PARAMEDYA

Altın, döviz ve mevduatta vergi avantajı nasıl olacak?

Altın, döviz ve mevduatta vergi avantajı nasıl olacak?

Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ vergi avantajlarını yazdı. Altın, döviz ve mevduatta vergi avantajı nasıl saglanır?

30 Eylül 2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 3031 ve 3032 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ve ekleriyle kambiyo işlemleri ve TL mevduatlarla ilgili iki yeni düzenleme hayata geçti. İlki yetkili kuruluşlarla yapılan döviz, altın alım-satımında uygulanan Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) oranının yüzde 1’den binde 2’ye indirilmesi, ikincisi TL mevduat faizlerinin stopaj oranlarının düşürülmesi.
Önce $, € gibi döviz ve altın alım-satımına vergi avantajı sunan düzenlemeden başlayalım: 30 Eylül 2020 itibariyle BSMV oranı düşürülmeden önce, 24 Mayıs 2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararı ile BSMV’nin oranı, 5 kat artarak binde 2’den yüzde 1’e yükseltilmişti. Bu düzenleme döviz satışlarını engelleyebilir mi, soruları sorulurken BSMV ile ilgili başka gelişmeler yaşanmıştı. 4 Ağustos 2020’de nakit döviz çekimine bankalar tarafından komisyon uygulanması gündeme gelmiş ancak Ağustos sonunda uygulamadan vazgeçilmişti. 
BSMV oran artışından dört ay sonra eski uygulamaya geri geldik. Oran artışı ile amaçlananlar ve elde edilen kazanımları incelediğimizde, dört ayın sonunda eski düzene neden dönüldüğünü anlayabiliriz.
Mayıs ayındaki BSMV oran artışının ardında öncelikle verginin fiskal amacının olduğu çok açıktı. Örneğin bankadan 100 $ alındığında 1 $ karşılığı TL’nin BSMV aracılığıyla Hazine’ye gelir kaydedilmesi planlandı. Üstelik kur yükselirken ve altın değerlenirken, kambiyo işlemlerindeki vergi oranı artışı, fiskal amacı daha da ön plana çıkardı.
Aradan geçen dört ay içinde BSMV’de vergi hasılatı artışı sağlandı mı? Bakalım:
-Öncelikle kambiyo işlemlerine yüksek oranlı vergi devam ederken, kurdaki artış dikkat çekiciydi. 25 Mayıs’ta $ kuru 6,79’du, 30 Eylül’de 7,81’e çıktı. Aynı tarihlerde gram altın da 376 TL’den 471 TL’ye yükseldi. TL’nin değer kaybına karşılık bu yüksek değerlerden alım-satımın vergi gelirlerini beslemesi gerekirdi.
-Mayıs ayında 1.502 milyon TL’lik vergi geliri sağlayan BSMV’den Temmuz ayında 2.278, Ağustos ayında da 2.403 milyon TL vergi geliri elde edildi.
-Ancak Ağustos 2019’da BSMV gelirinin vergi gelirleri içinde payı yüzde 3,8 iken Ağustos 2020’de bu payın yüzde 3,2’ye gerilediğini gördük.
BSMV oran artışına gidildiği bu dönem, pandeminin ilk dalgasının yaşandığı, bazı kesimlerin gelir kaybı, bazılarının yüksek kârlar elde ettiği bir dönemdi. BSMV’nin konusu ve oranındaki genişleme, tasarruf ve yatırımların yöneleceği araçların (döviz, altın) ve bu araçların temin edileceği kanalların (?tezgahaltı?) seçimi üzerinde doğrudan etkili olacaktı. Nitekim döviz alım-satımı dolarize olmuş ekonomide açıkça belliyken, işlemlerin gerçekleştiği kanalların yetkili kuruluşlarla olmaması ihtimal dahilindeydi. Öyle ki BSMV hasılatındaki değişim kurdaki yükseliş trendiyle birlikte değerlendirildiğinde, kambiyo işlemlerinde verginin ağırlaştırılmasının Hazine’ye beklediği vergi gelirini sağlamadığı ortaya çıkıyor.
BSMV oran artışının diğer etkisi, tasarruf, yatırım ve işlem kararlarında döviz yerine TL’nin tercih edilmesi olasılığıydı. Ekonomide dolarizasyonun yüksek olduğu bu dönemde TL’ye olan güveni tazeleme amacını taşıyordu. Ancak TL değer kaybetmeye devam ediyordu, TL mevduat üzerinde stopaj yüksekti. Sonuçta TL mevduat getirisi enflasyon oranının altında kalıyordu.
Döviz bozdurulup TL’ye geçilmediği ortaya çıktı. BSMV oranı yüksekliğinin de etkisiyle döviz hesapları bu dört aylık dönemde çözülmedi. Şimdi BSMV oranındaki indirim ve TL mevduatına stopaj avantajı ile sürecin tersine dönmesi amaçlanıyor. Dövizden TL’ye geçiş mümkün olacak mı?
Peki tüm tasarruflar dövizde mi? Tabiki hayır. Enflasyon oranı altında faiz geliri elde edilmesine rağmen, TL mevduat tutarı BDDK’nın 18 Eylül verisine göre yaklaşık 1.600 milyar TL. Yabancı Para mevduatı ise 1.850 milyar TL düzeyinde. Döviz mevduatına olan rağbet Temmuz başında başlayan sıçramayla beraber günümüze kadar geldi. Halen bankalardaki TL mevduat, döviz mevduatından daha az.
TL’ye dönüş amacıyla TL mevduat faiz gelirinde bugünkü stopaj düzenlemesi şu şekilde:
-Kısa vadeli (vadesiz, ihbarlı ve 6 aya kadar (6 ay dahil)) vadeli TL mevduat hesapları faiz gelirinden yüzde 15'lik gelir vergisi stopajı yüzde 5'e indi.
-1 yıla kadar (1 yıl dahil) vadeli TL mevduat hesapları faiz gelirinden yüzde 12'lik stopaj yüzde 3'e düşürüldü.
-1 yıldan uzun vadeli hesaplarda ise stopaj oranı yüzde 0 oldu.
-Bu arada katılım bankalarının ödediği kar paylarından kısa vadeli (vadesiz, ihbarlı ve özel cari hesaplar ile 6 aya kadar (6 ay dahil)) hesaplar için stopaj yüzde 5,
-1 yıla kadar (1 yıl dahil) vadeli hesaplar için yüzde 3 oldu.
-1 yıldan uzun vadeli hesaplar için de stopaj oranı yüzde 0 olarak belirlendi.

