PARAMEDYA

Eski müfettişten bankalara ağır suçlama Şubeleri otel lobisine çevirdiler

Eski müfettişten bankalara ağır suçlama Şubeleri otel lobisine çevirdiler

Gürcan Konur yazıyor: Salgın ençok banka şubelerini etkiliyor. Neden? Çünkü görgüsüz Arap kültürü ile şube dizayn ettiler. Salgınla mücadele ilk olarak şube mimarisiyle başlar.

BANKA MI, OTEL LOBİSİ Mİ?
GÜVENLİK Mİ ÖNEMLİ, ŞATAFAT MI?

Ülkemizde on yıllardır moda olan bankacılık mimari trendi, beş yıldızlı otel lobisi veya resepsiyonu gibi şubeler açmak oldu, bu şatafat, yani gösteriş merakı zamanla sonradan görme, “çok param, servetim varsa gözüne sokarım” görgüsüzlüğüne döndü, iyiden iyiye petrol zengini zevksiz Araplara benzedik.
Halbuki biz hiç böyle değildik, medeni batı dünyası da böyle değil. Bu zevksizlik ve israf sarayları, bugünlerde ne kadar çok kullanışsız ve sorunlu bir yapıya sahip olduğunu her gün yüzümüze haykırıyor, hem güvenlik, hem de sağlığımız için bu lüksün en büyük engellerden birisini yarattığını her gün açıkça gözlemliyoruz.
ŞUBE Mİ, REZİDANZ MI?
Zamanında banka şubelerinin eski devlet dairelerinden farkı yoktu, son derece sade, gösterişsiz mekanlardı, yenilenmeleri 10-15 yılda bir olurdu, öyle 5 yılda bir şube tadilata sokulup, baştan sona değişmezdi.
Gerçi şimdi kamu daireleri de lükste özel sektörle yarışıyor, geçenlerde gittiğim bir vergi dairesinde gördüğüm şatafat karşısında vergi mükellefi olarak kendimi yolunan bir kaz veya enayi gibi hissetmeme engel olamamıştım. Demokratik batı ülkelerinde devlet dairelerinde lüks göremezsiniz, vergi mükelleflerinin ödediği paralar lüks bina yapımında kullanılamaz, oralarda kimse buna cesaret edemez, biz kendimize münhasır bir ülkeye dönüştüğümüz için, bizde artık bunlar bize normal gelmeye başladı maalesef…
VEZNENİN SIRRI VE BAŞARISI
Eskiden para alışverişi sadece, üç tarafı kapalı, bir tarafı servise açılan kapısı olan vezne bölümünde ve sadece  veznedar tarafından yapılırdı. Kalabalık ve büyük şubelerde iki veya üç vezne bulunurdu. Diğer personel para alışverişi yapmazdı. Vezne bölümü bazı banka şubelerinde, içeriden kilitli ve kurşun geçirmez camla kaplı olur, ses için küçük delikli bir cam halkası veya mikrofon sistemi kullanılırdı, para alışverişi, camın altındaki bir oyuktan, dönen bir tabak vasıtası ile yapılırdı. Müşteri parayı tabağa koyar, veznedar eliyle çevirerek parayı alır, para üstü ödemesini de yine tabağa koyup, müşteriye çevirerek öderdi.
SÜREKLİ YEŞİL YONCA YEDİREREK, SEKTÖRÜ KOYUNA ÇEVİRDİLER
Ama zamanında, güya yenilikçilik adına, yeşil yoncalı banka,  yerleşik bankacılıkta gerekli olan her türlü uygulamanın canına okumakta kararlı olduğunu göstererek, süper vezne adı ile tüm personeli veznede değil,  masasında parasal işlem yapmaya zorladı ve  böylece vezne uygulaması tarihe karışmaya başladı. Diğer bankalar da veznedar kadrosunu ve bunun bankaya olan maliyetini ortadan kaldıran bu uygulamayı çok severek hemen aynı uygulamaya geçtiler.
Ama zamanla, her masada her personelin parasal işlem yapmasının hem performans hem de güvenlik açısından sakıncaları ortaya çıktıkça, bu sefer, o korunaklı vezneler yerine otel resepsiyon masalarından farksız gişeler ve tek işleri parasal işlem yapmak olan gişe yetkilileri yaratıldı. Gişelerde ne kilit, ne cam, ne de yüksek banko vardı, öyle ki bazı bankalarda hırsız kolunu uzatsa, gişenin çekmecesine ulaşabiliyordu.
Bu dönemde sayısız tırnakçılık, hırsızlık, yankesicilik vb. olaylar yaşandı, ama banka yönetimlerinin umurunda değildi, çünkü bu olaylar sanki mimari noksanlıktan değil de, gişe yetkilisinin hatası gibi gösterilerek, oluşan maddi zarar personele ödettiriliyordu. Zaten belli bir dönem sonra gişelerin sadece para alışverişi yapması yeterli görülmeyecek, kredi kartı, otomatik fatura ödemesi, hatta BES gibi ürünlerin de gişeler tarafından satılması için hedef verilmeye ve baskı yapılmaya başlandı, hızını alamayan bazı bencil ve küstah müdürler, güvenlik görevlilerine bile satış hedefi verdiler.
YONCANIN DEMODE MODA ÇILGINLIKLARI
