Usta Analist Erden Armağan Er, herkesin sorduğu soruya yanıt veriyor: Dünya ve Türkiye ekonomisi bundan sonra ne olacak?
DÜNYA VE TÜRKİYE EKONOMİSİNDE BUNDAN SONRASI
Corona Virüsü ile dünya piyasalarında başlayan satış dalgasının önüne geçebilmek içi başta FED olmak üzere bütün büyük gelişmiş ülke Merkez Bankaları ve Hükümetler şimdiyedek görülmemiş büyüklükte “Ekonomik Paketler” açıklamaya başladılar. ABD İpotekli Konut Sertifikaları, Özel Şirket Tahvili ve Hisse Senedi alımı dahil “ LİMİTSİZ” ve ilk aşamada 4.2 Trilyon USD tutarında(QE4), Almanya 750 Milyar EUR tutarında “VARLIK ALIM PROGRAMI” açıkladılar. Yine Japonya, Kanada, İngiltere, Fransa ve diğer gelişmiş Batılı Ekonomi yönetimleri, “istihdamı destekleyici” önlemlerden tutun, “tüketimi canlandırabilmek” için vatandaşlarının cebine “NAKİT” koymak dahil her türlü tedbiri devreye aldılar. Türkiye’de de Hükümet her ne kadar içeriği ve miktarı tartışılacak dahi olsa, bir önlemler paketini yürürlüğe koymuş durumdadır.
Açıklanan Paketler Yeterli Olabilecek mi?
Baştan söyleyelim tüm önlemlere rağmen “Dünya Ekonomisinde” yaşanan depremin önüne geçilebilmesi uzunca bir süre zor olacak görünmektedir. Nedenlerine geçmeden önce şunu ifade etmeliyiz ki, Az Gelişmiş ve Gelişmekte Olan Ülkeler, bu “BUHRAN”dan daha büyük zararlarla çıkacaklardır.
Gelişmiş Ülkelerde Ne Olacak?
Herkesin malumu olduğu üzere, virüsün en olumsuz seyrettiği ülkeler başta İtalya olmak üzere AB Ülkeleridir. Zira, genel nüfusu oldukça yaşlı olan söz konusu ülkelerde hastalık bulaşan insan sayısı ve ölümlerin devamı beklenebilir. Bu durum, 2008 Krizinden bu yana bir türlü istikrarlı büyümeye geçemeyen AB Ülkelerini ekonomik olarak daha da olumsuz etkileme potansiyeline sahiptir. Ekonomileri, başta turizm olmak üzere ağırlıklı olarak hizmetler sektörüne dayalıdır ve virüs tehlikesinden en olumsuz etkilenecek sektörler de bunlardır. Dolayısıyla zaten büyümekte zorluk çeken AB bölgesi önemli bir daralma riski ile karşı karşıyadır.
ABD ise AB’ye oranla son yıllarda oldukça istikrarlı büyüme rakamları elde etmiş ve “İşsizlik Oranını %3,9’a kadar düşürebilmiştir. Fakat virüsün etkilerini en çok yaşayacak ülkelerin başında geleceği açıklanan son işsizlik maaşı başvurusu verileri ile ortaya çıkmıştır. Şu an için enfekte olmuş vaka sayısı bakımından Çin ve İspanya’yı geçmiş ( 80 bin üzerinde) durumdadır. Başlangıçta virüsü ciddiye almayan Trump hem sağlık hem de ekonomik önlemleri görülmemiş ölçüde arttırmaya ( Ekonomik Destek Paketi toplamda 4,2 Trilyon USD) başlamıştır. Yapılan tahminlere göre ABD’de %3,9 düzeylerinde seyreden işsizlik rakamının %30’lara kadar ulaşabileceği öngörülmektedir. Bu kadar büyük bir işsizliğin yaratacağı sorunların telafi edilebilmesi için açıklanan bu devasa önlemler de gösteriyor ki, FED Bilanço Büyüklüğü yaklaşık 8 Trilyon USD’ye ulaşacaktır.
