PARAMEDYA

Türkiyede faizler düşer mi?

Türkiyede faizler düşer mi?

Usta bankacıdan ders niteliğinde bir yazı. Türkiye'de faizler düşer mi? Bankacılık nasıl işler ve kredi tarafından durum ne?

Bilindiği gibi Finans sektörünün omurgası her ülkede olduğu gibi bizde de Bankalar. Bankaların sağlıklı yapısı ne kadar güçlü ise “Piyasa Ekonomisi” de o kadar düzenli ve sağlıklı işler. Son yıllarda bankalarda gözle görülür bir düzensizlik ve sağlıksızlık söz konusu. Bunu normal vatandaş pek hissedemiyor hatta mevduatı olanlar “faiz gelirim artı” diye seviniyor ama arka planda ciddi sorunlar var. Teşhis koymadan tedavi de mümkün olmuyor maalesef ama teşhisi koymak zorundayız. Durum şimdilik vahim boyutta değil ama acil önlemleri de zorunlu kılmaktadır. Faizlerin öyle içimizden geçen ve istediğimiz  % 10-15 dilimine kısa sürede döneceğini düşünüyorsanız, ya ülkenin gerçeklerinden bir habersiniz ya da rüya görüyorsunuz. Nedenlerine bir bakalım.
Bankacılık nasıl işler ?
Bilindiği gibi bankaların ana borcu mevduatlar ve yurt dışından aldıkları kredilerdir. Alacakları da diğer banka ve devlete sattığı paralar ile piyasaya verdikleri kredileridir. Bugünlerde iki tarafta da ciddi sıkıntı var. Yüzyıllardır bankacılık mantığı hep aynıdır. Kabaca, Parası olandan al paraya ihtiyaç duyana borç ver; aradan da komisyon, ücret, faiz, kar payı ne derseniz deyin bir pay alarak kar elde etmektedir. Bunu yapmak için her iki tarafta da onlarca ürün üzerine ürün  çıkarsalar da temel kural hiç değişmemiştir.
Banka kaynak tarafında sorun ne ?
Bankacılık sisteminin türev ürünlerden yarattığı sanal parayı saymazsak, Bankanın 2 ana kaynak girişi vardır. Birincisi öz kaynaklar. İkincisi borçlanma. Borçlanma vatandaştan mevduat toplayarak, devletten veya diğer bankalardan borç alarak iç piyasadan ya da Uluslararası banka ve finans kurumlarından borçlanarak ( ki genelde isimlendirme Sendikasyon Kredileri diye geçer ) olur. Kaynak tarafında sermaye artırımı için bankalar ketun davranıyor oysa sermaye yeterlilik rasyosu olumsuz sinyaller vermeye başladı, eski rahatlık yok.  Devlet ve vatandaş da tasarruf oranları düşük olduğu için borçlanma sınırlıdır. Geriye yurt dışı sendikasyon kredileri kalıyor. Ülkenin içinde bulunduğu durum gerek olumsuz görünüm gerek ise uluslararası alanda daralmanın etkisi ile artık ucuz ve uzun vadeli sendikasyon kredisi bulmak, kredileri yenilemek eskisi kadar kolay değil. Bulunuyor ama ne taviz verilerek? Bir defa kredi vadeleri kısalıyor 2 yıllık ise 1 yıla düşürülüyor, diğer tarafta faiz oranları nerde ise 2 katına çıkmış oluyor. Uluslararası arenada en yüksek faiz ile borçlanan bankalar Türk bankaları. Bu ister istemez bankaların maliyetlerini artırıyor    
Kredi tarafında sorun ne ?
Piyasa koşullarını hareketli olduğu, büyümenin desteklendiği dönemlerde finans kaynaklarının ucuz ve uzun vadeli olduğu dönemlerde piyasa da tepki vererek büyür. Ama ters rüzgarlar esmeye başladığında işler de tersine döner. 2008 krizi ile birlikte Arap fonları bize can simidi gibi yetişti ve o dönemi diğer ülkelere göre ciddi hasar almadan kapadık. Fakat günümüzde o fonlar da kısılmış durumda. Başta Sudi Arabistan olmak üzere  çoğu Arap ülkesinden fon akışı durmuş durumda.  Arap fonlarının çoğunun ABD etkisinde kontrollü olduğu da unutulmamalı.
