PARAMEDYA

Bölge müdürlüklerinin çöküşü nasıl oldu?

Bölge müdürlüklerinin çöküşü nasıl oldu?

Usta bankacı Erol Taşdelen, bankacılık sektörünün kanayan yarası Bölge Müdürlüğü ve müdürlerini yazdı. Dijitalleşen bankacılıkta bölge müdürlükleri gerekli mi?

Bankacılık sektöründe Bölge Müdürlükleri sorunu kangren olmayı sürdürüyor.
Çalışanların şikayetlerine dikkat edelim, büyük çoğunluğu Bölge Müdürlüğü ekiplerinden kaynaklanıyor.
BÖLGE MÜDÜRLÜKLERİ NASIL DOĞDU ?
Türkiye’deki  bankaların tarihini incelediğimizde önce Ankara, İstanbul, İzmir olmak üzere az şubeli olarak hizmete başlıyor daha sonra şubelere, Bursa, Adana, Gaziantep, Adana, Antalya, Denizli, Kayseri …   illerinde yayılarak devam ediyor.  
Şube sayısının artması ile birlikte başta iyi niyetli olarak  fonksiyonel  ve Adem-i merkeziyetçi yönetim anlaşışı ile , şubelere destek  olması için Bölge Müdürlükleri  kurulma ihtiyacı doğuyor. Öyle ya 30-40 şubeli bankayı Genel Müdürlükte kolayca yönetebilirsiniz ama şube sayısı 200-300 olunca işler zorlaşır. Günümüzde sayıları  700-800 hatta 1000’i aşmış şube ağında Bölge Müdürlükleri kaçınılmazdır.
BÖLGE MÜDÜRLÜKLERİ NASIL BÜYÜDÜ ?
Tabi başta iyi niyet ile kurulan bölgelere önce Bölge Müdürleri atandı.
Yanına sekreteri ve Şoförü verildi. Aslında başlangıçta kadrolar bu kadardı.
Bakıldı Bölge Müdürleri çok yoruluyor Müdür Yardımcıları verildi. Başta bu yardımcılar bütün segmentlere bakar şubelerin her derdi ile ilgilenirdi. O dönemde aslında ciddi katkıları da oldu. Şubelerde segment ayrımı   keskinleşince, Bütçe ve hedefler ayrılındı, ister istemez Müdür Yardımcıları da segment bazda ayrıldı.
Ticari, KOBİ, Bireysel başta olmak üzere Bölge Müdürlerinin altında hiyerarşi oluşturuldu. Bu abi / ablalar da “of puf” edince hadi yorulmasınlar diye birerde yardımcı verildi. Tabi bunlara çaycı da eklendi. Hepsine birer araba bazılarına şoför eklendi. Sonra bu sisteme bölge bazında İnsan Kaynakları ( İK ) ve mini Tahsis Müdürlükleri de eklendi bir de bakıldı ki 20-25 kişilik bir birim olmuş.
BÖLGELERDE SORUN NEREDE ÇIKTI ?
Bölgelerde kadro şişmesi ile birlikte görev tanımı yapılması gerekirdi. Kağıt üzerinde yapıldı fakat bunu pratikte denetimi ve yönetilmesi kolay olmadı. Şubelere kılık kıyafetinden, konuşma şekline, müşteriyi selamlamadan, telefonda hitap şekline kadar Müşteri Hizmetleri Yönetimi - CRM dersleri veren genel müdürlük eğitim departmanı aynı standartları bölgeler için yapma gereği duymadı maalesef. Bölgelerde standart görev tanımı ve çalışma şekli netleşmeyince aynı bankanın bölgeleri arasında bile değişik çalışma şekilleri ortaya çıktı. Her Bölge Müdürü kendi iş deneyimine göre bir çalışma şekli oturttu.  Hatta bir birlerinden neler yapıyor diye “kopya görev” şekilleri ortaya çıktı. Başta şubelere destek olsun, Genel Müdürlük ile ara bağlantıyı sağlasın diye iyi niyet ile kurulan Bölge müdürlüklerde bu noktada işler koptu.  
