PARAMEDYA

Modern HaçlılarSoros ÇocuklarıMcKinsey Oğlanları

Modern HaçlılarSoros ÇocuklarıMcKinsey Oğlanları

Türk bankaları  yerli aileler tarafından yönetilirken, nasıl oldu da bir anda yabancılaştı. Usta bankacı Erol Taşdelen, Türkiye'nin yaşadığı sosyolojik süreci farklı bir bakış açısıyla yazdı. Tarihi bir belge niteliğinde bir yorum:

Türkiye o yıllardaki şartlar gereği dışa kapalı, kendi imkanları ile yetinmeye çalışan bir ülke konumundaydı. Emperyalist istilacılara başkaldırmış, işgalcileri ülkesinden kovup Ulusal bir devlet kurmuş, kendi ayakları üzerinde durup ezilmiş uluslara örnek olmuştu. Dünyada kendi ürettiği tarımsal ürünle ile halkını besleyen 7 ülkeden biriydi. Kendi temel ihtiyaçlarını giderecek sanayisini kurmuştu. İdealist eğitimciler sayesinde ülke tekrar ayaklarının üzerine dikildi. Siyasilerin ana amacı ağır sanayi de kuralım, millete aş iş yaratalım düsturu idi. 1950’lerden başlayan Kapitalist Sisteme entegrasyon süreci  1980’lerden çıta yükseltti,  1990’larda 2. Aşamaya geldi, şu an 3. Aşamaya geçiş sürecindeyiz. Bu nasıl oldu bir bakalım.
İstilaya zemin nasıl hazırlandı
1990’lı yıllar “çift kutuplu” dünya SSCB’nin çözülmesi ile sona erdi. “Globalleşme, “Yeni Dünya Düzeni”, “Özelleştirme”  lafları pek moda oldu. Kapitalizm zaferini “Tarihin Sonu” olarak ilan etti. Bu cümle tabi Tarih, Sosyoloji, Felsefe, Ekonomi  gibi disiplinlere tersti ama o günlerde medyanın da etkisi ve rüzgar ile bunu kimse düşünecek halde değildi. Ülke ekonomik olarak zaten yıllar önce Özal zamanında sınırlar iyice açılmış savunmasız hale getirilmiş uluslararası aktörlerin saldırısına zemin hazırlanmıştı. Oyun büyüktü. Aş ve İş derdine düşmüş halkın oyunu görmesi, düşünmesi mümkün değildi. Çaresizlik içinde olanları izliyordu. Din, TV, Sosyal medya ile uyuşturulup Angut Kuşu haline getirilmişti çoktan.
Ülke nasıl istila edildi
Modern haçlı seferi çoktan başlamıştı. Sol literatürde “Komprador” diye bir kavram vardır. Yerli işbirlikçileri kasteder. Yabancı istilaya ilk sarılan bu Komprador kesim oldu. Ülke ithal ürün furyasına uğradı. Ucuz adi  Çin ürünleri ülkeyi sardı sarmaladı. Her mahallede o zaman 6 sıfır atılmadığı için 1 milyoncu mağazalar ( bugünkü  1.-TL ) türedi. Sadece ucuz ve adi ürünler olmadı tabi. Bir anda markalar saldırısı başladı McDonald’s kültürü yayılmaya başladı. Bizim kuşağa öğretilen “Yerli Malı Kullan”, “Tutumlu ol” gibi kavramlar çağ dışı sayıldı. “Kullan At” moda oldu. Bu insan ilişkilerine de yansıdı. Diziler ile Türk Aile yapısı sorgulanır oldu. Mahrem konular bile ortalıkta konuşulur oldu. Pandora’nın kutusu açılmıştı. Uyarı yapmaya kalkanlar “çağ dışı” ilan edilip linç ediliyordu. Ortam hazırdı.
Uluslararası Sermaye boş durmadı
Çözülme sürecinde sermaye boş durmadı. Birden bire Uluslararası fonların karlı bölgesi oluverdik. Faiz oranları uygun kur sabit düzeyde kalması yabancı fonların istediği ortamdı. Finans Sektörüne borç vermek yetmez ele geçirilmesi gerekirdi. Bir anda Borsa kurgulandı evini arabasını satan borsaya girdi. Büyük oyuncular uluslararası fonlardı. Borsa endeksi tepe noktasına gelince ilk boşaltıp paralarını alanlar da bunlar oldu, evini satan adamın elinde kapı kolu kadar para, arabasını satan adamın elinde bir teker alabilecek kadar para kaldı.
Bankalarda durum ne oldu
