PARAMEDYA

Bankacılığı Bıraktı Zeytinci Oldu

Bankacılığı Bıraktı Zeytinci Oldu

Her bankacının hayalidir emekli olup Ege'ye yerleşmek. O mesleğinin zirvesindeyken her şeyi bırakıp hayallerinin peşinden gitti. O Trader değil artık zeytinci. Kendi markasını yaratıp hayallerini gerçeğe dönüştüren bir beyaz yakalının ilginç hikayesi. Erol Taşdelen'in röportajı:

Çoğu Bankacının hayaliydi, o gerçekleştirdi
Erol Taşdelen : Erden merhaba. Okuyucular anlayışına sığınarak “Erden” diyeceğim.  24 yılık bir tanışıklık olunca insan “Erden Bey” diyemiyor Dostuna. Bizi insanlar ortak alanımız olan Paramedya’daki yazılardan tanıyor ama aslında dostluğumuz 1996’lara dayanıyor biraz o yıllardan sen bahset istersen.
Erden Armağan ER: Merhaba Erol’cuğum, haklısın insan dostuna samimiyetini her türlü ortamda belli etmek istiyor, galiba bu “dostlarımıza verdiğimiz değerden ve kendimizi özel hissetmeye olan ihtiyacımızdan  kaynaklanıyor olsa gerek” diye düşünüyorum. Ben de Paramedya okurlarının hoşgörüsüne sığınarak sana isminle hitap edeceğim izninle. Senin de bahsettiğin gibi tanışıklığımız, dostluğumuz 1996 Toprakbank’a  dayanıyor.
Erol Taşdelen :Zaman gerçekten çabuk geçiyor, haklısın, seninle Toprakbank’taki iş hayatımızda tanışmıştık. O zaman başta Mevlüt Aslanoğlu Genel Müdür idi ve ufku geniş bir insandı. İlk MT Grubu olarak o dönem beklentiler yüksekti. Çoğumuz Şubeleri tercih ederken sen “Hazine Bölümü”nde çalışmayı tercih etmiştin. Neydi bu kararı almanda neden?

Erden Armağan ER:Öncelikle Sn. Mevlüt Aslanoğlu’na Tanrıdan rahmet diliyorum. Müthiş enerjisi, çalışkanlığı ve vizyonuyla bana mesleki olarak çok büyük  katkısı olmuştur. Nurlar içinde uyusun.
Üniversiteden yeni mezun olmuş 24-26 yaşlarının enerjisi dinamizmi heves ve hasletlerine sahip olduğumuz yıllardı. Yollarımız Toprakbank MT Programını kazanmamız ile kesişmişti. “Holding Bankacılığı”nın revaçta olduğu zamanlardaydık. Her genç insan gibi ideallerimizi gerçekleştirebileceğimizi ve kısa zamanda hızla yükseleceğimizi  ümit ederek 4 aylık bir “eğitim programı” ve bayağı zorlu bir sınav maratonundan sonra hak kazanmıştık.
Hatırlarsan, eğitim programına başladıktan sonra hepimize bankanın hangi bölümleri için alındığımıza ilişkin bir duyuruda bulunmuşlardı; Toplam 30 kişiydik ve 25’imizin şubelerde kredi pazarlamacı olacağını söylemişlerdi. Biliyorsun benim askerden önce bir borsa aracı kurumunda kısa bir tecrübem olmuştu ve ağırlıklı olarak ilgim de bu sebeple Para ve Sermaye Piyasaları’na yönelikti. Sanırım “TRADER” olmanın dayanılmaz cazibesi beni “Hazineci” olmaya zorladı desem yanlış olmaz… Bir de galiba, insanlarla haşır neşir olmak, onlara bir finansal ürün satmaya çalışmak  pek bana göre değildi. Hala da değil. Ekonomik ve Politik Analiz yapmayı ve bu analizler sonucu vardığım öngörüler doğrultusunda ekonomik geleceğin nasıl  şekilleneceğini keşfetmek sanırım beni hala daha çok cezbediyor.
Erol Taşdelen :Sonra ben, Mevlüt Bey KENTBANK’a Genel Müdür olarak geçince çalıştığım Zeytinburnu’nda bize Kentbank’a Şube açtırdı ve Toprakbank’tan ayrılınca malum bankacılık telefon görüşmelerimiz devam etti bir süre ve İstanbul’un koşuşturmasında uzun bir süre bağlantı koptu. O yıllarda neler yaptın kısaca bahseder misin?

