİR Mİ?
Verilen antiviral ilaç aslında influenza için üretilmiş bir ilaç, yoksa koronanın henüz bir ilacı bulunmuş değil. Kutusunda 40 adet verilen ilacı, ilk gün sabah-akşam 8’er adet, diğer günler 3’er adet içmeniz gerekiyor.Bu ilaç sizi tam olarak tedavi etmiyor, ama daha kötüye gitmenize engel oluyor.
İçmezseniz hastanelik olduğunuzda bu ilaca başlamanızın bir yararı da, maalesef artık kalmıyor.O yüzden bu ilacı mutlaka alınız, ben hafif atlatıyorum, ihtiyacım yok, hatasına düşmeyin, kanıtlanmış büyük bir zararı yok, zaten her ilacın mutlaka bir yan etkisi olabilir, ama bu gibi durumlarda yarar-zarar terazisinin dengesine bakarak karar vermek gerekir, bu durumda ilacı almamanız sizi çok daha büyük risklerle karşılaştırabilir.
HANGİ İLACI TERCİH ETMELİ?
Favicovir aslında Japon menşeili bir ilaç, etken maddesi Hindistan’dan ithal edilen bir bitki türü, bu ilaca olan acil ihtiyaçtan dolayı, yerli muadili ülkemizdeki 4 ayrı ilaç firmasına ürettirildiği için hem temini, hem de maliyeti açısından çok daha uygun.
 Ancak bazı doktorlar Japonya’dan ithal edilenin daha etkili olduğunu da iddia ediyorlar. Amerikan Remdesivir adlı ilaç kutusu 40 bin lirlara kadar karaborsada satılsa da etkinliği halen tartışmalıdır. Dünya sağlık örgütü Remdesivirin koronaya direkt etkili olmadığını ileri sürüyor.
SITMA İLACININ TEHLİKESİ VAR MI?
Verilen ikinci ilaç 10 kapsüllük, yani yarım kutuluk(Prospektüsü olmadan naylon bir poşete konularak veriliyor.) Plaquenil isimli antiromatizmal ve kinin içerikli sıtma ilacı, bu ilaç da ülkemizde üretildiği için, temini kolay ve ucuz bir ilaç, ancak dünya sağlık örgütü ile birlikte birçok tıp otoritesi bu sıtma ilacının kalp ritm bozukluğu olan kişilerde kullanımının ani kalp krizlerine neden olduğuna inanıyor.
Bu yüzden bu ilaç verilecekse, bu hastalara mutlaka EKG çekilerek verilmesi öneriliyor. Bana EKG çekilmediği için ve kalp ritm bozukluğu rahatsızlığım da olduğu için, diğer doktorların tavsiyesi ile bu sıtma ilacını hiç kullanmadım. Size de tavsiyem  bu ilacı kullanmayın, genellikle kalp krizi riskini tetiklediği için doktorların çoğunluğu tarafından pek önerilmiyor.Hatta evde karantinada iken, aniden  kalp krizi geçirip, ölen hastalar da bu sebep araştırılıyor.
ÇOCUKLARA BULAŞMA İHTİMALİ NEDİR?
Karantinada iken,  eşim ve ben birlikte hastalandığımız için çocuklardan uzak durduk, onların odalarında kalmalarını sağladık, yemekleri ayrı ayrı yedik, tuvalet ve banyoyu ayırdık, sadece mutfağı ortak olarak ama farklı zamanlarda kullandık. Onlarla temas etmemiz gerektiği zaman mutlaka maske taktık.Zaten çocukların bu hastalığa yakalanması pek kolay olmuyor, genellikle aynı evde bile kalınsa, çocuklarla birlikte hastalanan aile sayısı çok az oluyor.
Çocuğun yaşı azaldıkça enfekte olma oranı da düşebiliyor. Emziren annelerde çocuğa geçmesi çok düşük bir olasılıkmış. Aslında belki çocuklar pek hastalanmıyor demek yanlış olabilir, çocuklar bu virüsü alsalar bile yetişkinlerdeki gibi hastalanmıyor, ama bulaştırabiliyorlar.Belki de bizi hasta eden, okula giden kendi çocuklarımız bile olabilir.Çocuklar az belirti verip, çok daha kolay atlatabiliyorlar.
EVDE KARANTİNDA İKEN, ÇOCUKLAR HASTALANIRSA NE YAPMALI?
13 yaşındaki ikiz erkek çocuklarımızdan birisinde hiçbir belirti ve şikayet yokken, diğerinde hafif ateş, ishal,hafif  halsizlik, karın ve hafif  başağrısı şikayeti oluşmuştu.Çocuklar hastalanırsa, yetişkinlere verilen ilaçlar onlarda kullanılmıyor.
