PARAMEDYA

Toplamı Sıfır Olan Oyunda Kim Karda Kim Zararda?

Toplamı Sıfır Olan Oyunda Kim Karda Kim Zararda?

Türev İşlemleri zararında Kamu - Özel sektör farkını ne? Toplamı Sıfır oyunda kaybeden Türkiye mi oldu? Bankaların Hazine ve Risk Birimleri sınıfta mı kaldı? Swap Piyasası İşlemlerinde ne mesaj verilmek isteniyor ? İŞBANK Türevi İşlemlerini farklı Strateji ile mi yönetiyor? konularını Uzman Hazineci Erden Armağan ER farkılı bakış açısı ile ele aldı.

Son dönemde bankacılık sektörü ile ilgili revaçta olan bir tartışma var biliyorsunuz; “Bankaların Türev İşlem Zararları”. Gerçi geçtiğimiz hafta içinde, kendisini “ParaMedya” ailesinde görmekten kıvanç ve mutluluk duyduğumuz Sayın Kerim ROTA konu ile ilgili oldukça açıklayıcı bilgiler içeren bir makale paylaşmıştı ama, konu çok mühim ve kanımızca daha da tartışılmaya ve ortaya çıkan sorulara cevap bulmaya muhtaç bir konu olduğu için bir miktar farklı bir açıdan da olsa biz de konuyu bu hafta ele almaya karar verdik.
Zira, “Türev İşlemler Zararları” Kamu Bankalarının açıklamış oldukları toplam 6 aylık dönem karından bile fazla olunca ve aslında bu kar artışının reel olmayıp, enflasyondan arındırdığımızda, net olarak “zarar” hanesine yazılması gereken bir rakam olduğunu hesapladığımızda, normal bir finansal işlem olarak değerlendirmek pek de mümkün gibi görünmüyor. Hele  bir de “Özel Bankalar Türev İşlemlerde” ne durumda diye göz attığımızda durumun vahameti bir parça daha iyi anlaşılabilir diye düşünüyoruz. Bu bakımdan aklımıza takılan soruları sormaya ve bulabildiğimiz cevapları sıralamaya izninizle devam edelim. Aşağıdaki tabloda, kamu bankaları ile 4 büyük özel bankanın 2018/12 ile 2019/6 dönemine ilişkin “Ticari Kar-Zarar Tabloları yer almaktadır

Burada ilk dikkatimizi çeken, 4 büyük özel bankanın ( İş Bankası hariç ) 2018 yılının tamamında “Türev Finansal İşlemler” kaleminde toplamda 17,7 Milyar TL, İş Bankası dahil edildiğinde de 14,4 Milyar TL “kar” etmesi, 2019/6 dönemindeki 6 aylık sürede bu karların tamamen eriyip 18,2 Milyar TL azalarak, 3,7 Milyar TL zarara dönüşmesidir.
BU NORMAL DEĞİL
Bu kadar kısa bir zaman zarfında  4 büyük Özel bankanın Türev İşlemlerden zarar yazmasını normal piyasa şartları ile açıklamak pek mümkün olmaz düşüncesindeyiz. Örneğin Yapı Kredi Bankası 2018 yılında bahis konusu işlemlerden 11,5 Milyar TL karlılıktan 2019/6 aylık dönemde 444 Milyon TL karlılığa nasıl gerilemiştir?  Yine Akbank 5 Milyar TL Türev İşlemler Karlılığından 2,8 Milyar TL karlılığa sadece “Faiz Giderlerinin” artışından kaynaklı mı maruz kalmıştır? Peki öyleyse bu azalmanın nedeni swap piyasasından kaynaklı faiz giderleri ise, özel bankalar “ticari krediler” ine bu farkı neden yansıtamamıştır?
Kredilerin Ne Kadarı Mevduatlarla Fonlanmaktadır?
Bu aşamada sorularımıza cevaplar bulabilmek için aşağıda paylaştığımız tablolara göz atmaya devam edelim isterseniz. Bu tabloda da, kamu bankaları ve 4 büyük özel bankanın 2018/12 ve 2019/6 dönemine ait  TL mevduatları ve Kredileri yer almaktadır. “Neden sadece TL mevduatlar var” diye soracak olursanız yanıtımız “Swap Piyasasına” konu “Krediler Kaleminin”, “TL Mevduatlarla” finanse edilen kısmını görebilmek olacaktır. Bu tablo neden önemli şundan; “Faiz Giderlerinin” artışının ne
kadarlık kısmı mevduattan kaynaklanmakta burada görebiliriz ve Kredilerin finansmanından Mevduat rakamlarını çıkartarak, bankaların “Swap Piyasası” ndan kendilerini ne kadar finanse ettiklerini ölçmemiz mümkün olabilir.