Zamanla bu uygulama da yine yeşil yoncalı banka tarafından demode bulundu, müşterinin her işlemi masada yapılmalı idi, parasal alışveriş için gişeye gidilmesi gereksizdi, o yüzden tüm masalar gişeye dönüştürüldü, tabii ki, bu ”Zihni Sinir Procesi” de yine diğer bankalarca hemen benimsenerek, yetkili kıdemli personel bile para alışverişine zorlanarak yeni sistem zorla uygulamaya konuldu.
Öğlen çalışması, cumartesi çalışması, gişelerin ürün satması gibi, bankacılığın tüm hilkat garibesi uygulamaları hep yeşil yoncalı banka tarafından başlatılmıştır, diğer bankalar da, eşeğin arkasından giden deve kervanı gibi,  müşteriye direkt faydası olmayan , ama personele çok yük getiren bu uygulamaları hemen kopyalayıp, taklit ettiler, ama zamanla bunun fiyasko ve gereksiz olduğu anlaşılınca, ilk bu uygulamayı kaldıran da yine yeşil yoncalı banka olmuştur, sektörün vazgeçtiği saçmalıkları ısrarla devam ettirip, en son bırakan da ilginçtir, hep yerli özel sermayeli kırmızı banka olmuştur.
AVRUPA’DA BU İŞLER NASIL YÜRÜYOR?
Avrupa’da bankalar son derece sade döşenmiştir, lükse rastlayamazsınız. Parasal işlem yapılan yerler mutlaka müşteri holünden ve diğer banka personelinden ayrılmıştır. Şubeler bizim eski postane binaları gibidir.
Zamanında çalıştığım banka, İyi İngilizce bildiği için, yabancı dil tazminatı alan, potansiyel yönetici kadrosunu, Londra’da bulunan ve holding iştiraki olan, Holdingin adına sahip  tek şubeli İngiliz bankasına bilgi ve görgümüzün arttırılması için, 15 günlüğüne masrafları bünyesinden karşılayarak, tek tek gönderiyordu, ben de bu güzel ve örnek uygulama sayesinde İngiliz bankacılığını gözlemleme fırsatı bulmuştum.
Şube son derce sade idi, iki katlı olan şubede, alt katta gişelerin olduğu bölüm, kurşun geçirmez camlarla, müşteri holünden ayrılmıştı, müşteri ile konuşmak için camda küçük delikler mevcuttu, dönen tabakla para alınıp, veriliyordu. Kurşun geçirmez çelik kapı şifreli idi ve içeriden izin verilmeden kimse giremiyordu. En hatırlı müşteri bile, bu kilitli operasyon bölümüne geçemezdi, zaten İngiliz kanunlarına göre, belli tutarın üzeri nakit ödenemiyordu.
Üst katta ise, küçük odalar halinde müşteri işlemleri ile ilgilenen yetkili bankacılar vardı, burada kesinlikle nakit alışverişi olmuyordu, müşteriler odacıklara gizlilik kuralı gereği tek tek alınıyordu, zaten telefonla randevu sistemine alışkın olunduğu için kapıda kuyruk da yaşanmıyordu.
GENEL MÜDÜRÜN İBRETLİK SOHBETİ
Banka genel müdürünün odası da son derece sade döşenmişti. Bankanın Türk olan genel müdürü bana “ne ikram etmemi istersiniz?” dediğinde “bir fincan filtre sade kahve alabilirim.” demiştim, adam kalktı, birkaç dakika sonra elinde iki fincan kahve ile geldi, ” sizin yardımcınız yok mu, veya izinli mi, kahveyi niye siz getiriyorsunuz?” dediğimde ”burası Türkiye’den çok farklı, müdür de olsanız, herkes, çayını kahvesini içerideki makineden alır, Bankada sadece benim yardımcım var, benim işle alakalı  resmi görüşmelerimi filan ayarlar,  ama bana veya misafirlerime çay kahve getirmesini ondan  isteyemem, burada ayıp karşılanır.” demişti.
Bankada güvenlik görevlisi olmadığı dikkatimi çekmişti, ama zaten gerek de yoktu, silahlı soyguncunun bile paraya ulaşması mümkün değildi. Müdür beye “sizi kafanıza silah dayayarak rehin alıp, kapıyı açtırırlarsa ne olacak?” dediğimde, gülerek, “ buradaki sistem çok kuralcı ve  katıdır, beni vursalar da kapıyı açmazlar, soyguncu da bunu bildiği için zaten böyle bir girişimde bulunmaz.” demişti.
KREDİ ÇEKMİYORUZ, HESAP AÇIYORUZ
İngiliz bankalarındaki ATM’ler o zamanlar hala eski modeldi ve siyah beyaz ekran kullanılıyordu, bizde daha o zamanlarda hepsi son model ve renkli ekranlı idi. Müşteri holündeki bankoda basılı formlar dikkatimi çekmişti, hesap açılış formları sayfalar dolusu kitapçık halinde idi, tüm kişisel özel bilgiler,  aylık gelir, tüm malvarlığı, aileniz dahil, detaylı olarak isteniyordu, “bizde olsa kredi mi istiyoruz, hesap açtırmak için bu bilgileri niye verelim diye müşteriler  itiraz ederler.” Dediğimde, müdür bey, “ buradaki hiçbir bankada bu bilgileri almadan hesap açamazsınız cezası çok ağırdır, burada bunlar gayet normaldir, ama haklısınız ülkemizde kavga bile çıkartan olur. “demişti.
BANKACILIK TURİZMİN BİR KOLU MUDUR?