İki günden fazla devam eden ateş sözkonusu ise, şehir hastanesi gibi büyük pandemi hastanelerinin aciline başvurmak gerekiyor, diğer hastaneler çocuk hastalara bakmayıp, büyük hastanelere sevk ediyor.
Hastaneye de götürseniz, çocuklar için 5 günlük antibiyotik tedavisi veriliyor ve genellikle bu yeterli geliyor. Biz hastaneye gitmeden bu tedaviyi uyguladık, iki günde düzeldi,şikayetleri kayboldu, ama tedbiren toplamda 5 gün, günde bir adet 500 mg. Augumentin antibiyotik ilacını devam ettirdik.
KARANTİNADA İKİNCİ HAFTA YAŞANANLAR
Eşim ilk hafta halsizlik ve kuvvetli sırt, eklem ve hafif başağrıları ile hafif öksürükten şikayet etse de, ikinci haftayı çok rahat geçirmiş, karantina bitiminden önce iyileşmişti, ama sırt ağrıları aylar geçse bile hala devam edecekti.
Benim eklem, kas ve göğüs  ağrılarım ile halsizliğim hiç geçmiyordu, zamanla azalsa da ara ara yine tekrarlıyordu.İlk karantina haftası kadar ağır geçmese de, ikinci hafta ağrılar ve halsizlik yine devam ediyordu.
KARANTİNA BİTİMİNDE TEKRAR HASTANEYE GİDİŞ
14 günlük karantina bitiminde bu sefer Ankara şehir hastanesi göğüs hastalıkları polikliniğine başvurdum.Yapılan kan tahlili ve akciğer röntgeni filmi incelemesinde, uzun korona olarak adlandırılan korona sonrası devam eden belirtilerle baş gösteren rahatsızlığı yaşadığım söylendi.
Karantina bitiminde size tekrar test yapılmıyor, sadece sağlık görevlisi iseniz, göreve dönerken test yapılıyor, diğer hastalara süre bitiminde istese de tekrar test yapılmıyor. Doktor bey ”Size test yapsak muhtemelen negatif çıkarsınız, ama bu virüs vücudu terk etse bile, vücuttaki etkileri aylarca devam edebiliyor, zatürre olmanızı dikkate alarak, bu dönemde kandaki pıhtılaşmayı engellemek için, kan sulandırıcı iğneye başlamanız gerekiyor. “ demişti.
ŞEHİR HASTANESİ DEVASALIĞI
Hastane devasa bir büyüklüğe sahipti, önceden ortopedi ve nöroloji gibi birkaç servisin bulunduğu blok, tamamen koronalı hastalara ayrılmıştı. Hatta “Covid 20, 21, 22” gibi yönlendirme levhaları ile karşılaştığımda, “ nasıl yani covid 19 bitmiş, bir de yeni modelleri mi türemiş?” diye düşünmüştüm, meğerse kovid ile ilgili 22 adet poliklinik muayene odası mevcutmuş.
ACİL SERVİSE MECBURİ ZİYARET VE BEKLENMEYEN SÜRPRİZ
Cuma gittiğim hastaneden verilen ilaçlara daha başlayamadan, Pazar gecesi bitmeyen halsizlik, orta şiddetli göğüs, sırt ağrısı nedeniyle ilk gittiğim devlet hastanesinin acil servisinde, 14 gün aradan sonra çekilen, ikinci akciğer tomografisindeki buzlu cam görüntüsündeki artış ve kan tahlilindeki d-dimmer seviyesinin yüksekliği nedeniyle, emboli atma riskine karşı, hastaneye hemen yatış yapılması gerektiği söylendi.
Muhtemelen beni ilk seferinde de, zatürre olduğumda, yatırmaları gerektiği halde, yer yokluğundan yatırılmamıştım. Ama şehir hastanesinde yatırılmama gerek görülmemişken, burada niye kesinlikle yatırılmam gerektiği söyleniyordu, belki şehir hastanesinde de yataklar dolu olduğu için olabilirdi.
HASTANEYE ZORUNLU YATIŞ
Bunu hiç beklemiyordum, sabaha tekrar gelin, testleri tekrarlayalım, ona göre karar veririz denmişti. Sabah hastaneye yatış ihtiyaçlarımı(terlik, pjama, kısa kollu üstlük, tansiyon ilaçlarım, diş fırçam, kolonya, kağıt havlu, telefon sarj aleti,temiz yedek çamaşır vb.) da alarak, tekrar kan testi yaptırdım. Hastaneye mutlaka yatırılmam gerektiğini ısrarla belirttiler.Eşim beni hastane girişine kadar uğurladı ve oradan sonra tamamen kendi başıma kalmıştım.
