PARAMEDYA

ALGI YÖNETİMİYLE NEREYE KADAR?

ALGI YÖNETİMİYLE NEREYE KADAR?

Gerçekler “Ekonomi Yönetiminin” sunmaya çalıştığı gibi mi?, Sistemik Risk nedeniyle para sistem dışına mı çıkıyor? ve en önemlisi ekonomide son hasar raporu nedir? ERDEN ARMAĞAN ER tüm bu sorulara yanıt veriyor:

Bildiğiniz üzere TCMB 25 Temmuz Para Politikası Kurulu ( PPK ) toplantısı sonrası 425 puanlık faiz indirimine gitti. Cumhurbaşkanımız da “faiz indirimlerinin devam edeceğini” duyurdu. Kamu Bankaları konuttaki aylık kredi faiz oranını 0,99’a çekti, derken bir baktık USD/TL paritesi 5,50’nin altına gelmiş. Her şey güllük gülistanlıktı. TCMB, “Ama Döviz Rezervlerimiz” diyenlere, “O da ne ben böyle birini tanımıyorum” dercesine satıp savıyordu. Her şey nasıl da bir anda iyi  oluvermişti. Bu iyimserlik adeta bir Saman Alevi gibi yandı, biz biraz  “Bayram Yapalım” derken, Yurt dışındaki “Dış Güçler” oyunbozanlık edince alev sönüverdi. Hal bu ki, biz ne güzel oyunu kurmuş! “Algıyı” tersine çevirmeye başlamıştık. Ekonomide işler iyi gidiyordu. “Ah bu Arjantin, Çin, hele de Trump yok mu?” 
Gerçekler “Ekonomi Yönetiminin” sunmaya çalıştığı gibi mi?
İsterseniz bu soruya yanıtları TCMB’nin 02 Ağustos / 29 Temmuz tarihli Haftalık Para Mevduat ve Kredi Gelişmeleri Tablosuna bakarak bulmaya çalışalım.
Bildiğiniz gibi bayramdan önceki iki hafta boyunca döviz düşmeye devam etmiş ve bir çok basın yayın organında “Döviz Tevdiat Hesapları ( DTH )’larda 942 milyon USD azalma olduğu” ileri sürülmüş ve “vatandaşların dövizden TL’ye döndüğü” belirtilmişti. Bakalım gerçekten böyle mi olmuş rakamları yorumlayarak görmeye çalışalım;

Eğer DTH’larda çözülme olduğu iddia edildiği gibi olsaydı, TL mevduatlarının YP Mevduatlardaki azalış kadar artması gerekirdi öyle değil mi? Fakat tabloda böyle bir gelişmeye dair eğilim gözlemlenmiyor. Zira YP Mevduatlar 1 haftada 29,3 miyar TL ( 5,1 Milyar USD ) azalmışken, TL Mevduatlarda da bırakın aynı miktarda artış olmasını, 8,2 Milyar TL’lik bir azalış göze çarpıyor. İddia edildiği gibi bir DTH çözülmesi gözlemlenmiyor. Aksine TL mevduatlar da dahil olmak üzere Bankacılık Sistemi’nde yer alan Toplam Mevduatlarda da 42,3 Miyar TL’lik bir azalma söz konusu.
Toplam Mevduat Azalıyorsa Bu Ne Anlama Gelmektedir?
Bu soruya da iki türlü cevap verebilmek mümkün. Birincisi ekonomik aktivite yavaşlıyor, ikincisi de Sistemik Risk nedeniyle para sistem dışına çıkıyor. Böyle olup olmadığını isterseniz yine TCMB’nın yayınlamış olduğu  “Bankacılık Sektörü Kredi Hacmi” tablosuna bakarak yanıtlamaya çalışalım.