 Kamu Bankaları ve 4 Büyük Özel bankanın 2018/12 aylık döneminde, toplam kredileri 1,928,433 Milyon TL iken, mevduatları toplamı 1,784,944 TL’dir. Yani  başka bir deyişle kredilerin finansmanı için “Swap Piyasasından” fonlanması gerekecek tutar 168,560 Milyon TL’dir. Üstelik bu miktarın 111,522 Milyon TL’lik kısmı Kamu Bankalarına, 57,038 Milyon TL’si ise 4 özel bankaya ait. 2019/6 aylık dönemde krediler toplamı 1,928,433 Milyon TL, mevduat toplamı 1,784,944 Milyon TL’dir. Yani “Swap Piyasasından” fonlanması gereken tutar, 143,489 Milyon TL’ye gerilemiş ve üstelik bu miktarın 4 büyük özel bankaya düşen payı sadece 33,788 Milyon TL olarak gerçekleşmiş. Özetle 2018 yılında 4 özel banka 57,038 Milyon TL’lik “Swap Piyasası” fonlaması ihtiyacı ile 14,4 Milyar TL Türev İşlemler Karı elde ederken, 2019/6 döneminde  fonlama ihtiyacı 33,8 Milyar TL’ye düştüğü halde nasıl olup da 18,2 Milyar TL Zarar etmiştir? Aynı dönemde Kamu Bankalarının fonlama ihtiyacı artarken Türev İşlemler Zararı nasıl olup da özel bankaların zararlarının gerisinde kalmıştır? Şüphesiz “Swap Piyasası” faizleri bir “Faiz Gideri” kalemidir. Ancak rakamların bize söyledikleri bu piyasada ciddi bir manipülasyonun varlığına işaret etmektedir.
KİM YAPTI?
Eğer bir manipülasyon varsa yapan kim ya da kimlerdir? Sorunun cevabı kanımızca, REUTERS Haber Ajansı’nın 29/Mart/2019 tarihli, https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-47711580 haberinde saklı. Ayrıca 13.05.2019 tarihinde kaleme aldığımız, https://www.paramedya.com.tr/devami/37661/spot-ve-vadeli-doviz-piyasalarinda-neler-oluyor başlıklı yazımıza da göz atılabilir. Her ne kadar haber kamu otoriteleri tarafından yalanlanmış olsa da, bankaların bilançolarında yer alan rakamlar bize gerçeğin ne olduğunu gayet açıkça göstermektedir. Hatırlanacak olursa 29 Mart 2019 haftasında Londra TL Swap Piyasası’nda faizler %1300 seviyelerini görmüştü 4 Büyük özel bankanın “Faiz Giderlerinin” bu derece yükselmesinin gerçek sebebi kanımızca burada saklıdır ve bu durum asla  “normal finansal işlemler” olarak kabul edilmemelidir.
Eğer siz TCMB ve BDDK olarak bu piyasanın işleyişine müdahale ederseniz, bedeli öyle ya da böyle bir şekilde ortaya illa ki çıkacaktır. Aynen bankaların “Türev İşlemler zararları” kaleminde olduğu gibi. Anladığımız kadarıyla bu operasyonla sadece “kur seviyesi” ni stabil tutmak hedeflenmemiş, “Swap İşlemlerinin” kısıtlanması ile, bankalara da bir gözdağı verilmiş görünmektedir. Aylardır “Takipteki Alacaklar” hesabının artmıyor oluşunun ve bankaların “Yakın İzleme” de tuttukları kredilerinin bir türlü yasal takibe geçmemesinin sebebi bu sayede daha iyi anlaşılmaktadır. Malumunuz olduğu üzere TCMB Fonlama faizlerini %24 seviyesine çıkarttığı dönemde, bankalara mevduat faizleri ile ilgili düşük (%20-21) faiz uygulamaları telkin edildiği söylentileri uzakta cereyan eden bir durum değil.