Bu düzenleme TL mevduat getirisinde dolaylı yoldan faiz gelirinde artış ortaya çıkarıyor. Ancak yine de enflasyon oranının altında kaldığını hesaplayabiliriz:

Örneğin 10.000 TL’lik mevduata yıllık yüzde 10 faiz oranıyla, brüt yıllık faiz geliri 1.000 TL, yüzde 15 stopaj sonrası net faiz geliri 850 TL’dir. Aslında 10.000 TL mevduata verilen faiz oranı vergi sonrası yüzde 8,5 olmaktadır. Bugünkü düzenlemeyle yüzde 3 stopaj sonrası net faiz geliri 970 TL’dir. Yeni faiz oranı vergi sonrası net yüzde 9,7’ye yükseliyor. Enflasyon oranının hala altında bir getiri.   

Bu basit hesaplama, TL mevduatta stopaj oranının düşürülmesiyle “dolaylı faiz artırımı” olarak algılanabilir. Bankaların maliyetine girmeyen, vergi oranı azalışı ile sağlanan bir faiz artırımı bu. Fakat tersten okursak, bugüne kadar TL mevduat stopajı ile mevduatın getirisinin nasıl azaltılmış olduğu görülebilir.

Kur riskinin ve ekonomide dolarizasyonun devam ettiğini görüyoruz. Gerek BSMV oran indirimi gerekse TL mevduatta stopaj indirimi, döviz hesaplarının düşük BSMV maliyetiyle TL hesaplara kaydırılacağı beklentisini içinde barındırıyor.

Fakat yapılması gereken, önce TL’ye güveni tesis etmek, ardından döviz talebi zaten düşecektir. Bir başka deyişle, TL’yi yeniden değerli hale getirmek, ona enflasyon oranının üzerinde bir getiri sunmak gerek. Sonunda TL’nin değersiz halinin getirdiği maliyetlerin, şimdi avantaj olarak sunulan vergi gelirlerinden yapılacak fedakârlıktan çok daha yüksek olduğu anlaşıldı.

Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ

 

Etiketler: Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZmevduat vergi
Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ
Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ

Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz, 1971 İstanbul doğumludur. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden (Maliye Bölümü) 1992 yılında mezun olmuştur. İ.Ü. Maliye Anabilim Dalı’nda “Servetin Vergilendirilmesi” konulu teziyle 1994 yılında Yüksek Lisans, “Vergilemede Çatışan Amaçlar: Optimal Gelir Vergilemesi Sorunsalı” konulu teziyle 2001 yılında Doktora eğitimini tamamlamıştır. 1997 yılında aynı Anabilim Dalı’nda asistan olarak akademik kariyerine başlayan Yılmaz, 2003 yılında Yardımcı Doçent, 2008 yılında Doçent ve 2014 yılında Profesörlüğe yükseltilmiştir. Halen İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümü’nde Profesör olarak görev yapmakta, Fakülte ve Rektörlük bünyesinde idari görevler üstlenmektedir. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde Maliye Politikası, Türk Vergi Sistemi, Devlet Borçları, Kamu Borç Yönetimi, Sosyal Güvenlik Ekonomisi ve Uluslararası Borç Krizleri derslerini vermektedir. Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz’ın “Maliye”, “Türkiye’nin Değişmeyen Kaderi: Borç Çıkmazı”, “Küresel Krizin Avrupa’da Borç Çıkmazına Dönüşümü”, “Sosyal Güvenlik Ekonomisi” adlı tek yazarlı kitaplarının yanısıra ortak yazılan kitapları, ulusal ve uluslararası kongrelerde sunulan bildirileri ve TÜBİTAK, BAP destekli projelerde yürütücülükleri bulunmaktadır. Evli ve iki çocuk annesidir.




 

Facebook Yorumları