Yerli sermayeli bankalar da kuralları yeni öğreniyordu. Sonuçta çoğu aile şirketi gibi idi. Nerede ise her Holdingin bankası vardı. Sendikasyon kredileri ( bankaların yurt dışından aldıkları döviz cinsinden krediler ) havada uçuştu. Yabancı para kredi alıp TL iç piyasalara satıyorlardı. 2001’de devalüasyon olunca açık pozisyona düştüler hepsi battı. Yabancı sermaye hiçbir ülkede borç verdiği parayı bırakmaz. Ülke batıyor nidaları içinde yıllardır Dünya Bankasında devşirilmiş  Kemal Derviş kurtarıcı İsa modunda gelip ilk işi bu batan bankaların Sendikasyon kredilerine geriye yönelik Hazine Garantisi verilmesi oldu. O dönem 20 milyar USD’yi geçen para bu vergilerimiz ile ödendi iyi mi. Baktılar yerli bankalardan tokat yiyorlar bu işi biz yapalım dediler. Bir anda yerli bankaların bir kısmı tamamen, bir kısmı ortaklıklar şeklinde yabancıların eline geçti. Öyle ya kar tatlı kendi ülkelerinde bu kadar karlı sistem yoktu. Zaten halk da bilinçsiz vur eline al parasını, uyduruk masraf, komisyon, ücret,  sigortalar havada uçuştu. Yüzlerce ürün uydurulup bunlar Bankacılara hedef olarak verildi yasal soygun sistemi kitabına uydurulmuştu. Hatırlayın Konut Kredilerinde, Tüketici Kredilerinden, Kredi Kartlarında alınan masrafları geri almak için Tüketici Mahkemeleri, Tüketici Hakem Heyet başvuruları milyonları buldu.
Rating Firmalarının rolü
Borç verenler korkaktır aynı zamanda. Sermaye ürkektir.  Kendini güvende hissetmek ister. Bunun için kullandığı ajanlardan biri de Rating firmalarıdır. Öyle ya milyarlarca dolar verdikleri ülkenin gidişatını bilmek isterler. Bir tehlike hissederler ise önceden paralarını kurtarmak isterler. Bu firmalar ülkenin en iyi siyasilerini, ekonomistlerini, gazetecilerini kendilerine danışman yaparlar raporlar hazırlatırlar. Karşılığında da iyi maaş ve rapor bazında iyi bedeller alırlar. Sol eğilimli aydınların bu kervana katılma nedeni de budur. Duygusal yani! Kapitalist sistemi en iyi analiz edenler sol eğilimli akademisyenlerdir. Beslendikleri literatür tamamen Kapitalist sistemi analiz üzerinedir çünkü. Kapitalizmin en iyi kriz analizlerini de sol literatürden beslenen kişiler tarafından yapılaması tesadüf değildir.
Yabancı Danışman Şirketler
Bu süreçte ana aktörlerden biri de “Yabancı Danışman” firmalar oldu. Bunların çeşitli görevleri vardı. Bir kısmı fonların ülkeye girmesi için ilgili bağlantıları yapmak üzerinedir. Bir kısmı ülkedeki başta Sanayi tesisleri olmak üzere yabancılara satılması için aracılık yapmak üzerinedir. Ülke üzerinde kendilerine göre başarılı işlemlere de imza attılar. Adamlar alanında profesyonel kimi hangi firmayı nasıl ikna edeceklerini biliyorlar. Bu kadar kompleks bir yapıyı vatandaşın anlaması mümkün değil vatandaş işin görünen tarafı ile ilgilenir. Görünen taraf da makyajlı olduğu için algılaması mümkün değil hele bu eğitim düzeyinde imkansız.
Yabancı Danışman Firmalar Bankalara ne yaptı
Yabancı Danışman firmalar önce Rating firmaları için banka özelinde raporlar hazırlayıp rating notlarını sendikasyon kredisi alabilir hale getirdiler. Uluslararası sermayeden sendikasyon kredisi sağlarlarken de içinizde “bizden biri” bulunmalı diyerek nerde ise her bankaya GM, GMY olarak yada Yönetim Kuruluna aslında Banka kökenli olmayan bu danışman firmalarında çalışan insanlar yerleştirdiler. Öyle ya parayı bulan kuralı koymalı idi. Bu durum banka hissedarlarına da ters değildi, yeni bankacılık sistemi bunun üzerineydi çünkü.  2013 yılına gelene kadar bu sistem çok iyi işledi. Bu tarihten sonra ülkede bazı şeyler ters gitmeye başladı. Rating notları düşmeye, Sendikasyon kredilerin vadeleri kısalıp faiz oranları yükselmeye başladı.  Danışman firmalarının kurguladığı oyunda aksamalar başladı. 2018 yılına geldiğinde tam bir patlama idi yaşadığımız enflasyon, döviz ve faizin aynı anda arttığı kriz ortamının tek sorumlusu bu firmaların kurduğu finansal oyun sitemidir. Biline!