Dış dünya ile tek irtibatım artık sadece cep telefonum olacaktı, kesin karantina kuralları uygulandığı için odadan bile dışarı çıkamayacak, paramla kantinden bile bir şey isteyemeyecek ve alamayacaktım. İhtiyacım olabilecek şeyleri eşim, hastane servis girişindeki güvenlik görevlilerine bırakacak, onlar da bana iletecekti.
ATARLI HEMŞİRE VE ONUN GICIK EDEN TAVIRLARI
Servise çıkarıldığımda atarlı bir kadın sekreter, benden uzak dur, yaklaşma diyerek beni sertçe uyardı, halbuki zaten uzakta idim, yine de biraz daha uzaklaştım. “Odanızdan hiçbir zaman dışarı çıkmayacaksınız, sadece nefes alamadığınız çok acil bir durum olursa, acil yardım düğmesine basacaksınız, onun dışında bu düğme kullanılmayacak, odaya görevli girerken mutlaka maskenizi takacaksınız, su, yemek gibi ihtiyaçlarınız belli saatlerde diğer görevliler tarafından giderilecek.” diyerek, beni yaşlı bir korona hastasının da olduğu odaya yatırdılar.
KORONA YÜKÜ DAHA FAZLA OLAN HASTA İLE AYNI ODAYI PAYLAŞMAK
Yaşlı amca az Türkçe biliyor, daha çok Kürtçe konuşuyor, sürekli öksürüyor ve zor nefes aldığı için ne söylediği de pek anlaşılmıyordu.Genellikle oksijen alması gerektiği için ağzında maske de bulunmuyordu, ara ara oksijen maskesini ağzına dayıyordu.
Amcanın durumu bana göre çok ağırdı, bu hastalıkta en fazla tehlike virüs yükü iken, beni benden çok daha fazla hasta olan birisi ile aynı kapalı odaya koyup, daha fazla virüse maruz bırakmaları hiç mantıklı değildi.
Gündüz pencere açıktı, ama gece serin olduğu için kapatacaktık, o zaman aynı havayı ben de mecburen soluyacaktım, zaten amcanın durumu da, psikolojik olarak beni daha da fazla hasta edecekti.
NEGATİF ÇIKAN KORONALI HASTALARA TEK KİŞİLİK ODA VERİLMESİ
PCR testi negatif çıktığı halde, belirtileri korona ile benzerlik gösteren ve çekilen akciğer  tomografisinden de korona olduğu anlaşılan kişiler pozitif sayılmıyor ve günlük açıklanan tabloda,  yatan hasta sayılarına da eklenmiyordu.
Aynı zamanda bu hastalar diğer koronalılarla birlikte yatırılmıyor, tek kişilik odalarda tutuluyordu. Benim pozitifliğimden bu yana 14 günden fazla süre geçtiği için aslında benim de şüpheli statüsünde olmam gerekirdi.
MUTSUZLUĞUN FORMÜLÜ ÇOK AÇIK: BİR ODA, BİR BEN, BİR DE KORONA
Tanıdıkları arayarak, tek kişilik odaya alınmam gerektiğini, sorunun konfordan  ziyade risk olduğunu da ekleyerek, ricada bulundum, yoksa hastaneye yatmayı kabul etmeyerek terk edeceğimi de söyledim.
Hukuki durum nedir tam olarak bilemiyorum ama, hıfzısıhha kuralları gereği hastanede tutulabileceğimi, ama zorla orada tutulmamın da pratikte zor olacağı için, araya girerek, yardımcı oldular. Neticede tek kişilik odaya geçmem sağlandı.
İYİ Kİ AKILLI CEP TELEFONLARI VAR
Orada cep telefonunun bu gibi zamanlarda ne kadar elzem olduğunu fark ettim. Telefonum bozulsa, dış dünya ile tek irtibat olanağım da kaybolacaktı. Gündüz sabah yedide kahvaltı geliyordu, bir saat sonra temizlik görevlisi,  bir saat sonra da hemşire gelip, tansiyon ve oksijen satürasyonu ölçüyor, mide koruyucu ilaç, ağrı kesici ile antibiyotik verip, deri altına oksapar isimli kuvvetli kan sulandırıcı iğneyi koldan yapıyordu.
ÖLMEDİĞİNİZİ SİZE SESLENEREK  ANLAYAN HEMŞİRELER
Sabah saat sekizde nöbet değişikliği yapan hemşire, devir aldığı hastaların hayatta olduğundan ve bilincinin açık olduğundan emin olmak için, kapıdan “nasılsın?” diye soruyor, siz daha iyiyim, veya ağrım var bile demeyi bitirememişken odadan çıkıp gidiyordu. Hemşireler günde sadece iki sefer geliyor, yemek getiren görevlileri bile hemşirelerden çok görüyordunuz.
