HANİFE SERTER YAZIYOR: Bankalar bu dönemde tazminatlar ödemek, ikale sözleşmeleri ve işe iade davaları ile  uğraşmak istemedikleri için çalışanların ne kadarını bezdirerek  istifa ettirsek bizim için kar diye bakıyorlar 
Anormal isteklerle, beklentilerle bezme noktasına getirilen yılların bankacıları  bu soruyu bu aralar çok soruyorlar bana .
 ” Artık dayanamıyorum, istifa etmek istemiyorum, atsalar da kurtulsam noktasındayım ama  tazminatımı alarak nasıl ayrılabilirim onu da bilemiyorum  ?” diyorlar .
İstifaya zorlandıklarını ama bu kadar yılın emeğini gayretini hiçe sayıp istifa etmek istemediklerini iletiyorlar. Haklılar. Bu devirde istifa edip ertesi gün, ay, yıl iş bulmak elbette zor. Mevcut işi korumak doğru ve akıllıca olur. Ama bunu yaparken psikolojik olarak çok yıprandıklarının, yıpratıldıklarının da farkındayım. Bu sebeple  onlara tavsiyem genelde şu oluyor : “En doğru ve dürüst şekilde çalışmaya, işinizi hakkıyla yapmaya devam edin. Bir şey sorulduğunda en açık, net ve gerçeklere uygun şekilde cevap verin. Gerçekçi olan beklentiler , hedefler ile olmayanları birbirinden ayırın, günün koşullarına, piyasanın durumuna, hinterlandınıza, müşteri portföyünüzün gerçeklerine, kendi kişisel koşullarınıza uymayan hedefler gerçekleşmediğinde kendinizi suçlamayın, sizi suçlayanlara da inanmayın, yapılan baskıları, dayatmaları, aşağılamaları vs. üzerinize alınmayın. Bunların bir ilüzyon olduğunu farkederek gerçeklerden kopmadan işinizi en sağlıklı şekilde yapmaya gayret edin. Mesaiye uyun, mesai dışı taleplere sınırı koyun. Dinlenme hakkınızı koruyun. Müşterilerinizin hakkını, hukukunu gasp etmeyin. Kendi haklarınızın, hukuki şartlarınızın da farkında, bilincinde olun. Gerekirse koruyun, işverene hatırlatın. Siz tüm bunları yaptığınız, iyi niyetle çalıştığınız, görevlerinizi yerine getirdiğiniz halde işten atmak istiyorlarsa bırakın atsınlar. Bundan da ölümüne korkmayın. Doğruyu yapmanın, doğruları söylemenin, hakkınızı bilmenin ve savunmanın iyileştirici bir gücü vardır. Buna güvenin. “

 Anladığımız kadarıyla Bankalar bu dönemde tazminatlar ödemek, ikale sözleşmeleri ve işe iade davaları ile  uğraşmak istemedikleri için çalışanların ne kadarını bezdirerek  istifa ettirsek bizim için kar diye bakıyorlar olaya. Bu kadar zorlamanın, işleri yokuşa sürmenin , günün gerçekleri, ekonomik koşulları ile uyuşmayan hayali  hedefler vermenin başka bir açıklaması olamaz.

Diğer taraftan o malum soru beyin yakmaya devam ediyor olabilir :

” Yapan Nasıl yapıyor ?!”

Aynı işte çalışmakta olan on kişinin tüm bilgisi, tecrübesi, iyi niyeti, çalışkanlığı, dürüstlüğü ile gerçekleştiremediği hedefi bir, iki kişi mucizevi şekilde gerçekleştiriyor ise o işlemlere yakından bakmak gerekir. Birinci ve en iyi  ihtimalle,  O şubenin, o müşterinin özel bir durumuna bağlı olarak , İstisnai koşullarda hedef gerçekleştirilmiş olabilir.  Diğer kötü ihtimalde ise hedefe giden yolda her şey mübah yaklaşımı ile bazı ilkeler , kurallar, etik değerler hiçe sayılmış olabilir. Yapanları örnek gösterenler genelde bu arka planı görmezden gelirler ve göstermek istemezler. Ancak bir şikayet, bir olumsuzluk sonucu yapılan gayri nizami işler ortaya saçıldığında ise hiç oralı olmaz, ” ne halin varsa gör” tavrı takınarak uzaktan bakarak  işlerine devam ederler. Ellerini bulaştırmazlar…

Günümüzde bazı işler böyle oldu artık ne yazık ki. Dürüst olduğu için işe alınıp, dürüst kaldığı için işten atılanlara çok rastlıyoruz farklı farklı sektörlerde. Yeni normali bu oldu ülkemizin. Bu durumda akla şu söz geliyor doğal olarak …

“Bir memlekette, namuslular da namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memlekette kurtuluş yoktur.”
İsmet İnönü