İŞSİZ HAZİNECİ

Erden Armağan ER:O dönemde Mevlüt Bey’le birlikte biz de SGMK ekibi  olarak  Kentbank’a transfer olmuştuk. Mevlüt Bey 1 yıl sonra Genel Müdürlük’ten ayrılınca biz devam ettik. Ta ki 2001 Krizine kadar. Malum 2001 Krizi birçok bankanın kapısına kilit vurunca ben de 2002’de Anadolubank’a geçtim sonrasında koşuşturmaca yüzünden senin de dediğin gibi irtibatımız koptu. Yeniden yapılanan bankacılık sektöründe şubelerin ve kredi/mevduat ikilisinin öne çıkışıyla sizlerin iş yoğunluğu ve rekabeti arttı. Hepimiz kendi başımızın çaresine bakma derdine düştük. Çok iyi bildiğin gibi bankacılıkta bizim başladığımız dönemde “ekip” olmak çok önemliydi. Fakat 2001’den sonraki süreçte bu durum tersine döndü ve tamamen “bireysel ikbal ve hedefler” ön plana geçti. Özellikle de bir çok bankanın kapatılması nedeniyle  piyasada “işsiz hazineci” sayısı çoğaldı. Bu durum her ne kadar ilk aşamada beni ve tanıdığım diğer Hazinecileri  pek etkilemese de, sektörde yabancı ağılığının artışıyla birlikte zamanla bizler de etkilenmeye başladık. En son 2012 yılına kadar Şeker Yatırım Portföy Yönetimi’nde çalıştıktan sonra şartların daha da kötüleşeceğini  gördüğüm için mesleği bıraktım. Bir müddet “Yatırım Danışmanlığı ve özel portföy yönetimi yaptıktan sonramalum müşteri ilişkileri” yüzünden ondan da vazgeçtim. Bir süre “Çınarın Çocukları” isimli romanımın yazımı süreci beni meşgul etti, sonra da “dağların zirveleri” çağırdı, kendimi dağlara vurdum.
Erol Taşdelen :Motor tutkun da o dönemden geliyor o zaman
ÖZĞÜRLÜK TUTKUSU

Erden Armağan ER:Evet yine İstanbul’un kalabalığından ve trafiğinden bunaldığım zamanlardı motosiklet tutkusunun başlaması da. Saatlerce arabanın içine tıkılıp bir yerden bir yere gitmek için uğraşırken birden bire yine yalnız ve bekar olmanın verdiği avantajla karar vermiştim. Müthiş bir “özgürlük duygusu” veriyor insana. Yolda giderken yüzünüze çarpan rüzgarın hissettirdiği ferahlık ve adrenalin bam başka. Fakat şunu kesinlikle ifade etmeliyim ki, özellikle Türkiye’de motosiklete binmek çok tehlikeli, otomobil sürücüleri ve diğer sürücüler sizin herhangi bir kazada ölebileceğinizi ya da yaralanabileceğinizi asla düşünmeden hareket ediyorlar, bu yüzden mutlaka çok iyi bir sürüş eğitiminden ve yeterli güvenlik önlemlerini aldıktan sonra yapılması gerekli bir eylem.

Erol Taşdelen :2018’de bir arkadaşın WhatsApp’da Toprakbank MT Grubuna dahil edince tekrar izine rastladım. Gerçi BloombergHT  TV’de Ekonomi Dergilerinde zaman zaman yazılarına da rastlıyordum ama detaylı bir görüşmemiz olmamıştı. O kadar koşuşturma içinde seni karşımda bir Bankada ya da Aracı Kurumda beklerken bir çiftlikte kuzular ile sarmaş dolaş buldum. Bu noktaya nasıl geldin ?
Erden Armağan ER:Maalesef dediğim gibi, meslek git gide cazibesini yitiriyordu ve liyakattan ziyade sadakat ve “birilerinin adamı olmak” sektörde gitgide yaygınlaşıyordu. Malum bireysel olarak da bu şartlarda çalışmaya bir noktaya kadar dayanabiliyorsun. Aslında en verimli olacağımız ve tecrübelerimizi sergileyeceğimiz yaşlarda sektörü bırakmak durumunda kaldık.
Bilirsin her bankacının ya da “Beyaz Yakalı”nın gönlünde bir gün bir Ege Kasabasına yerleşip orada toprakla haşır neşir olmak ve yaşamak vardır. Fakat bu hayal her nedense sürekli ertelenir. Önce çocuklar bahane edilir, sonra torunlar vs. Artık “kısmetse emekli olunca” denir ve bir türlü cesaret edilip gerçekleşemez ve hep bir hayal olarak kalmaya devam eder.  Benim buna karar vermemi kolaylaştıran  en önemli etken sanırım bekar olmamdı. 2016’nın sonunda aldım başımı Ayvalık’a gittim. Bir zeytinlik satın aldım. Sektörden ve piyasalardan tamamen koptum.
Erol Taşdelen :Sektörden kopma gerekçelerimiz çok benzer. Bizim kuşağın kaderi herhalde. Ekip olalım derken bir açıkgözün çevresinde “adamı olmaya” oynayınca insanlar hazmedemiyoruz. Mücadele de eşit koşullarda olmayınca da kopmalar oluyor. Liyakat sistemindeki sorunlar her geçen gün daha da kötü oluyor. Kötü iyiyi bozuyor ve toplumsal dejenerasyon Banka ve Finans sektöründe de kendini gösterdi normal maalesef.
AMAÇ PARA KAZANMAK