Danışman firmalar ile bağlantılar koparılmalı
Kapitalizm sisteminin iyi işlemesi için kurulan ana kurumlarından biri olan Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Christine Lagarde, Davos 2019’da yapılan 49. Dünya Ekonomik Formu ( WEF )’de  yoksul ülkelere çağrı yaparak “McKinsey ve Boston Consulting Group gibi uluslararası danışmanlık firmalarına kalkınma stratejileri hazırlatmaktan vazgeçin, bu tür danışmanlık firmalarına yapılan ödemeler verimsiz” dedi. Biz de yıllardır farklı bir şey demiyoruz,  ülke gerçeklerinden uzak, halka yabancı, kasalarını doldurmaktan başka amaçları olmayanların varlığı sorgulanmalı. Aynı toplantıda George Soros ne diyordu : “ABD - Çin arasındaki soğuk savaşın, sıcak savaşa dönüşebilir” diyerek tehditler savuruyor, Çin’in uygulamaya koyduğu “Kuşak ve Yok” stratejine karşı hamle yapılmadı gerektiğini belirtiyordu. Sanki Dünya sadece kendilerine ait.
Acı reçetedeki ilaçları tekrar içeceğiz gibi
Bugün gelinen noktada acı bir reçete yazıldı bile. Tedavi ilaçları belli.  Nisan 2019’dan itibaren hazırlıklı olun ve izleyin. Yeni bir Haçlı Seferi ile karşı karşıya kalacağız. Bunu ya IMF aracılığı ile ya da içerdeki devşirme Truva Atı askerleri  ile yaptıracaklar. Elimizde kalan 3-5 sanayi kuruluşunu, kalan limanları, enerji tesislerimizi, tarım alanlarımızı almaya çalışacaklar. Tarımı zaten bitirdiler. Masraflar kısılsın denecek. Sosyal yardımlar kısılır mı evet. Yatırımlar ertelenir mi evet. Kamu yatırımları düşer mi kesinlikle.  Milletçe faizleri yükselen bankalara çalışacağız. Şahıslar ve firmalar çok borçlu ve bu sefer farklı çünkü.  Gelirimizin önemli bir kısmı bankalara gidecek tekrar. Yerli sermayeli banka zaten bir avucun parmakları kadar kaldı. Ağırlıklı yabancılara kaptıracağız gelirimizin önemli bir kısmını. Zaten yediğimiz içtiğimiz evde kullandığımız eşyalar kısaca tükettiğimiz her şey ithal. Lüks düşkünü, üreten değil tüketen bir toplum yaratıldı mı ? Kesinlikle !
Böyle olur modern zaman sömürüsü zaten! Komprador kalıntıları,  kendini Lejyoner konumuna düşüren devşirme kravatlı, modern  Soros Çocuklar, Mckinsey oğlanları bu yazıya kızacak biliyorum, kızabilirsiniz çünkü suçüstü yakalandınız, suçunuzu bildiğiniz için kaçacağınız ülkeleri şimdiden ayarlayan, ikinci vatan arayan bizler değil sizlersiniz.
Yaşananları hak ettik mi?  Kesinlikle!  Kendi geleceğini kurgulamaktan aciz toplumlar başkalarının dayattığı hayatı yaşar. Sen “Kılavuz” olarak Soros Çocuklarını, McKinsey oğlanlarını / kızlarını kendine Kaptan yaparsan gemini kayalıkların arasında sağa sola çarparken bulursun. Modern sömürge ülkesi olursun da ruhun duymaz. Olduk mu?  Hadi geçmiş olsun !
Ne demişti bu toprakların  ulu ozanı Ahmet Arif,

Vurulsam kaybolsam derim,
Çırılçıplak, bir kavgada,
Erkekçe olsun isterim,
Dostluk da, düşmanlık da.
Hiçbiri olmaz halbuki.

Erol TAŞDELEN
tasdelen34@gmail.com

 

Etiketler: erol taşdelenparamedyabankabankacıModern HaçlılarSoros ÇocuklarıMcKinsey Oğlanları
Erol TAŞDELEN
Erol TAŞDELEN

Yazar hakkındaki bu bölüm hazırlanıyor.

Yazar hakkındaki bu bölüm hazırlanıyor

Facebook Yorumları