Başta terfi ettirme, eğitim planlama bölgeler aracılığı ile olmaya başlandı, tabi bu kulağa hoş geliyor öyle ya şubeler ile diyalogları fazla olduğu için personeli en iyi bu ekipler tanıyabilirdi. Bu sistemin sorunsuz işlemesi için bazı önkoşullar vardır. Örneğin Liyakat sistemi. Bölgede çalışacak ekibin bir defa yaptığı işe tam hakim olması lazım. Beş ayrı bankada İstanbul ve Anadolu’da yıllarca şubelerde çalışmış bunun 10 yıldan fazla kısmını şube müdürlüğü olarak yapmış biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki son 10 yılda bu liyakat sistemine hiç dikkat edilmedi. Kişisel olarak Bölge Müdürümün benden daha bilgili olması ve beni geliştirmesi tercihimdi. Şanssızlık, bankayı bırakmadan son 3 bölge müdürümde maalesef bu donanım yoktu, zaten 2’i geri şube müdürü yapıldı.
BÖLGELERDE YOZLAŞMA NE ZAMAN BAŞLADI ?
Bunda başta Genel Müdürler olmak üzere kendi ekibini oluşturma süreci ile birlikte yozlaşma da başladı maalesef. 1990’lı yıllarda bankalar batmaya başladığında ekip olarak hareket etme güdüsü gelişti, Ekip olarak bankalar arası transferler bu döneme denk gelir. Bir ekibin içinde yer almaya itirazım yok fakat “ekibin içinde yer alayım da kendime de iyi bir yer pozisyon bulayım” anlayışı gelişince Liyakat sistemi de çöktü. Ekipte yer almak için kişilikten ödün vermeler, yalakalık, adam kayırma, arkadaşını satma, bizden / onlardan ayrımı yapmanın kökenleri bu döneme denk gelir. Anlayış buna dönüşünce Bölgelerde de dejenerasyon da kendini gösterdi.
BÖLGELERİN YOZLAŞMASINDA GENEL MÜDÜRLERİN ROLÜ NE ?
Bölgelerdeki yozlaşma ve dejenerasyonda hiç kuşkusuz Genel Müdürler  1. Derece sorumludur. Zira Şube ağındaki ağırlıktan da olabilir Bölge Müdürlerini “Şubelerdeki Temsilcileri” olarak gördü, bu şekilde üstlerinde sorumluluk da azalmış oldu. Bunu Bölge Müdürlerine ve Müdürler Toplantılarında Şubelere sözlü tebliğ edince Bölge Müdürleri bir anda kendilerini “Genel Müdür” gibi görmeye, “bankanın hissedarı” gibi görmeye başlayan davranışlar sergiler oldu.  İş o kadar çığırından çıktı ki kötü kokular gelmeye başladı. Öyle ya denetimsiz yetki, güç zehirlemesine dönüştü. Şube ziyaretleri, yeme, içme, konaklama tatil havasına büründü. Tehdit ve göz korkutma tavırları başladı. Başta şubeye destek olması için oluşturulan birimler ne derler ise hemen sorgulamasız yapılması gereken, korkulması gereken Zombiler haline getirildi. Liyakatı hak etmeyen insanları etkin hale getirirseniz çöküş de kaçınılmaz olur, oldu da. 
BÖLGE MÜDÜRLÜKLERİN ÇÖKÜŞÜ NASIL OLDU ?
Dedik ya başta masumane şubelere destek ve hizmet kalitesini hızlı sağlanması için kurulan birimler zamanla söylemlerini değiştirdi. Babacan destek amaçlı kibar konuşmalar gitti emir cümleleri gelir oldu. Toplantı aralıkları kısaldı, süreleri uzadı. Üslup seviyesi hiç olmadığı kadar yerlere düştü. Sağlıklı insanın bu ortamda çalışma şartları çekilemez hale geldi. Yetenekli ve yetişmiş, özgüveni yerinde insanlar “diğer kurumlar bu kadar olamaz” diye başta başka bankalara gitmeye başladı. Baktılar ki bütün kurumlar birbirine benzemiş. Öyle ya kötü iyiyi bozar, her zaman kötü davranış daha hızlı yayılır. Yayılmıştı da. Bir kısım insanlar pes etti. Ailesini, çocuklarını, borçlarını düşünerek Sisteme uyum sağlamaya başladı. İşine sabahları koşarak giden güler yüzlü insanlar asık suratlı haller büründü. Bir kesim sektör dışına kaçtı, “daha az kazanayım kafam rahat olsun” anlayışı gelişti.
KÖTÜ DAVRANIŞLARA ÖRNEKLER Mİ ?