Kredi takip oranlarının artması ile birlikte banka rasyoları da olumsuz sinyaller vermeye başladı.  Çoğu bankanın takip tutarları ödenmiş sermayelerini geçmiş durumda. Banka kredilerinde teminat açığına düşmüş, taksitleri gecikmiş, dolu donuk durumda olan ve bankaların ön izleme, yakın izleme diye tanımladıkları kredilerin oranı toplam krediler içindeki oranı %20’lere dayanmış durumdadır ki asıl pimi çekilmiş kredi bombaları bu grup kredilerdir.  Bazı krediler bankaların rasyolarını sarsacak kadar büyük ki o zaman da Türk Telekom’da olduğu gibi bankalar kendi bünyelerine almayı tercih etmektedir.  Diğer taraftan takibe gitmiş dosyalar % 2,5 ile % 5 gibi komik bir oranda Varlık Şirketlerine devire razı olunması bu tür kredilerin alacak kalitesinin ne kadar kötü olduğunu bankaların Kredi Tahsis birimlerinde de sorun olduğu kanıtıdır. Zamanında “kredi verin verin” diye şubelerin başını yiyen pazarlama ekibi bugünlerde iş tahsile gelince angut kuşu rolüne bürünmüş durumda sessiz.   Sendikasyon kredilerde vade kısılması, faiz oranların artması ile birlikte maliyetlerde artmıştır. Bu durum iç piyasada mevduat faiz oranlarının artmasını tetiklemiştir. Piyasada ciddi nakit sıkıntısı ister istemez kendini göstermekte. TCMB’nin nakit basması da çözüm olmaz o zaman yıllardır ( ve halen ) hedeflediği Enflasyon ile mücadeleyi rafa kaldırması gerekmektedir.
Tablo ne diyor
Kısaca özetlediğimiz kaba tabloya baktığımızda kredi  faiz oranlarının kalıcı olarak düşme olasılığı çok düşük. Düşmesi için tek bir olasılığı var yurt dışından taze yeni, ucuz ve uzun vadeli kaynak girişi.  Bu sağlanmadığı sürece mevduat  faizlerinin  üzerindeki faiz baskısını azaltmak mümkün olmayacaktır. Hali ile mevduat faizinin düşmemesi bankaların maliyetleri düşüremeyeceği için Kredi faiz oranlarının düşmesi de mümkün olmayacak. Başta dövizin artması ile ithal girdiye dayalı sanayi malları olmak üzere Üretici Enflasyonu o da çekirdek enflasyonu tetiklemekte, borç verenlere reel getiri sağlanması için faizlerin de enflasyon üzerinde olması gerektiği için bir sarmal içine girilmiştir.
İş IMF’ye kadar gider mi ?
Birleşik kaplar gibi Faiz, Döviz, Enflasyon hangisini aşağıya bastırırsanız diğer ikisi yukarıda olan bir sürecin içindeyiz maalesef.  Bu sarmaldan çıkmak için Piyasaların Disipline edilmesi gerekiyor o da ya faturası ağır olan IMF Programı ya da benzer programın kendi ellerimiz ile uygulamamız kendini dayatmıştır.  Tabi başta öyle ya da böyle “Güven ortamı” tekrar sağlanmalıdır. Güven de” hadi bize güvenin” demek ile olmuyor maalesef. Uluslararası Kreditörlerin bize bakış açısını nasıl takip edeceğiz.  S&P, Moodys, Fitch gibi firmaların derecelendirme notlarını, CDS ( Credit Default Swap)  iyi takip etmek gerekir. Bu firmalara kızıyoruz ama bir şeyi kaçırmamamız lazım bu raporlar bize değil bize borç verenlere hazırlanıyor. Bu tür Rating firmaların raporlarını pozitife, “yatırım yapılabilir ülke” konumuna getirmeden, CDS’i düşürmeden, Uluslararası alanda Güven yenilemeyiz.  Bu Güven ortamı sağlanmadan da hiçbir program başarıya ulaşamaz. IMF ile anlaşıp,  ağır Program  uygulayan Arjantin’i takip edip ( IMF’ye rağmen ) ne kadar sorun yaşadığını görüyoruz, ilerde başımıza gelebilecekleri gözlemleyin derim. Fatura yine halka çıkacak gibi.
Ne demişti Nazım :
Ne kötüdür insanın aklıyla yüreği arasında çaresiz kalması. 
Ne kötüdür an kadar yakın,
bir asır kadar uzak olması.
Ve bilir misin?
Ne acıdır insanın bildiğini anlatamaması...
"Ben" deyip susması, "Sen" deyip ağlamaklı kalması.


Erol TAŞDELEN
tasdelen34@gmail.com
 

Etiketler: erol taşdelenbankacı erol taşdelenbankafaizler düşer mi
Erol TAŞDELEN
Erol TAŞDELEN

Yazar hakkındaki bu bölüm hazırlanıyor.

Yazar hakkındaki bu bölüm hazırlanıyor

Facebook Yorumları