Bankaların Hazine ve Risk Yönetim Birimleri Sınıfta mı Kaldı?
Sektörde yer alan bankaların “Hazine Bölümlerinde” çok iyi eğitim almış ve ekonomik gelişmeleri çok önceden öngörebilen, işinin ehli “ekonomistlerin” ve “analistlerin” varlığı bilinen bir gerçektir. Ayrıca 2001 Krizi’nden sonra edinilen tecrübeler ışığında oluşturulan “Risk Yönetimi Birimleri” de konjonktürel gelişmelerden bağımsız olarak hem Para ve Sermaye, hem de Kredi-Mevduat Risklerini günü gününe ölçmekte ve Yönetim Kurulları ile İcracı Birimlere raporlamaktadırlar. Bu sebeple, uzun yıllardan beri hiçbir bankanın “Türev İşlemler Kaleminde” çok büyük zararlar etmesi rastlanılan bir durum olmamıştır. Öyle ki 2008 Yılında Societe Generale’de çalışan Jerome Kerviel adlı traderın tek başına 4,9 milyar Euro gibi bir zarara sebep olması “Türk Bankacılık Sistemi”nde imkansıza yakın bir olasılıktır.
Türk Bankacılığının Kutup Yıldızı İş Bankası
Özel bankaların “Türev İşlemler Kalemi” ne ilişkin örnekler vermeye çalışırken, İş bankası’nın hem 2018 yılının tamamında, hem de 2019/6 aylık döneminde yazdığı zararlara ilişkin pek bir kelam etmediğimiz sanırız dikkatinizi çekmiştir. İş Bankası ile ilgili düşüncelerimizi özellikle son bölüme sakladık ki, bu güzide kurumla ilgili cereyan eden gelişmeler esasında ayrı bir yazı konusu teşkil etmekle beraber, biz değerlendirmemizi  mevcut konumuz ile sınırlı tutmayı şimdilik tercih ediyoruz. İş Bankası, hem tarihsel mirası, hem mevcut sermaye modeli yapısı, hem de profesyonel iş yapış tarzı ile Türk Bankacılık Camiasında ayrı bir yere sahiptir. Bu Banka’nın ekonomide baş gösteren daralma emarelerini ve buna ilişkin alınması gerekli önlemleri çok önceden görememesi pek mümkün olabilecek bir durum değildir. Hatta sektördeki bir çok bankanın bu bakımdan öncüsü olduğunu söylemek dahi mümkündür.
Bu nedenle, bahis konusu bilanço dönemlerinde gerçekleşen “Türev İşlem Zararının”, özellikle Kamu Bankalarınınki ile aynı yönde alınmış pozisyonlarla benzerlik taşımadığının altını çizmek isteriz. Diğer 3 Büyük Özel Bankaya oranla daha fazla zarar etmesini ise ayrı bir yazı konusu olarak ele almamız gerektiği kanaatimizin içinde şimdilik rezerve olarak tutalım izninizle. Eğer benzer bir enstrümanda farklı kurumlar aynı dönem içerisinde karşıt pozisyonlar taşıyor ve biri kar ediyorsa diğerinin mutlaka zarar etmesi gerekir. Elbette alınan pozisyonların fiyatlarının ve zamanlamasının önemi yadsınamaz. Fakat konumuz “Türev İşlemler” ve sonuç karşıt pozisyonlarda olmalarına karşın her iki kurumun da zararda olması gibi absürt bir durum var  ise burada açıklanmaya muhtaç konular olduğunu söylemeliyiz. Bu bağlamda, eğer İş Bankası ve diğer 3 büyük özel sektör bankası pozisyonlarını korumakta kararlı davrandıkları takdirde, sürüklendiğimiz ekonomik konjonktürde söz konusu zararların tersine dönmesi  pek uzak bir ihtimal sayılmamalıdır.
