PARAMEDYA

2019dan Umutlu muyuz?

2019dan Umutlu muyuz?

Usta Bankacı Erol Taşdelen, banka CEO'larının ard arda yaptığı 2019 yılına yönelik olumlu açıklamalarını yorumladı. 2019 yılında ekonomiyi ve bankacıları ne bekliyor?

Sizin de dikkatinizi çekmiştir. 2018 biterken Banka genel Müdürleri birer birer açıklama yapıp “2019’un ne kadar güzel olacağını, ne kadar U-mutlu olduklarını”  üzerine basa basa açıklamalar yaptı. “Umarım haklı çıkarlar da yılı U-mutlu kapatırız” diyeceğim ama kaygılarımı da sorumluluk gereği paylaşmadan geçemeyeceğim. Annem derdi ki, “sen kış sert geçecek diye tedbirini al da sert geçmez ise de kaybeden olmazsın”.
Bitirdiğiniz okul ve bölüm dışında Yüksek Lisans yapmak şansınızı azaltır ve riskli bir tercihtir. İ.Ü. SBF – Kamu Yönetimini ( o dönem okul tek bölüm idi ), tamamladıktan sonra,   İ.Ü. İktisat Fakültesi’nde Yüksek Lisans sınavına girdim ve kazandım.  Yazılı sınavdan sonraki eleme mülakatına girdiğimde Prof. Dr. Esfender Korkmaz hocamızın sorduğu sorulardan biri : Gelişme ile Kalkınma aynı şey midir? Ne fark vardır ? şeklinde idi. Eminim o soruya verdiğim cevapların kazanmamda etkisi büyük olmuştu.
Kalkınma Uygulamasından ne zaman vaz geçildi
Tabi bu sorunun daha sonraki hayatımda benim için özel bir yeri oldu. Hükümetler programını açıkladığında, bütçeyi açıklarında Büyümeyi mi, Kalkınmayı mı hedefliyorlar diye incelemek alışkanlık haline geldi. Üzülerek söylemem gerekir ki 1980’lerden sonraki uygulamaların hiçbiri Kalkınmayı hedeflemediği gibi Kalkınmayı sağlayacak uygulama ve Kurumlar bir bir terk edildi, işlevsiz hale getirildi, zamanla yok edildi. Köy Enstitüleri, Devlet Planlama Teşkilatı ( DPT ), Devlet Tiyatroları, Devlet Opera ve Balesi, Kütüphaneler, Devlet Arşivleri, Arkeolojisinden Müzelerine say say bitmez.
Tren ne zaman kaçtı
Paris, Viyana, Moskova, Roma bunların tarihi İstanbul kadar eski gittiğinizde görüyorsunuz ki adamlar 1940’larda altyapı sorununu halletmiş Moskova’ya gittiğimde, metro girişlerindeki “1938’de tamamlanmıştır, 1940’da tamamlanmıştır” levhalarını görünce şaşırmıştım. 1945’lerde Almanya gibi ülkelerde taş üstünde taş kalmadı, küllerinden tekrar doğdu. Bunu nasıl başardı diye incelediğimde tabi ki yetişmiş “teknik eğitimli beyinler” ile ülke kaynaklarını doğru alanlara yönlendirmesi, Almanya’ya özgü “Sosyal Piyasa Ekonomisi” uygulaması ile. 
Bizimkiler 2000’lerde  yer üstü raylı sistemle övünüyorlar. İstanbul’da 2000’ler başında 3-4 gökdelen vardı. Bugün 174 tane. Hayırlı olsun. Plansız şekilde diktik gökdelenleri “Şehir Esmiyor ki” deriz, rüzgarın geçeceği delik mi bıraktık, “sel basıyor” deriz, suyu emecek toprak mı bıraktık ?
Kalkındık mı ?
Gökdelenler dikerek, duble yollar yaparak, köprüler yaparak nicel olarak “Gelişmiş” sayılabilirsin ama hiçbir zaman “Kalkındık” diyemezsiniz. Kanıt mı ? Kağıda gelen zammı Kitap fiyatlarından değil de Tuvalet Kağıdına gelen zamdan anlayan toplum ”Kalkınmış” sayılır mı ? Eğitim kalite ve seviyesi her geçen gün düşüyor, aralarında ”bilgi” tartışması yapacak nesil gitti,  “Marka” tartışması yapar hale geldi. Bir toplumu yozlaştırmak ve çökeltmek istiyorsan Eğitimini çökelteceksin. Çökelttik mi ? Kesinlikle evet, geçmiş olsun ! Bir ülkenin Kalkınmışlık düzeyini anlamak için Eğitim Sistemine ve Toplumun tepki verdiği önceliklere, Bireyin davranış şekline bakmanız yeterli. Kalkınma kolay olmuyor. Çağımız bilgi çağı, İnternet sayesinde bilgi seçkinlerin elinden alındı, halka verildi uçsuz bucaksız bilgi denizi fakat okuma alışkanlığı veremediğimiz bir neslin buralarda bilgi peşinde mi koşuyor sanıyorsunuz, yanılıyorsunuz. Halka TV izleme dışında ne gibi sosyal alışkanlık ( ise tabi ) sağlayabildik. Örneğin, Sanat, Müzik, Bilim ile ilgilenen kesim nüfusun kaçta kaçı. Aydın, Sanatçı, Eğitimcilerin toplumda yeri ne. Kalkınmış toplumlarda bu kesim el üstünde olur.