Nöbetçi doktor sadece gündüz 10 gibi geliyor, ancak birkaç dakika görüşebiliyordunuz. Sizden asıl sorumlu enfeksiyon doktorunu sadece haftada bir kez görebiliyordunuz. Enfeksiyon uzmanı doktor sayısı az olduğu için bu uygulama normal karşılanıyordu.
KÖTÜ HEMŞİRE VAR, AMA İYİ HEMŞİRE DE VAR
Hemşireler ve doktorlar odaya özel kıyafetlerle girip, genellikle sadece kapıdan seslenerek iletişim sağlıyorlardı, ama iğne yapan, tansiyon ölçen ve kan alan hemşireler mecburen yanınıza kadar geliyorlardı.
Bazıları sorularınıza cevap verip, yardımcı olurken, bazıları duymazlıktan geliyor, ya da başından savmak için ters cevap veriyordu, hasta olduğunuz için de sesiniz mecburen çıkmıyordu.Durumunuz ile ilgili bilgileri sadece sabah size kapıdan bakan nöbetçi doktordan alabiliyordunuz. Bazı hemşireler iğneyi rastgele bıçak saplar gibi yaparken, bazısı da özenle ve dikkatle ilgileniyordu. İnsan faktörü burada da kendisini gösteriyordu, işini severek yapanla sırf parası için,  mecburiyetten yapanı kolaylıkla ayırt edebiliyordunuz.
YARDIMCI SAĞLIK PERSONELİNİN KAHRAMANLIĞI
En korkusuz ve hastalık karşısında rahat olanlar yemek ve su getiren ve temizlik işlerini yapan  taşeron firma görevlileri idi, diğer personel kadar koruyucu ekipmanları yoktu, ama en içten çalışanlar da onlardı.
HASTANE YEMEKLERİNİ  ZORAKİ SEVMEK
Sabahları saat yedi civarında kahvaltı geliyordu, bu yüzden erkenden uyanıyordunuz. Kahvaltıdan yarım saat sonra temizlik görevlileri gelip, odayı paspaslayıp, bezle yüzeyleri siliyorlar, çöpleri boşaltıp, tuvaleti temizliyorlardı. Nevresim ve çarşaf bir hafta değiştirilmeden kullanıldı, haftada bir değişiyormuş.
Yemekler zaten hastane yemeği ve tuzsuz olduğu için, pek iştah açıcı değildi, ama başka alternatif olmadığı için hepsini tüketiyordum. Porsiyonlar azdı, ama muhtemelen birçok hasta o kadarını bile bitiremez durumda oluyordu. Ara öğün olarak yoğurt, tatlı, bisküvi gibi atıştırmalıklar da getiriliyordu. Öğlen yemeği saat 12:00’de, akşam yemeği saat 19:00’da kullan-at strafor tabldotlar ile, plastik çatal ve karton bardaklar şeklinde veriliyordu.
Günlük 1,5 litrelik büyük su veriliyor, yemeklerde de yarım litrelik pet şişelerde küçük su geliyordu, bu genellikle yeterli oluyordu.D ve C vitamini hastaneden verilmediği için eczaneden aldırdığım efervesan suda eriyen tabletlerle bu ihtiyacı karşılıyordum. Her odanın kendi ayrı banyo ve tuvaleti de mevcuttu, bu büyük nimetti. Tıbbi maske hastane tarafından günlük olarak veriliyordu.
ALLAHIM SANA GELİYORUM
Bir gece saat gece ikibuçuk  gibi göğsümde çok ağrı oldu, uykudan uyandım ve ağrıdan bir daha uyuyamadım, nefesim de daralmış gibiydi, paniğin de verdiği psikoloji ile nefes nefese kalmıştım, bu durum da haklı olarak beni korkutmuştu. Acil yardım düğmesine sayısız defa bastığım halde kimse gelmedi, mecburen odadan çıktığımda, hemşirelerin nöbetçi bankosunda ve serviste olmadığın ve arka tarafta bir koltukta radyo dinleyen temizlik görevlisinin olduğunu gördüm, bana odama girmemi söyledi, bense hemşirelere haber vermesini iyi olmadığımı ilettim.
Yaklaşık 15 dakika sonra iki hemşire kapıda belirdi, şikayetimi iletmem üzerine 10 dakika sonra özel kıyafetlerini giyerek gelip, isteksizce ve biraz da da surat asarak müdahale ettiler.
