PARAMEDYA

Korona vergileri Hazineye derman olacak mı?

Korona vergileri Hazineye derman olacak mı?

Korona salgınında insanlar üç gerçekten kaçamadı: Vergi, borç ve virüs. Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz, korona vergilerinin gerçekten vergi gelirlerini arttırıp arttırmadığını araştırdı.

Korona salgınında da görüyoruz ki, insanoğlu yaşadığı sürece üç gerçekten kaçamıyor: vergi, borç ve virüs.
1980’li yıllarda ABD Başkanı R. Reagan’ın ekonomi danışmanı olan Nobelli iktisatçı Arthur Laffer’e göre, ekonomik büyümenin sağlanması ve ekonomide rekabetçi yapının güçlenmesi için vergi indirimlerine gidilmelidir.
Çünkü vergiler tüketim, yatırım, tasarruf ve emek arzı üzerinde saptırıcı etkiler yarattığından, vergi oranlarındaki artış, vergi gelirlerini beklenen oranda arttırmaz.
Vergi oranları artışı ile vergi geliri artışı arasında doğru orantı olmayacağını öngören pek çok faktör vardır. Bunlardan birkaçı şöyle:
Vergiyi hissetme aşaması: Mükellefler, vergiyi doğuran olayın gerçekleşmesine engel olarak vergiden kaçınma yolunu seçerler ve sonuçta vergi gelirleri düşer. Örneğin potansiyel vergi mükellefi, vergilendirilen bir malı satın almayarak maddi anlamda intibak gerçekleştirebilir (ikame etkisi). Ya da vergi yükünün ağırlaştırılması öngörülen mallardan “stok” yaparak zaman anlamında intibaka gidebilir. Veya işletmeler kuruluş yerlerini değiştirip vergi cennetlerine giderek yerel anlamda intibak yolunu seçebilir.
Vergiyi ödeme aşaması: Mükellefler, vergiyi doğuran olayın ortaya çıkmasına engel olamadığında, vergiyi yansıtma yolunu seçerler ve vergi, kanun koyucunun işaret ettiği mükelleften değil, başkasından alınır.
Verginin yerleşme aşaması: Mükellefler, satın alma gücü azalarak vergisel ödevini yerine getirir ve devlet vergi gelirine kavuşur.
Vergi kaçırma. Mükellefler, yasalara aykırı bir şekilde kasten vergi yükünden kurtulmaya yönelik eylemlerde bulunur ve sonuçta vergi geliri düşer.
A. Laffer’e göre her toplumun bir vergi optimumu vardır. Laffer eğrisini gösteren grafikteki “t” noktası, toplumun optimum vergi oranıdır. Bu orandan itibaren vergi oranını arttırmak vergi gelirini arttırmayacak, aksine azaltacaktır.Fakat tüm bu faktörlerin varlığı, devletlerin en temel vergi gelirlerinden vazgeçmesi anlamına gelmez. Vergi ve kamu harcamaları, özellikle olağanüstü dönemlerde gelir elde etme, konjonktürel istikrarı temin etme ve ekonomik hayatı düzenleme amacıyla kullanılır.
Türkiye’de Mart ayından bu yana COVID-19 pandemisine karşı alınan sosyal izolasyon önlemleri sonucunda işletmeler, hem talep ve arz şoku ile karşı karşıya kaldı, biriken borçlarının yanında ekonomik gücü azaldı hem de vergisel yükümlülüklerini yerine getirme süreleri yaklaştı. O nedenle devletten vergisel kolaylık ve fedakârlık yönünde beklenti içine girdi. Beklentilere kısmî de olsa, cevap kısa sürede geldi[1]. Ancak ardından vergisel kolaylıklar yön değiştirdi.
Çünkü COVID-19 pandemisine yönelik yapılan sağlık harcamaları ve ekonomik hayatın desteklenmesi için açılan paketler, bütçe açığını tetikleyici özelliğe sahipti. Genişletici maliye politikası uygulamaları, özellikle bütçeden cari transferlerin payını arttırırken, süre ertelemelerini içeren vergisel kolaylıklar, düşen iş hacmi ve işsizlik nedenleriyle azalan vergi gelirleri, hedeflenenin altında kaldı. Üstelik IMF’nin son raporunda Türkiye’nin 2020 yılı bütçe açığının %7,5 olacağı tahmin edilmiş durumda. Bu tahmine bir de IMF’nin Türkiye ekonomisinin 2020’de %5 küçüleceği beklentisini de ekleyelim.
Mali disiplinin en önemli göstergesi olan bütçe açığından taviz verilmek istenmemesi, vergi geliri artışının hedeflenmesi, tüketim, yatırım, üretim kararlarına yön vermede vergilerin kullanılması, bu alandaki düzenlemeler açısından son aylarda yoğunluğa yol açtı. Özellikle vergi oranlarının artışını içeren iki düzenleme dikkat çekici:
Ek Gümrük Vergisi: 19 Mayıs tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararıyla 800’e yakın ithal ürüne %2 – %30 arasında değişen oranlarda ek gümrük vergisi getirildi.
Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi: Yetkili kuruluşlarla yapılan genel olarak döviz, ek olarak da altın alım-satımında uygulanan B.S.M.V.’nin oranı, %0,2’den %1’e yükseltildi.
Ek gümrük vergisi düzenlemeleri, 18 Nisan, 21 Nisan ve 11 Mayıs tarihlerinde de yapılmıştı. Fakat bu sonuncusu, en kapsamlısı oldu.
Bu vergiyle inşaat, demir-çelik, otomotiv sanayini doğrudan etkileyen ithal mallar, salgın döneminde daha çok talep edilen hijyenik ürünler, sokağa çıkma yasağı altındaki gençlerin çokça tercih ettiği oyunlar, uzaktan çalışma döneminde ofis hayatının ayrılmaz parçaları olan ithal teknolojik aletler, bilgisayarlar v.s. artık daha pahalı hale geldi.
İkamesi olmayan ve talebin fiyat esnekliği düşük, kısaca daha çok talep edilen mallara bir anlamda zam geldi. Ekonominin sürükleyici sektörlerinin üretimde kullanacakları ithal girdilerin fiyatları da, bu ek vergi ile yükselmiş oldu.
Ek gümrük vergisinde, hem verginin kapsamı genişlediği hem de oranı yükseldiği için görülmektedir ki verginin fiskal amacı ön planda. Ancak ithal girdinin vergili fiyat artışının nihai ürün fiyatına yansıyarak enflasyonist eğilimi şiddetlendirmesi olası.
İthal ürünlere gelen bu ek verginin bir yandan döviz kurundaki oynaklıklar, diğer yandan COVID-19 pandemisinin yarattığı talep ve arz şoku nedeniyle yaşanan gelir kaybı ortamında hayata geçmesi, ithal ürünlere olan talebi daha da azaltabilir. Üretimin ithalata bağlı yapısı nedeniyle de, özellikle 2020’nin ikinci çeyreğinde beklenen ekonomik daralmayı şiddetlendirebilir.
B.S.M.V.’de ise oran artışı 5 kat olarak gerçekleşti. Bu hızlı oran artışının ardında da verginin fiskal amacını izlemek mümkün. Bankadan 100 $ alacak birinin ödeyeceği 1 $’lık B.S.M.V. örneğinde olduğu gibi, toplamda 12 milyar TL’lik bir vergi hasılatı bekleniyor. Bu tutar, 2020 yılı için hedeflenen vergi gelirinin sadece %1,5’i.
B.S.M.V. oran artışında, ekonomide dolarizasyonun yüksek olduğu bu dönemde TL’ye olan güveni tazeleme amacı gözlemleniyor.
Bazı kesimlerin gelir kaybı, bazılarının yüksek kârlar elde ettiği pandemi döneminde, B.S.M.V’nin konusu ve oranındaki genişleme, tasarruf ve yatırımların yöneleceği araçların (döviz, altın) ve bu araçların temin edileceği kanalların (?tezgahaltı?) seçimi üzerinde doğrudan etkili olacak.
Kısaca Ek Gümrük Vergisi ve B.S.M.V. oranlarındaki artışların tüketim, üretim ve yatırım kararlarını değiştirici, saptırıcı etkileri olacaktır. Bu vergilerden beklenen vergi gelirine ulaşmak için, yukarıda sıralanan tüm bu şartların değerlendirilmesi gerekir.
Laffer eğrisi üzerinde optimum vergi oranının ne olacağı, vergi gelirinin hangi vergi oranından itibaren artmayıp, azalacağı Ek Gümrük Vergisi ve B.S.M.V. örnekleriyle sınanmış olacak.
Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ

YAZININ ORJİNALİ İÇİN TIKLAYIN!

Etiketler: Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ
Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ
Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ

Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz, 1971 İstanbul doğumludur. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden (Maliye Bölümü) 1992 yılında mezun olmuştur. İ.Ü. Maliye Anabilim Dalı’nda “Servetin Vergilendirilmesi” konulu teziyle 1994 yılında Yüksek Lisans, “Vergilemede Çatışan Amaçlar: Optimal Gelir Vergilemesi Sorunsalı” konulu teziyle 2001 yılında Doktora eğitimini tamamlamıştır. 1997 yılında aynı Anabilim Dalı’nda asistan olarak akademik kariyerine başlayan Yılmaz, 2003 yılında Yardımcı Doçent, 2008 yılında Doçent ve 2014 yılında Profesörlüğe yükseltilmiştir. Halen İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümü’nde Profesör olarak görev yapmakta, Fakülte ve Rektörlük bünyesinde idari görevler üstlenmektedir. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde Maliye Politikası, Türk Vergi Sistemi, Devlet Borçları, Kamu Borç Yönetimi, Sosyal Güvenlik Ekonomisi ve Uluslararası Borç Krizleri derslerini vermektedir. Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz’ın “Maliye”, “Türkiye’nin Değişmeyen Kaderi: Borç Çıkmazı”, “Küresel Krizin Avrupa’da Borç Çıkmazına Dönüşümü”, “Sosyal Güvenlik Ekonomisi” adlı tek yazarlı kitaplarının yanısıra ortak yazılan kitapları, ulusal ve uluslararası kongrelerde sunulan bildirileri ve TÜBİTAK, BAP destekli projelerde yürütücülükleri bulunmaktadır. Evli ve iki çocuk annesidir.




 

Facebook Yorumları