Gelişmiş Ekonomilerin Avantajı
Başta ABD ve AB Ülkeleri olmak üzere Gelişmiş Ekonomiler, krizin vatandaşlarına etkisini minimuma indirmek için açıkladıkları ekonomik destek paketlerini bu kadar yüksek miktarlarda tutabilmesinin sebebi “Rezerv Para” olarak kullanılan para birimlerine sahip olmaları ya da Bütçe Fazlası ve Dış Ticaret Fazlası veren ülkeler olmalarıdır.
ABD ve AB Rezerv Paraya sahip oldukları için istedikleri kadar para arzını arttırabilmekte ve kendi ülke vatandaşlarına maddi destekte bulunabilmektedirler. Çin, İngiltere, Kanada, Güney Kore gibi üretim gücü yüksek ülkeler ile AB Üyesi olmayan Kuzey Ülkeleri ile Enerji zengini Rusya da sahip oldukları bütçe fazlasını kullanabilme avantajları nedeniyle virüsle mücadelede vatandaşlarına destek olabileceklerdir.
Az Gelişmiş ve Gelişmekte Olan Ülkeler ve TÜRKİYE
Ambargo altında olan İran, virüs krizinden en çok etkilenen ülkelerin başında gelmektedir. Ülkede var olan rejimin Dini öncelikleri önlem almasında çok vahim gecikmelere sebep olmuştur. Muhtemelen virüsle mücadeleden en büyük zararı görecek gelişmekte olan ülke olacaktır.
Hindistan, Güney Afrika, Meksika ve Arap ülkeleri Güney Yarımkürede kışın başlayacak olması ile olumsuz etkilenmeleri muhtemel ülkelerdir. Ancak Güney Afrika haricinde hemen hepsinin ekonomileri bütçe fazlası üretebilmekte ya da borçluluk düzeyleri kontrol edilebilir düzeydedir. Kendi ulusal paraları ile para arzını arttırmaları durumunda enflasyonist baskı altında kalacak olsalar da, ayakta kalma şansları yüksektir.
Gelelim Ülkemize
Virüs Salgınının seyri bakımından ülkemizde  kritik bir döneme girdiğimiz çeşitli tıp uzmanları tarafından açıklanmaktadır. Önümüzdeki dönemde bulaşıcılığın azaltılabilmesi ve kontrolün sağlanabilmesi için ek önlemler alınması oldukça muhtemeldir. Bu durumda da ekonomik aktivite, beklentilerin de ötesinde azalacaktır. Lakin bu olasılığa mukabil hükümet tarafından açıklanan ekonomik tedbirlerin yeterli olmadığı düşüncesindeyiz. Kayıt dışı çalışan, gündelikçi işçiler ile küçük esnaf ve sanatkarların iş yerlerini kapatmak zorunda kalması, üretimlerini ve hizmetlerini durduran bir çok küçük işletmeden çıkartılan çalışanların da eklenmesiyle katlanarak artacak işsizlerle ekonomik olarak desteklenmesi gereken milyonlarca kişi için alınmış bir destek kararı olmadığı açıktır.
İşsizlik Fonu çözüm mü
İşsizlik Sigortası Fonu daha çok işverenlere destek amaçlı kullanılmaktadır. İşini kaybeden fakat İşsizlik Sigortası’ndan yararlanma koşullarını taşımayanlar için bir düzenleme yapılacak mıdır belirsizdir.  Zira sanıldığının aksine “İşsizlik Fonu”nda kaynak bulunmadığına dair iddialar mevcuttur.
2019 Yılında TCMB Olağanüstü Yedek Akçesi kullanılmıştır. TCMB Temettüsü Bütçeye aktarılmış ve seçim döneminde harcanmıştır. Kamu Harcamalarında tasarruf bir yana Kanal İstanbul Projesi ile ilgili ihalelere devam edilmektedir.