Tabi kötü davranışlar, dejenerasyon, çöküş diyoruz ama bunların örneklenmesi de gerekli ki gerçekten sektör bu kadar yozlaştı mı karar verelim. Hoş çoğu yerde kol kırıldı yen içerde kaldı.  Örnekler tamamen kendi şahitliklerim ve yakın arkadaşlarımın başına gelen 1. Ağırdan dinlediklerimdir. Tabi burada sadece Bölge Müdürlerini hedefe koymamak lazım dedik ya Genel Müdürler yetkilerini devir edince Bölge Müdürleri de bu yetkileri  Segment müdürlerine, onlar da alt yetkililere devri etti. Bazı bölge müdürleri segment müdürlerinin soytarısı oldu, bazı bölge müdürleri Tahsis Müdürlerinin gölgesinde ezildi. Genlerimizde Ağalık sistemi var ya bu rada da benzer bir yapı oluştu ister istemez. Neler oldu bakalım :
•    Şube ziyaretleri :  Şube ziyaretleri daha bir şatafatlı hale geldi. İş bitirmek, destek için yapılan şube ziyaretleri önceden haber verilir yemek yerleri konaklama yerleri ayrılır hale geldi. Hatta akşam yemekte ne giyeyim bile başlı başına stres hali aldı. Öyle ya İK dahil bütün yetkiler bölge ekibinde artık. Karşılıklı abartılı iltifatlar havada oluşur yalaka davranışlar sırıtır ama kimse çaktırmaz. Bölgelerin en çok sevdiği şubeler bu türdür o nedenle ( istisna Bölge Müdürleri hariç tabi ). Odalarda rakı, viski içmeler mi dersiniz, şubelerde müzik açıp göbek atmalar mı her türlü rezilliklerin önü açıktır artık. Uygunsuz davranışları burada yazmayayım artık.
•    Bölge Toplantıları : Bölge toplantıları eskiden de olurdu fakat burada daha çok iş ağırlıklı, diyalog kurulur karşılıklı “iletişim” söz konusu iken 2008 krizinden  sonra toplantılar “monoloğa” dönüşür oldu. Bölge ekibi tek taraflı alan değil de olması gereken şeyleri konuşur oldu. Konuşmalar daha çok “isten atarın, dışarda bekleyen yüzlerce işsiz var” gibi tehdit içerikli hale geldi. Bölge ekibi konuştu, şube ekibi not tutar gibi yaptı. Aynı cümleler papağan gibi her toplantıda tekrarlanır oldu.
•    Hedef Verme : Son 10 yıla kadar hedefler ağırlıklı Genel Müdürlükten verilir kısmen doğru hedefleme yapılır, genelde bütçeler tutardı. Ne zaman ki bütçe / hedef çalışması bölgelere verildi işin ucu kaçtı. Bölgeler arası yarış önce hedefleri yükseltti ve gerçek ötesine taşıdı. Hiçbir fizibilite yapmadan “şu kadar mevduat toplarım, şu kadar vadesiz yaratırım, şu kadar kredi veririm” rakamlar başta havada uçuştu ( açık artırma havasında ), her Bölge Müdürü Genel Müdüre yaranmak ve daha çok büyüyeceğini söyleyerek alınan yüksek hedefler şubelere tabi ki rasgele dağıtıldı. Çok sapmalar olunca bizim beceriksizliğimiz diyemediler, “Dinamik Hedefleme” diye bir kavram çıkarıp her ay değiştirir hale geldiler. İşte burada da yozlaşma kendini gösterdi. Yalakalık yapan, bölge müdürünü hediyelere boğan şubeler korunur oldu. Bu şubelere düşük hedefler verilerek hedef gerçekleşmede yüksek yüzdeler sağlaması sağlandı. Sevilmeyen, kan uyuşmazlığı olan şubelere ceza olarak yüksek hedefler verilerek başarısız olması yetmiyormuş gibi  işten atılması sağlandı. Tabi yıl içinde toplantılar ve seviyesiz diyalogları tahmin edersiniz. Kağıtları yüzlere fırlatmalar mı dersiniz, hakaretler mi dersiniz neler neler…  Ağlayarak çıkan müdürleri  övüne övüne anlatan soytarı Bölge Müdürleri ortalıkta dolaşır oldu.