29.07 / 02.08.2019 Haftasında Toplam Kredi Hacminin 16,4 Milyara TL ya da 2,9 Miyar USD azalış kaydettiğini gözlemliyoruz. Bu azalma eğilimi bankaların kredi verme iştahının azalmış olmasını ve bazı şirketlerin de kredi kapatma eğiliminde olduklarını göstermektedir. Bankaların kredi verme isteksizliğinin en büyük göstergesi de “Tasfiye Olunacak Alacaklar” kalemindeki yükseliş olsa gerek. Bu tutar ( Alacak Devirlerini de dahil edersek), bir haftalık süreçte %5,12’den %5,24’e yükselmiş görünüyor. Artışın hızından çok eğimi bizi böyle düşünmeye sevk eden en önemli etken. Bu nedenle hafta içerisinde açıklanan ve sevgili dostumuz Erol TAŞDELEN’in analiz ettiği 6 aylık banka bilançolarında gözlenen karlılık düşüşlerini de, krediler artmıyor olduğu halde “faiz giderlerinin” yükseliyor olmasına bağlayabiliriz. Buradan hareketle hem Toplam Mevduatlardaki 42 Milyar TL’lik azalma, hem de Toplam Kredilerdeki azalma bize, ekonomik aktivitenin daralmaya devam ettiğini işaret etmekte, ayrıca mevduattaki daralma eğiliminin kredilerden fazla olması ise “paranın sistem dışına çıkmaya başladığını” düşünmemize sebep olmaktadır. Bu düşüncemizi destekleyen bir başka kanıt ise TCMB’nin Döviz Rezervlerindeki gelişmelerdir.