Bizim ülkemizdeki şube holleri beş yıldızlı otel lobisi konforundadır, ama bankacılık açısından hiç kullanışlı ve emniyetli değildir. Otel mi açıyoruz, banka şubesi mi? Müşteri rahat etsin diye düşünülmüştür, ama asıl düşünülmesi gereken tüm zamanını orada geçiren bankanın kendi personelidir. Müşteri değerlidir, ama onlara hizmet veren personel daha değerli bir konumda olmalıdır.
SALGINLA MÜCADELE ŞUBE MİMARİSİNDE BAŞLAR
Londra’daki bahsettiğim şube sistemi burada olsa idi, şubelerde bugün korona salgını kabusu yaşanmazdı, parasal işlemler kontrol altında olur, personel müşteri ile tek tek görüşme ve kendisini daha iyi koruma olanağı bulurdu. Madem her işimizde Avrupa’yı örnek alıyoruz, bu konuda niye duyarsız ve ilgisiz kalıyoruz?
ÇALIŞMA SAATLERİNDE NİYE AVRUPA ÖRNEK ALINMIYOR?
Çalışma saatleri açısından da, ülkemiz tüm Avrupa ülkelerinde en çok mesai yapan ve müşteriye hizmet saatleri en uzun olan ülke konumundadır.  Sadece birkaç eski doğu bloku ülke ile benzerliğimiz vardır, diğer modern ülkelerin hepsinde şubeler sabah 10:00’da açılır, öğleden sonra 15:00 ila 16:00 saatleri civarında kapanır, bizdeki kadar uzun mesai hiçbirinde yoktur. Yerli özel sermayeli, personeline hiç acımayan kırmızı renkli banka bile, seneler sonra ilk kez geçen yıl, 17:30 olan müşteriye kapanış saatini 17:00’a almıştı, aslında müşterileri çoğunluğu bilmediği için 17:00-17:30 arasında pek gelen de olmazdı, ama ısrarla bu uygulama sürdürülürdü. Şimdi de 12:00-12:30 aralığını da müşterilerin çoğunluğu bilmez, sadece uyanıklar o aralıkta gelirler.
SADECE ŞUBELER DEĞİL, PERSONELİN DE GÖRÜNÜMÜ FELAKET
Sadece banka şubeleri değil, bankacıların da dış görünümü zamanla çok değişti. Eskiden, bankacıların giyimleri de belli kalitede olmakla birlikte, sade ve gösterişsiz, klasik ve zevkli-uyumlu olurdu. Erkek personel kıyafetleri zaten tek düze idi, ağırlıklı olarak siyah renkte takım elbise, beyaz gömlek ve koyu renk kravat ve ayakkabı giyilirdi. Kadın personel kıyafetleri de yine koyu renkler ağırlıkta olmak üzere, döpiyes(etek-ceket veya pantolon-ceket takım) veya bluz eklenerek tayyör takım , topuklu ayakkabı ile giyilirdi.
Sonradan, hem personel kıyafetleri renklendi, hem de tanınmış marka takıntısı hakim oldu, eğer pahalı bir marka kıyafetse, o en isabetlisidir gibi, ham bir bakış açısı hakim oldu, erkeklerde acayip renklerde takımlar, gömlekler, kravatlar, ayakkabılar ortalığa dökülmüşken, özellikle kadın kıyafetleri, allı güllü, çiçekli, neon renklerin hakim olduğu, sentetik ve likra sağlıksız nefes almayan kumaşlardan yapılmış acayip elbise kombinleri ve uyumsuz kelebek misali aksesuarlarla süslenerek, bankacıdan çok, ses sanatkarlarına , hatta bazı kendini bilmezlerin elinde, içkili mekan şarkıcıları ile benzeşti.
BANKACILIĞIN ONURU NASIL KURTARILIR?
Bankalar ve bankacılar artık klasik bankacılığa dönmelidir, bankacılık ciddi ve saygın bir iştir, laubalilik, sululuk, yenilikçilik adı altında soytarılık  kaldırmaz, hem personelin dış görünüşü, hem de şubelerin mimari yapısı sadeleşmeli, bankalar müşterinin keyfine göre değil, personelin ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlenmelidir.
Bu kriz belki hayırlı bir değişime sebebiyet verir, bankalar insan kaynaklarının değerini anlarlar, makineler işi kolaylaştırır, süre kazandırır, ama asla insanın yerini alamaz.
İNSANSIZ BANKACILIK DEĞİL, İNSANİ BANKACILIK
Bir dönem” insansız bankacılık” lafı çok moda idi, ama yönetimler bunu teknolojinin nimetlerinden faydalanma olarak değil de,  insanı yok sayan bankacılık anlayışı olarak uyguladılar, bugün o kadar teknolojik gelişmeye rağmen, şubeler ve o küçümsedikleri personel  olmadan bankacılık yapılamıyorsa, üst yönetimler şapkalarını önlerine koyup, yeniden düşünmek ve gereken tedbirleri almak zorundadırlar, yoksa o şapkalarını alıp gitmek zorunda kalmaları çok uzak olmayacaktır.
Son söz: Zamanın esiri değil, zamana yön veren olun, herkesin gittiği yol, illa en doğrusu olmayabilir, milyarlarca karasinekten birisi olacağınıza, ömrünüz kısa da olsa zarif bir kelebek olmayı tercih edin,  o koltuklarda en uzun kalmak amaç olmamalı, orada  iz bırakan en uzun oturan değil, o koltuğun hakkını veren ve beddua ile değil, hayırla anılandır.
GÜRCAN KONUR
ESKİ BANKA YÖNETİCİSİ VE EMEKÇİSİ
(MÜFETTİŞ, BÖLGE VE ŞUBE YÖNETİCİSİ)