MALİYETE BAKIN
Açıklamaya çalıştığımız saiklerle, Para Politikalarına yön veren yetkililerin, aldıkları kararların nelere mal olduğunu iyi hesaplamaları gerekmektedir. Yoksa ortaya çıkan sonuçlardan büyük emekler vererek inşa ettiğimiz kurumlar ve çalışanları zarar görmektedir. Eğer doğru kararlar verdiklerini ve düşünce yapılarını değiştirmeye gerek görmediklerini iddia ediyorlarsa, bir zahmet geriye dönük rakamları bizim yaptığımız gibi bir daha gözden geçirmelidirler. Bilindiği üzere 2013 Yılında 12,480 USD olarak hesaplanan Kişi Başı Milli Gelir, izlenen hatalı ekonomi politikaları sonucu 2018 yıl sonu itibariyle 9,632 USD’ye kadar düşmüştü. 2019 Yılı için de işlerin pek parlak gitmediği ortadadır.
YANLIŞTA ISRAR ETMEK
Gelen Makro Ekonomik veriler yılın ilk iki çeyreğinde daralmaya işaret ettiği gibi 3. çeyrek verilerinin de büyüme sinyalleri vermediği aşikardır. Hep birlikte ülke olarak fakirleşiyorsak, bu oyunun bir de kazanan tarafı olduğu da bir gerçek ise toplamı sıfır olan bu oyunu bizim kazanmadığımız ortadadır. Geçtiğimiz haftalarda da vurguladığımız üzere, yanlışta ısrar etmekten vazgeçilmediği müddetçe ülke olarak ödeyeceğimiz bedeller fazlasıyla birikmektedir ve mevcut dünya ekonomik konjonktüründe, biriken enerjinin açığa çıkması fazla uzak bir ihtimal olarak gözükmemektedir.
Son olarak bu yazıda bankacılık sektörüne ait rakamlar ve tablolarla ilgili desteği için ParaMedya’nın kıymetli yazarlarından Erol Taşdelen’e teşekkürlerimi iletmek isterim.
Saygılarımla

Erden Armağan ER 26.08.2019
erdener1970@gmail.com


 



 
 

Etiketler: Erden Armağan ERparamedya
Erden Armağan ER
Erden Armağan ER

Erden Armağan ER
1970 Ödemiş doğumlu. Hacettepe Ünv.’İ.İ.B.F İktisat Bölümünden 1992’de mezun oldu.1993 Yılında Birikim Menkul Değerler A.Ş.de Araştırma Bölümünde Analist olarak başladığı meslek hayatına  Toprakbank , Kentbank, Anadolubank Hazine ve Fon Yönetimlerinde devam etti. SPK İleri Düzey ve Türev Araçlar Lisansı sahibi.2012 Yılında Şeker Yatırım-Portföy Yönetimi’nden ayrılarak mesleği bıraktı. Bir süre dağcılık-doğa sporları,müzik ve yazarlık denemeleriyle uğraştı. ”Çınarın Çocukları” isminde bir romanı olan yazar, aynı zamanda bir motosiklet tutkunu.2016 Yılından bu yana Ayvalık’ta Zeytincilik’ le uğraşmaktadır.

Facebook Yorumları