Umut var mı ?
Peki kısa – orta vadede tekrar Kalkınma Programlarına geri dönülür mü ? İtiraf etmek lazım bugünkü anlayış ile çok zor. Önce gerçekten Kalkınmayı istemek lazım. Bunun için de Sanayiden, Eğitime, Tarımdan, Sanatına ciddi planlar yapıp ülke kaynaklarınızı buralara aktarmanız lazım. Göz önünde bunları yapmış Çin gibi bir örnek var.
1980’lerden itibarıyla ülkemizi Para Politikaları ile yönettik. Maliye Politikaların adı var kendisi yok. Para Politikaları ile gelinen nokta : Borç batağına düşmüş bireyler ve firmalar, Lüks ve marka tüketim çılgını gençlik, bitirilen Tarım ve Hayvancılık, İthalat girdisi ile işleyen bir Sanayi, Ticarileşen Sağlık ve Eğitim sistemi, yabancıların eline geçmiş Finans / Bankacılık Sistemi, kritik noktalarda yabancıların işlettiği Limanlar, Madenler, Barajlar … Arapların istilasına uğramış Karadeniz Yaylaları, İstanbul Metropolü.  Alt alta koyunca ne kadar karamsar bir tablo çıkıyor değil mi?
Umut mu ? Her zaman olmalı, bu topraklar hiç olmadık zamanlarda imkansızı başardı. Tarihte inişli çıkışlı zikzaklar olabilir buna bakıp karamsar olmamak lazım, hiçbir şey yapamıyorsanız  kişisel servetlerimizi çocuklarımızın eğitimine harcayacağız. İyi eğitim nerede ise gidip onu bulacağız. Bu topraklarda yaşamanın kirası yüksek, bedeli ağır maalesef.
Ya Bankacılık
Bankacılık sektörü teknoloji olarak ilerledi. Yüzlerce yıldır Banka mantığı değişmedi aslında. Parası olanlardan tasarrufu topla, ihtiyacı olana ver. Aradan da faiz, komisyon, ücret,  kar payı vs. adına ne derseniz deyin payınızı almak üzerine kuruludur. Yüzlerce ürün vardır ama mantık hep aynıdır. Ya paranızı almak üzerine ya da size para satmak üzerinedir bu ürünler. Tabi zamanlar Faktoring, Leasing, sigorta gibi yan ürünler de sisteme monte edildi. Bir şekilde elinizdeki para alınması gerekiyordu. Sigorta gerekli mi kesinlikle. Ama gidip bunu hedefe dönüştürdüğünüzde emekli adama “işsizlik sigortası”, aracı olamayana kasko, boş eve eşya sigortası yaparsınız. Sorun da buradan kaynaklanıyor zaten. Müşterinin ihtiyacı değil bankanın hedefi önemli hale gelince iş zıvanadan çıktı. Son yıllardaki çoğu sorun da bu zaten. Devletin görevi sadece vatandaşa “bankanın aldığı şu masraf veya komisyon yersiz alınmıştır şikayet edin geri alın” şeklinde olmaması gerekiyor. Nitelikli suçtan vatandaşı dolandırmak ve haksız kazanç sağlamaktan bankalara ciddi cezalar kesmesi gerekiyor. Para cezası yetmemeli bunu alışkanlık haline getiren bankaların başta Genel Müdür, GMY, Yönetim Kurulu olmak üzere izin verenlere şahsi davalar da açılmalı ve cezalandırılmalı. Bilmiyordum, haberim yoktu savunması olamaz. Hukuk’un temel kuralıdır : Hukuku bilmemek mazeret değildi. Yoksa bu tip vatandaş üzerinden haksız kazanç sağlamanın önüne geçilemez. Kendi ülkesinde yapmaya cesaret edemeyen bankalar iş Türkiye’ye gelince affınıza sığınarak “vatandaşı sağılacak inek” olarak görmesine artık dur demek vakti gelmiştir.
Umarım 2019’un tek bilinen şeyi 2020’den daha iyi geçeceği olmaması dileğiyle. U-mutlu kalın.
Erol TAŞDELEN
tasdelen34@gmail.com
 

Etiketler: erol taşdelenbankacı erol taşdelenbankabankacılıkta 2019 beklentisi
Erol TAŞDELEN
Erol TAŞDELEN

Yazar hakkındaki bu bölüm hazırlanıyor.

Yazar hakkındaki bu bölüm hazırlanıyor

Facebook Yorumları