Oksijen seviyemin iyi olduğunu belirterek, ağrı kesici yapıp gittiler. Eğer acil bir durum olsa, herhalde ölür giderdim. Neyse ki yapılan ağrı kesiciden sonra sabaha karşı uyuyabilmiştim.
ÖLMENİN ÇOK KOLAY OLDUĞU ZAMANLAR
Bir gün sonra yan odaya yatırılan ve çok kuvvetli öksüren genç hasta gece acil yardım düğmesine basmıştı, ben düğmeye bastığımda sadece ışıklı uyarı çalışmıştı, bu sefer sesli uyarı da açık kalmış, bir saate yakın sesli alarm susmadı, sesten de uyumak mümkün olmadı, en sonunda gelen hemşireler müdahale edip, sesi kapattılar. Adam kalp krizi geçirse, çoktan ölmüştü.
TABURCU OLMANIN, YENİDEN DOĞMAK GİBİ SEVİNDİRMESİ
Üç günde bir kan alınarak test yapılıyordu. Yaklaşık bir hafta sonra kan değerlerim düzelince beni  bir Pazar günü taburcu ettiler. Normalde haftasonu taburcu işlemi olmaz, ama demek ki boş yatak ihtiyacı nedeniyle, bir gün bile harcanmak istenmiyor.
Çıkışta bana 14 günlük yeni ev  karantinası  taahhüdü imzalatıldı, böylece 14 günlük  ev karantinası+7 gün hastane karantinası +14 gün ikinci ev karantinası olmak üzere 35 gün aralıksız toplam karantina süresine ulaşmış oldum.
Taburcu olduğumda çok sevinçliydim, gerçekten hastane odasında bir hafta tek başına kalmak kötü bir deneyimdi, ister istemez psikolojiniz de bozuluyordu. Gelen ambulansların sesleri, hastaların inilti ve öksürükleri sizi olumsuz etkiliyordu. Size vebalı muamelesi yapılmasından rahatsız oluyordunuz, ama bir çaresi maalesef yoktu.
ODAYA VEDA RESMİ ÇEKEMEMEK
Odadan çıkarken,  ismimin olduğu kapının cep telefonu ile resmini çekmem istedim, ama elim o kadar titriyordu ki, 10 pozdan en az titreyeni yazının başlığına koyabildim, çektiklerim arasındaki en neti bu idi, fotoğrafı çekene kadar elimin o kadar titrediğinin farkında bile değildim, cep telefonunu tutarken bile yorulmuştum..
Çok pozitif birisi olduğum için pozitif yazmış olabilirlerdi, çiçek sembolü de “çiçek gibi adam” anlamına geliyor olabilirdi, kapıdaki kızılyıldız da siyasi tercihimi mi gösteriyordu acaba? Şaka bir yana çiçek sembolü “damlacık izolasyonu”, tek kızılyıldız “temas izolasyonu” , çınar yaprağı “solumun izilasyonu”,  dört yapraklı yeşil yonca “düşme riskli hasta”, anlamına geliyormuş.
EVE GERİ DÖNÜŞ
Eve gittiğimde dünyalar benim olmuştu. Ama tedavi süreci devam ediyordu. Kan sulandırıcı olarak sabah akşam deri altına zerk edilmesi gereken oksapar adında bir iğne vurulacaktı. Ben kendim vurmayı denesem de başaramadım, iyi ki hastanede hemşire, eşime nasıl yapılacağını göstermişti.
BİR AYLIK EMBOLİ ÖNLEYİCİ İĞNE TEDAVİSİ
Karından, koldan veya bacaktan yapılabiliniyordu. Hastanede hemşireler hep koldan yapmışlardı. Karından ilk gün denesek de çok acılı ve sıkıntılı oluyordu, daha sonraki günler, hep koldan uyguladı, eşimin eli, hemşirelerden daha hafifti, ama sürekli aynı kola yapılmadığı halde, yapılan yerde ağrı, morarmalar oluşabiliyordu.
İlk 15 gün dozu yüksek iken, ikinci 15 gün doz azaltılarak uygulanacaktı.Bu ilacın doktor kontrolünde kullanılması gerekiyor. Bunun için tekrar muayeneye gittiğimde, vücudumda beliren kırmızı noktalar nedeniyle, doktor cilt doktorundan konsültasyon isteyerek beni cildiye servisine yönlendirdi.
HASTANELERDEKİ DURUM VE YOĞUNLUK  VAHİM
Ankara şehir hastanesinin cildiye polikliniğinde sadece iki doktor hizmet veriyordu. Kalabalıktan muayene olmak bir yana, içeri girmek bile mümkün değildi, sistemden sıra almak istediğinizde bir ay sonrasına ancak gün veriyordu. Neticede o kadar büyük hastane yapıp, içine sadece iki doktor görevlendirmek ancak bizim ülkemizde mümkün olabilirdi. Neticede konsültasyon olmaksızın iğneye devam kararı verildi.