Bilindiği üzere TCMB 05.08.2019 tarihli basın duyurusunda bankaların DTH’lar için Merkez Bankası’nda tuttukları zorunlu karşılıkları 100 baz puan arttırmıştı. Kredi ve Mevduattaki gelişmelere bakılırsa Dövizi tutabilmek için elinde kalan rezervler oldukça azalmış olmalı ki, bu karar bankaların döviz yükümlülüklerini 2,8 milyar USD kadar arttırmakta ve TCMB’nin satış için kullanabileceği ilave bir imkan yaratmakta. Bankalarda son dönemde yükselen YP Mevduatlara karşın TCMB Rezervleri aynı oranda artmadığını hatırlatalım.  (Tablo: MERKEZ BANKASI REZERVLERİ ) Yurtdışında özellikle de gelişmekte Olan Ülke ( GOÜ ) Piyasalarında yerel paralar Dolar karşısında değer kaybederken TCMB’nin ısrarla döviz fiyatlarını kontrol etmeye çalışması, ekonomideki daralma sürecinin uzamasına ve dolayısıyla işsizliğin yükselişini hızlandırmasına sebep oluyor ya da olacak.
Dünya ticaretinde rekabet ettiğimiz ülkeler düşük kurla kendilerine avantaj sağlarken biz kendi kendimize dezavantaj yaratıyoruz. Ekonomik büyüme modelimiz gereği Cari Açık üretmesi gereken dış ticaret işlemlerinde “Fazla” veriyor olmamıza neden sevineceğimizi de bu yüzden anlamakta güçlük çekiyoruz. Özetle bizim gibi “büyüme modeli” uygulayan ülkeler büyüyebilmek için mutlaka “yabancı sermayeye” gereksinim duyarlar ve bu nedenle Ödemeler Dengesi Açığı vermek durumundadırlar. Aksi gerçekleşiyorsa “Ekonomide Durgunluk ve Daralma” gerçekleşiyor demektir.
Özetlemek gerekirse, ekonomi yönetiminin son dönemde atmış olduğu adımlar, yatırımcılar ve kreditörler nezdinde oluşan tereddütlerin artmasına ve yavaş yavaş bir korkuya dönüşmesine sebep olmaya başladığının bir göstergesi. Kanımızca “geçici bir süre” zaman kazanmak adına bu türden adımlar piyasalar tarafından kabul edilebilir. Fakat kazanılan zaman, eğer ardından tatmin edici ekonomik ve sosyal yapısal reformlarca desteklenmiyor algısı yaratmaya başlıyor ise, bu kolay kolay kimsenin altından kalkabileceği bir risk olmanın ötesine taşar. Ortaya çıkacak sonuçlar öyle bir iki yılda düzeltilebilecek olmaktan çıkar.
Arjantin’de Ne Olmuştu?
Bir önceki Başkan Kirshner’in desteklediği solcu/popülist lider Alberto Fernandez’in ön seçimde mevcut başkan Macri’den fazla oy alması sonucu Arjantin’de Peso tarihinin en büyük değer kaybını yaşamış ve hisse senetleri dolar bazında %50’ye yakın düşmüştü. Aslında normal olarak böyle bir sonucun gerçekleşmesi beklenmezdi. Zira demokratik seçimlerle halkın değişime gitmesi bu kadar yadırganacak bir durum değil. Fakat, politikacıların sorumsuz ve popülist uygulamaları ( Kirshner’in ekonomi ile ilgili rakamlar üzerinde manipülasyon yaptığının anlaşılması ), yeniden seçilmeleri durumunda böyle sonuçlar yaratabiliyor olduğunu bize göstermiş oldu. Kaldı ki, Arjantin IMF ile son yıllarda yapılan “Stand By” anlaşmalarında sağlanan en büyük miktarda krediyi almış ve piyasalara IMF’in garantisi verilmişti. Demek ki artık sistemik risk algısı dünyada öylesine fazla büyümüş olmalı ki, IMF’ye rağmen Arjantin Ekonomisi tam anlamıyla çöktü. Yazılarımıza başladığımızdan bu yana üzerinde en fazla ve ısrarla durduğumuz “GÜVEN” unsurunun ne anlama geldiği sanırız Arjantin örneğiyle bir kez daha iyi anlaşılabilmiştir. Buradan hareketle Türkiye Ekonomisi üzerinde aylardır vurgulamaya çalıştığımız da aynen budur. Oluşturmaya çalıştığımız fark, bir çok ekonomistin aksine, İflah olmaz muhalifliğimizden değil, “Yanlışa Yanlış”  diyebilmemizden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla, “bazı yabancı kurumlar gibi pozisyonumuz gereği” değil, geleceğimiz gereği ile yayınlar yapmaya çalışıyoruz. Haklı çıkmayı asla arzulamadığımızı ifade etmek isteriz, lakin dünyada işler maalesef arzu ve isteklerle yürümüyor. Neticede ülkemiz ve insanlarımızın yararına olduğu müddetçe de “Yanlışa Yanlış” demeye devam edeceğiz, aynen İyi Şeyler Olduğunda, “İşler İyi” diyebileceğimiz gibi.

Erden Armağan ER 
erdener1970@gmail.com

Etiketler: Erden Armağan ER
Erden Armağan ER
Erden Armağan ER

Erden Armağan ER
1970 Ödemiş doğumlu. Hacettepe Ünv.’İ.İ.B.F İktisat Bölümünden 1992’de mezun oldu.1993 Yılında Birikim Menkul Değerler A.Ş.de Araştırma Bölümünde Analist olarak başladığı meslek hayatına  Toprakbank , Kentbank, Anadolubank Hazine ve Fon Yönetimlerinde devam etti. SPK İleri Düzey ve Türev Araçlar Lisansı sahibi.2012 Yılında Şeker Yatırım-Portföy Yönetimi’nden ayrılarak mesleği bıraktı. Bir süre dağcılık-doğa sporları,müzik ve yazarlık denemeleriyle uğraştı. ”Çınarın Çocukları” isminde bir romanı olan yazar, aynı zamanda bir motosiklet tutkunu.2016 Yılından bu yana Ayvalık’ta Zeytincilik’ le uğraşmaktadır.

Facebook Yorumları