CDS Risk Primler belirsiz
Bilindiği üzere ülkemizin Özel + Kamu dış borç stoku 450 Milyar USD düzeyindedir. Her ne kadar Hazine İç Borç Stoku GSYİH oranı % 36-40 düzeyinde bulunsa dahi, dış borçların USD cinsinden olması çok önemli bir sorun olarak durmaktadır. Merkez Bankamızın USD basması gibi bir durum söz konusu olmadığına göre, mevcut Dünya Ekonomik koşullarında özel sektörün ve dahi Hazine’nin dış borç ödemek için yeni borçlanma olanakları 400-600 arasında oynayan CDS Risk Primleri ile nasıl gerçekleşeceği belirsizdir.
2020 için hükümetin hedefi olan %5’lik büyüme hedefi bir yana, çeşitli rating kuruluşları Türkiye’nin 2020 yılında  %1,5 oranında küçülmesinden söz etmektedir. Küçülme yaşanmasa bile, her yıl çalışma hayatına giren 600-800 bin arasındaki genç nüfus için yeni iş alanları açılması mümkün görünmemektedir.
Petrol Fiyatları düşmesi işe yarar mı?
Her ne kadar %50’ye yakın düşüş kaydeden petrol fiyatlarının, cari açık ve enflasyon üzerinde olumlu katkılar sağlayacağı  varsayılsa da, İhracatımızın %50’ye yakın kısmını gerçekleştirdiğimiz AB pazarının daha da daralacak olması ve küçülen  ekonomik aktivite etkisiyle ağırlıklı olarak dolaylı vergilere dayalı kamu gelirlerindeki kayıp nasıl telafi edilecektir?
Türkiye İçin Çıkış Yolu Nedir?
Anlaşıldığı kadarıyla Hükümetin Ekonomik Destek Paketi için kaynak yaratması iki yol dışında imkansız gibi görünmektedir.
Birincisi; bütçe açığını arttırmak suretiyle (ki mevcut ortamda TCMB dışında alıcı olması zor gibi görünüyor) para arzının arttırılması ve enflasyonist baskılara rağmen ekonominin çarklarının döndürülmesi,
İkincisi; IMF’in Corona Virüsün etkileri ile mücadele için açıklamış olduğu yardım paketinden yararlanılması.
Ancak her iki yolu izlemenin yaratacağı çok büyük siyasi maliyetler söz konusudur. Elbette içinde bulunduğumuz şartlarda siyasi maliyetlerin öneminin olmadığı düşünülebilir. Lakin hükümetin bu maliyetler karşısında takınacağı tavır bizim düşüncelerimizden haliyle çok daha önemlidir. Eğer bu maliyetlere katlanmaktan imtina edecek olursa, virüs salgınının yarattığı hem insani hem de ekonomik kayıpların ülkemiz adına çok daha fazla olacağını tahmin etmek sanırız yanlış olmaz.
Son Söz
Dünyanın içine girmiş olduğu ve bizim tanımımızla “İnsani Buhran” olarak adlandırabileceğimiz bu krizi ülkemizin en az hasarla atlatabilmesinin yolu, acil olarak başta Tarım ve Gıda Sektörü olmak üzere, stratejik olarak belirlenecek sektörleri desteklemekten geçmektedir. İlerleyen süreçte dünyada ortaya çıkabilecek gıda ve tarım ürünlerine olan ihtiyacın dahi karşılanabileceği sektörlere uygulanacak cerrahi titizlikteki destekler sayesinde, son 20 yılda ekiminden vaz geçilen 4 milyon hektara ulaşan tarımsal arazilerin değerlendirilebilmesine, tarımda yaşanacak üretim artışının ortaya çıkaracağı istihdam ihtiyacı ile işsizliğin azaltılabilmesine, büyük kentlerimizde virüs etkisiyle daha da büyüyen sorunların üstesinden gelinebilmesini sağlayabilecek tersine göçle beraber daha yaşanabilir kentlere kavuşabileceğimize inanmaktayız.
Özetlemek gerekirse ,“Doğanın Açtığı Düşünülen Sorunların” üstesinden, doğayla savaşarak değil doğaya dönerek gelebiliriz.
Erden Armağan ER-27.03.2020
erdener1970@gmail.com