Erden Armağan ER: Bu sadece bizim kuşağa mahsus olmaktan ziyade, bizim topluma mahsus bir davranış biçimi gibime geliyor. Kısa yoldan emek harcamadan bir yerlere gelmek bir şeylerin sahibi olmak, hak etmediği makamlara talip olmak bizim gibi az gelişmiş ülke insanlarının tipik bir özelliği sanki. Neo-Liberal Ekonomi Politikalarının etkisi de diyebiliriz. Henüz  aydınlanma evresini tamamlamamış toplumlarda, “Bırakınız Yapsınlar Bırakınız Geçsinler” dediğiniz zaman amaç sadece para kazanmak ve nasıl olursa olsun kazanmak haline dönüşüveriyor ve bilgi, liyakat, tecrübe gibi meziyetler ikinci hatta üçüncü plana atılabiliyor. Bizim gibi eğilip bükülmekte zorlanan, kendinden çok yaptığı işin takdir edilmesini önceleyen, terfi ve atamalarda buna önem verilmesi gerektiğini düşünenler de maalesef bu tarz rekabetten her zaman mağlup olmak durumunda kalabiliyor.

Erol Taşdelen :Asıl HELİKE Aşkın olduğunu öğrendim. Nereden geldi bu HELİKE kimdir, necidir? Her Bankacının hayal edip de hep ertelediği bir Ege Sahili köyü / kasabası fikrini hayata geçirmişsin. Biraz bu süreçten bahsetsen.
Erden Armağan ER:Aslına bakarsan bendeki HELİKE Aşkı değil de ZEYTİN aşkı diyelim istersen. 2004 yılında yaptığım çok uzun vadeli bir Ekonomik Öngörü  analizinde, önümüzdeki 50 yılda ön plana iki sektörün çıkacağını gözlemlemiştim. O analize göre, stratejik olarak bir ülkenin yurtdışından bağımsız olması gereken iki sektör olarak, “savunma sanayi ve tarım sektörü” çok önemliydi. Bizim sektörün bir gün bizi yarı yolda bırakacağını öngördüğümden olsa gerek, o yıllarda ileride “kendi işimi yapmak zorunda kalırsam hangi sektöre yatırım yapmalıyım” diye düşündüğümde savunma sanayinin bana uzak olduğunu (mühendis kökenli olmayışımdan ötürü), tarım ve hayvancılığın her ne kadar yıldan yıla üretim rakamları gerilese de doğru yatırım stratejisi ve iyi bir işletmecilikle yatırım yapıldığında karşılığını bir gün mutlaka verebilecek olduğunu düşünmüştüm. Bu alandaki işletmelerin çoğunun diğer sektörlerdekinden dahi kötü yönetildiklerini görmek cesaretlendirmişti beni.  Üstelik İstanbul’un günden güne daha da çekilmez oluşundan mütevellit hafta sonları katıldığım doğa yürüyüşleri ve dağcılık faaliyetleriyle doğayla haşır neşirliğim de iyice artmıştı. Daha önce de söz ettiğim gibi, 2016 yılının sonunda Ayvalık’a gittim ve bir Zeytinlik alıp işe koyuldum. Daha önceden yaptığım tarımsal faaliyetlere ilişkin araştırmalar beni “ZEYTİN AĞACI”na götürmüştü. Binlerce yıldır ayakta kalmayı başaran bu mucize ağacı ve meyvesini inceledikçe hayranlığım kat kat arttı ve diğer tarımsal ürünlere oranla daha az zahmetli oluşu da açıkçası kararımı kolaylaştırdı. İlk yıllarda sadece işin tarımsal boyutu ile ilgilenmeyi planlamıştım fakat, serde ekonomistlik, bankacılık ve işletmecilik olduğundan olsa gerek, bir sonraki adımda üç ortaklı bir şirket kurdum. İşin asıl para kazandıran kısmının ve Türkiye’de zeytinciliğin en büyük