ESKİ HALİNİZE DÖNMEK NE KADAR MÜMKÜN ?
Ağrı ve halsizlik şikayetlerim, azalarak da olsa, üç aya yakın sürdü. Hala da hastalıktan önceki halime kavuşabilmiş değilim, eski hale dönmek 6 ayı bile bulabiliyormuş, hatta bazı kronik rahatsızlığı olanlar da ve yaşlılarda eski haline dönmek hiç mümkün olmayabiliyormuş.
YENİDEN HASTA OLMAK OLASI MI?
Hastalığı ağır geçirenlerde antikor yani yeniden hastalanmayı önleyici bir kan maddesi oluşuyor, ama hafif geçirenlerde antikor oluşmadığı için,  bu hastalar 3 aydan sonra yeniden hastalanabiliyor. Ağır geçirenlerde bu koruma süresi 6 aya kadar çıkabiliyor.
Antikor oluşup, oluşmadığını anlamak, kandaki antikor ölçümü yapılan testlerle mümkün, ancak bu testi, hastalığı geçirdikten 1,5-2 ay sonra yaptırmanız gerekiyor. Ancak bu test biraz pahalı olduğu için, sadece büyük hastanelerde yapılabiliniyor. Devlet hastanelerinde bu testi yapmak için, pek de gönüllü olunmuyor.
Hastalığı hafif atlatanlardan, özellikle sağlık personelinin, yeniden yakalanma olasılığı yüksek, ikinci kez yakalandıklarında, bu kez çok daha ağır geçiriyorlar, ama bu sayede 6 aya yakın korunmuş da oluyorlar.
HASTALIĞIN EN TEHLİKELİ EVRESİ: İKİNCİ HAFTA
Bu hastalıkta en önemli dönem, ikinci hafta olarak,  en zor ve tehlikeli dönem, genellikle solunum sıkıntısı bu dönemde baş gösteriyor, ikinci haftayı hastaneye yatma ihtiyacı olmadan evinde atlatanlar, yavaş da olsa iyileşme dönemine giriyorlar.
Ancak iki haftayı atlatmak da yetmiyor, virüsün artık gücü zayıflasa da, vücutta hasar bırakabiliyor, özellikle kan damarlarında emboli, yani pıhtı yapma riski var, bu yüzden kandaki d-dimmer test değerinin birin üzerinde olmaması gerekiyor, eğer bu değerde değilse, duruma göre, bir haftadan, bir aya kadar, kan sulandırıcı iğneye ihtiyaç olabiliyor, bazen bunun için hastaneye de yatmak gerekebiliyor, doğru tedavi ile taburcu olan ve iyileşen çok sayıda hasta görmek artık çok mümkün.
BAĞIŞIKLIĞA VERDİĞİ BÜYÜK ZARAR
Bu hastalık nedeni virüs vücuttan atılsa bile, süreçte bağışıklık sistemine verdiği hasar yüzünden, genel ağrı, tat ve koku alınamaması, halsizlik- yorgunluk, vb. şikayetler bazen aylarca bile devam edebiliyor.
Ağrı kesici kullanımı ağrıları azaltsa da, bu süreçte, mideye zarar verebileceği için, ağrı kesici kullanıldığı dönem, günde bir defa mide koruyucu alınması da yerinde olabiliyor.
Bağışıklık sistemi zayıfladığı için, diğer bakterilere karşı da vücut direnci düşebiliyor, bu yüzden bir süre doktor kontrolünde koruyucu olarak, antibiyotik kullanımı da yararlı olabiliyor.
POST HASTALIK SORUNLARI
10 yıl önce geçirdiğim reflü hastalığı 3 ay sonra tekrar sükun etti, hala da reflü problemleri ile uğraşmaktayım. Bu hastalık önceden geçirilen ve atlatılan hastalıkların, bağışıklık sistemine verdiği hasar yüzünden, yeniden geçirilmesine bile neden olabiliyor.
Hastalığı hiç hafife almamak gerekiyor. Tek sorun hastalığın atlatılması ile sınırlı olmuyor, hastalık sonrası yol açtığı sorunlar çok daha fazla uğraştırabiliyor.
KARDİYOLOJİ KONTROLÜ ÖNERİLİYOR
Hastalığı ağır atlatanlarda, kalp ve damar sistemine zarar verip vermediğine dair kontrollerin yapılması için, hastalık atlatıldıktan sonra, detaylı bir çekap yapılması öneriliyor.