 

Gürcan KONUR
Gürcan KONUR

GÜRCAN KONUR
1969 Konya Merkez doğumludur. Sırası ile Konya Devrim İlkokulu(1980) ve  Konya Anadolu Lisesi (1987) ve  Ortadoğu Teknik Üniversitesi(ODTÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (İİBF) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü (1994 )  mezunudur. ODTÜ Atatürkçü Düşünce Topluluğu(ODTÜ-ADT) ve ODTÜ Sosyal Demokrat Gençlik(ODTÜ-SDG) Grubunun başkanlıklarında bulunmuştur.
1996 -2011 yılları arasında, Akbank T.A.Ş.'nde sırasıyla, Umum Müdürlük Teftiş Heyeti Reisliğine(THR) bağlı olarak, Müfettiş Muavinliği, Re'sen yetkili Müfettiş Muavinliği ve Müfettişliğin ardından, 6 yıl süre ile Eskişehir Bölge Müdürlüğü'nde  Bölge Müdür Yardımcısı ve Kredi Tahsis Yöneticisi olarak,görev yapmış, ardından Ankara'da sırası ile Kalaba, Cebeci ve Cepa şubelerinde Şube Müdürü olarak görev yapmıştır..
Halen ticaretle iştigal eden Gürcan Konur, iyi derecede İngilizce bilmektedir .Eski bir  bankacı olan Berna Başaran Konur ile evli olup, Mert ve Yiğit adlarında 12 yaşında ikiz erkek çocuk babasıdır.
 

Facebook Yorumları