eksikliğinin “markalaşma” olduğunu fark edince de, hem EGE’nin antik çağdan gelen ruhuna yakışan hem de zeytinle özdeşleşen bir isim arayışına koyuldum. İşte “HELİKE” bu arayışın sonunda ortaya çıktı. HELİKE, eski Yunanca’ da “Tanrı ZEUS’u sütü ile emzirdiğine inanılan perinin ismi”. Zeytinyağı da sahip olduğu anti oksidan özelliği, besin değerleri bakımından zengin oluşu ve insan sağlığına olan faydaları nedeniyle “Yetişkinlerin Anne Sütü” olarak değerlendirildiği için, isim olarak HELİKE’nin uygun bir seçim olacağına karar verdim ve şirket adına tescilini gerçekleştirdim. Şimdi her yıl ürettiğim zeytinlerden elde ettiğimiz zeytinyağlarını HELİKE markası ile satarak, hem dostlarıma ( müşterilerimiz bizim dostlarımızdır çünkü) gerçek AYVALIK ZEYTİNYAĞI’nın tadını tattırıyorum hem de sağlıkları için bir nebze de olsa katkıda bulunduğum için kendimi mutlu hissediyorum. Neredeyse hemen hepsinin HELİKE’nin tadına baktıktan sonra; “Bu zeytinyağı ise biz bugüne dek ne yemişiz?” şeklindeki hayretleri, yaptığım işten aldığım keyfi kat kat arttırıyor. Aklıma, bunca yıldır para kazanmalarını sağladığımız yatırımcıların sürekli “aslında daha çok kazanabilirdik” şeklindeki yakınmaları geldikçe, neden bu kadar geç zeytinciliğe başladığıma bir kez daha hayıflanıyorum.
PARAMEDYA
Erol Taşdelen :
Seni yakından tanıdığım ve “bilgi paylaşmak içindir” anlayışına senin de sahip olduğunu bildiğimden PARAMEDYA kadrosuna davet ettiğimde kabul ettin. Önce bu nazik kabulün ve katkın için teşekkür ederim. Paramedya yazıların ve paydaşlığımız için neler diyeceksin?
Erden Armağan ER:Öncelikle PARAMEDYA Kadrosuna beni layık görüp davet ettiğin için ben teşekkür ederim. Senin eğri ya da yanlış bir işin içinde olmayacağını bildiğimden ve bu platformun bağımsız ve tarafsız olduğuna duyduğum inanç dolayısıyla, nazik davetini bir an bile düşünmeden kabul ettim. PARAMEDYA’nın bugüne kadar takip ettiği çizgi ve yayın politikası, değerli yazarların özellikle de “bankacılık” ile ilgili farklı içerik ve konulara dair yetkin yazıları “Ekonomi Basını”nda çok önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Naçizane ben de fırsat bulabildiğim ölçüde bu çabaya karınca kararınca bir katkıda bulunmaya çalışıyorum. Bu sayede, hem piyasa hem de ekonomi analizlerine devam ederek bilgilerimi güncel tutma fırsatı buluyorum. Ayrıca İnancım odur ki, bu çizgi sürdüğü müddetçe, PARAMEDYA’ya okurların teveccühü günden güne artacak, tartışılmaya konuşulmaya çekinilen konularda adeta bir “pusula” vazifesi görmeyi sürdürecektir. Bu çorbada tuzumun olmasından da ayrıca büyük bir övünç duyuyorum.
Temennim, PARAMEDYA’nın aynı doğrultuda, her zaman doğru bildiğinin peşinden koşan yazarları ve yürekli editörleri ile uzun yıllar yayın yapması, okurlarına en doğru, objektif haberleri ulaştırması ve “ekonomi basını”nda layık olduğu  yere gelmesidir.
 

Etiketler: erden armagan erbankacıydı zeytinci oldu

Facebook Yorumları