İŞLER HER ZAMAN İYİ GİTMİYOR
İkinci haftayı atlattıktan sonra, yavaş yavaş sorunlar azalacaktır, ama şikayetlerin geçme süresi herkeste aynı olmuyor, biraz sabretmek gerekiyor. Ama bazen işler ters gidiyor, ikinci hafta hastaneye solunum güçlüğü nedeniyle yatanlara, oksijen tedavisi ile birlikte, bir nevi sistemi reset etmek için kortizon tedavisine de başlanıyor. Ben oksijene ihtiyaç duymadım, kortizona da gerek görülmedi.
Ama bazılarına oksijen de verilse, kortizon da verilse, ventilatöre de bağlansa, etki etmeyebiliyor, beslenmelerinde de sorun olduğu için, seruma bağlanıp, yoğun bakıma alınarak uyutuluyorlar.İleri yaşı ve kronik hastalığı olanlar daha riskli grupta yer alsalar da, bu hastalığın kimi nasıl vuracağı hiç belli olmuyor. 70-80 yaşındaki hastalar iyileşebilirken, 30’lu yaşlardaki hastalar hayatını kaybedebiliyor.
TEŞHİS VE TEDAVİ NASIL YAPILIYOR?
Akciğer röntgeninde ayrıntılar tam olarak görülemediği için, koronanın ciğerlerindeki tutulumunu görmek için tomoğrafi çekiliyor. Ciğerde tutulum varsa pnomöni, yani zatürre teşhisi konuluyor. Bu tutulum tek taraflı olabileceği gibi, her iki ciğerde de çift taraflı broşlara kadar yayılmış durumda olabiliyor.
Tutulumunun yayılma durumuna göre, başlangıç, orta ve ileri derecede zatürre tanısı konuluyor, süreçte başlangıç derecesindeki tutulum, 14 günün sonunda orta dereceli olarak da gelişebiliyor. Ciğerler tomoğrafide buzlu cam görüntüsü ile gözleniyor ve bu görüntü ancak aylar sonra((6 ay) düzelebiliyor.
Eğer çekilen tomografi temizse zatürreye dönüşmemiş, enfeksiyon sadece boğaz bölgesinde kalmış, ciğerleri enfekte edememiş anlamına geliyor. Bu durumda hastalık nisbeten daha kolay atlatılabiliniyor.
KİMLER RİSK ALTINDA?
Zatürre olunsa bile, zatürre olanların hepsinin iyileşmeyeceği anlamına gelmiyor, çok önemli kısmı iyileşiyor, ancak süreç biraz zor geçiyor. Sadece ağır zatürre geçirenlerde, başka kronik hastalıklar da eşlik ediyorsa(özellikle ilerlemiş diyabet ve KOAH, kanser hastalığı ve ona bağlı kemoterapi ışın tedavisi görenlerde, obez derecesinde kilolu olanlarda ve ileri yaştakilerde hayati risk yaratabiliyor.
En büyük risk grubu tabii ki sağlık çalışanları, onlardan sonra kalabalık ortamlarda görev yapan, polisler, market çalışanları, toplu taşıma görevlileri, kargo ve postane çalışanları, kuryeler olarak sıralanıyor. Bu meslek gruplarında olanların çok daha dikkatli olması gerekiyor.
Hem bünye, hem de alınan virüs yükü hastalığınızın şiddetini belirliyor. Onun için kalabalık ortamlarda, mesafe ve maske kuralına da uysanız, uzun süre geçiriyorsanız(45 dakika ve fazlası) hastalanma olasılığınız da, aynı oranda artıyor. Sosyal mesafe ve maske kurallarına riayet etmiyorsanız, kısa süreli temaslarda bile hastalığı kolaylıkla kapabilirsiniz.
Ülkemizde, hastane acil servisine gidildiğinde hastaneye hiç yatmadan, hemen akciğer tomografisi çekilip, yarım saatte netice verilebiliniyor. Tomografi çekilimi gayet kolay, acısız, ilaçsız ve kısa süreli(5 dakikadan az) bir işlem.
GAME OVER(OYUN BİTTİ)
ODTÜ’den sıra arkadaşım, benim gibi, damdan düşenlerden olan ve Almanya’da yaşayan, Perim Ozan’ın da dile getirdiği gibi,
“Bu hastalık sürecinde, kendimi uzun süredir oynadığım bir bilgisayar oyununda yenilmiş, bir canımı kaybetmiş, atladığım bütün levellerden sonra, tırıs tırıs başlangıç noktasına geri dönmüş bir oyuncu gibi hissediyorum. 9 aydır bir oyunun içindeyiz, kimsenin kurallarını bilmediği bir oyun. Yaşayarak, ‘oyun’a dahil olarak ve ne yazık ki bir sürü can kaybederek yavaş yavaş öğreniyoruz oyunun kurallarını.”
ALLAH HASTANEYE DE DÜŞÜRMESİN, DOKTORSUZ DA BIRAKMASIN
Bu hastalık tıp dünyası için de çok yeni bir durum, dolayısı ile kimse herşeyi tam olarak bilmiyor, deneme yanılma ile yol alınıyor. Bu belirsizlik ve değişkenlik de hastalar üzerinde büyük bir depresyon ve ümitsizliğe neden olabiliyor.
Ama ilaç veya aşı ile bu hastalığın durdurulması da o kadar kolay olmayacak, görünen o ki, gelecek yaza kadar bu pandemi tehlikesini sürdürecek, bundan sonra her yıl aşı olmak zorunda da kalacağız gibi…
SAĞLIK PERSONELİNİN DEĞERİNİ BİLMEK
Bu hastalıkla mücadelede en önde savaşan sağlık personeline hepimiz minnet borçluyuz. Aralarında kötü örnekler olabileceği gibi, bunu da insanların ölümden korkmalarının doğal sonucuna bağlamak gerek, kimsenin ikinci bir canı yok, buna sağlık çalışanları da dahil.
Bu talihsiz dönem herkes için zor, ama onlar için çok daha zor bir süreç, o yüzden bu alanda canlarını hiçe sayarak, hastalara deva olmaya çalışan herkesi  takdir etmek gerek.
TEŞEKKÜR VE TAKDİR
Bu vesile ile, başta Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı, kardeşim Dr. Özcan Konur’a, Ankara Etimesgut Devlet Hastanesi Başhekimi ve Göğüs Hastalıkları uzmanı Dr.Mustafa Türkkanı ve tüm hastane çalışanlarına, Ankara Şehir Hastanesi Göğüs hastalıkları Uzmanı Dr. Yasin Kocaman’a, Konya Anadolu Lisesinden sınıf  arkadaşlarım,  Pursaklar Devlet Hastanesi Nörolog Dr. Esen Yüksekkaya’ya, İstanbul  Fatih Sultan Mehmet  Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Alıcı’ya, Balıkesir Burhaniye Aile Hekimi Dr. Faruk Tırman’a, teşekkürü borç biliyorum, iyi ki varlar. Bu dönemde benim kahrımı çektiler, sorularıma sabırla cevap vererek, yardımcı oldular, durumumu takip ettiler.
PİRUS ZAFERİ
““Koronayı nasıl yendim.” derken,  hayli iddialı bir söylem gibi geliyor. Ama aslında bu meşhur “Pirus Zaferi” gibi bir galibiyete işaret ediyor. Grek kolononisi Tarentum  Kralı Pirus, zorlu bir savaşla Romalılara karşı galip geliyor, ama ordunun yarısı zayii oluyor, kayıplar çok büyük, ama generalleri kutlama yapıyorlar ve “Efendim siz  hiç sevinmediniz mi bakın galip geldik.” diyorlar.Bunun üzerine galip Kral Pirus, “Evet galip geldik, ama böyle bir galibiyet daha kazanırsak, tümüyle bittiğimizin resmi olur. “diyerek meşhur sözünü söylüyor.
Bizimki de o hesap, koronaya karşı belki bugün galip geldik, ama zayiat da büyük oldu, bir sonraki karşılaşmamızda ne olur, kim kimi alt eder, bugünden bir şeyler söylemek zor.Bundan sonra önümüzdeki maçlara bakacağız, gayret bizden, takdir Allah’tan olacaktır.
BU YAZI NİYE YAZILDI, BU KADAR UZUN YAZIYI KİM OKUYACAK?
Buraya kadar sabırla ve merakla okuyanlara çok teşekkür ediyorum, bu yazının çok uzun olması nedeniyle, öncekilerden çok daha az okunacağını da biliyorum, ama bu yazının yazılmasındaki amaç, çok okunması değil, ihtiyaç duyanların okuması idi, çünkü ben kendi hastalığım esnasında böyle detaylı bir hastalık süreci anlatımına ne yazık ki denk gelmedim, yeni yeni yazılmaya başlanıyor, ama genelde kısa ve yüzeysel anlatıldığı için meraklısını doyurmuyor.
SONUÇ
İnşallah kimsenin bu yazıyı sonuna kadar okumaya ihtiyacı olmaz, ama hastalananların işine yarayacağına ve onları bilgilendireceğine inanıyorum. Tıbbi terimlere fazla girmeden, herkesin anlayacağı bir dilde yazmaya çalıştım. Dilerim yararı olur.

Son söz:  Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, 
Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi. 
GÜRCAN KONUR
Eski korona hastası ve galibi
İletişim:gurcankonur42@yahoo.com