•    İzim İşkencesi : Çalışma Bakanlığı ve BDDK bu konuya el atana kadar izin işkencesi devam ediyordu. Bütün yılın yorgunluğunu nasıl atarsınız, aileniz veya arkadaşlarınız ile iyi bir tatil yaparak tabi ki. Bu bile çalışanlara çok görüldü. Sanki tatile gidiyormuş gibi “nerede olacağını bildir, telefonunu sakın kapama” gibi talimatlar havada uçuştu. İzin tarihleri bile tam belli değildi, önceden izin planı, otel  rezervasyonu asla yaptıramazsınız. Bölge müdürün keyfine kalmış çık çık, gel gel. İznini yarıda kesenler mi dersiniz, yasal hakkı olan süt iznini kullanamayanlar mı dersiniz neler neler… İnsan hayatta kaç defa evlenir. Kaç defa balayı planı yaparsınız. Bu insanlar çalışanını balayından çağıracak kadar insafsız ve şerefsiz olmayı bile kendilerine yakıştırdı.
•    Mesai İşkencesi : İzinde olduğu gibi Çalışma Bakanlığı ve BDDK bu işe el atana kadar mesai işkencesi devam ediyordur. Hala da bazı bölgelerde var. Bölge müdürü çıkmadan şube müdürleri şubelerini terk edemiyor. Personeli gönderip kendisi şubede nöbet bekleyen müdürler var hala. Bu sektörde mesai kavramı kalmadı artık, telefonlar yetmiyormuş gibi mesaj, WhatsApp’ınızı sürekli kontrol etmeniz lazım. Eskiden ilkokul çocuklarının boynuna ip ile silgi asarlardı şimdi cep telefonu kablosu boynunda dolaşan birini görürseniz Bankacı olma ihtimali yüksek.
Örnekleri uzatabiliriz. Gerek de yok. Kısaca Şeytanlaşmış ruhlar, kişiliksiz ekipler, şişirilmiş bencil benlikler. Tabi işini düzgün yapan bölgeler de vardır haksızlık yapmayalım. Onlar da zaten kendini belli eder. 360 derece anketler de bunun için yapılıyor zaten ama bunlar kağıt üzerinde kalıyor çoğu. 
GENEL MÜDÜRLÜK BÖLGELERİ NİÇİN ARKASINDA DURUYOR ?
Genel Müdürlük birimleri, Genel Müdür ve Bankaların yönetim kurulu üyeleri hiç kuşku yok ki bu yozlaşmadan haberli. Fakat gözler sadece rakamları görünce bölge ekibi şubelerini taciz ediyormuş, uygunsuz teklifler yapıyormuş, uygunsuz davranışlar içindeymiş pek önemi kalmıyor. Dedik ya yozlaşma her yerde. 2018’den itibaren rüzgar tersine döndü, Banka rakamları artık eskisi gibi cilalanamıyor, bundan sonra davranış değişiklikleri kendini gösterir mi yaşayıp göreceğiz.
BÖLGE MDÜRÜLÜKLERİN GELECEĞİ VAR MI ?
Kişisel görüşüm Bölge Müdürlükleri misyonunu tamamlamıştır, geleceğin bankacılığında yeri yoktur.
•    Kriz dönemlerinde bankalar şube kapatacağı için küçülme eğilimi gösterirler, zira bankalar bazı bölge müdürlüklerini kapamaya başladı. Önümüzdeki süreçte bu daha da hızlanacaktır. Kapanan bölgelerin personelini sahada görmek çok keyifli oluyor, o esip kesen, bağıran çağıran adan / bayanlar gidip, “süt dökmüş kedi gibi” kabuklarına çekilmiş oluyor hepsi.
•    Dijitalleşme ile birlikte Bölgelerin de fonksiyonu azalmıştır. Raporlamak ulaşılabilirlik, denetlemek artık daha kolay, bunlar için 20-30 bölge müdürlüğü maliyetine katlanmak  zamanımızda akıllıca değildir. Bölgeler ciddi maliyet mi : kesinlikle evet.
•    Sektörün geleceği daha az personel içeriyor. Bu da dijitalleşme ile oluyor. Önümüzdeki dönemde şube müdürlerine bile gerek kalmayacak. 3-4 şubeye belki  1 şube yöneticisi yeterli olacak. Zira MİY kadrosunda bu yönde ciddi azalma olacağını söylemek kehanet olmayacak. 
•    Şubeleri tarla, kendilerini da Maho ağa gören zihniyet ile 2000’li yılların çocuklarını yönetemezsiniz. İş Kanunlarının gelişme gösterdiği ve uluslararası standartların yaygınlaşacağı zamanda Gayri İnsani davranışlara yer yok. Sivil hayatta yapılsa katil olacağınız davranışlara insanlar iş hayatında nereye kadar dayanabilecekleri de ayrı bir sosyolojik ve psikolojik araştırma sahası aslında.
Konu uzun de dramatik aslında. Sayfamızın yettiği kadar değinebildik ve sektör dışına çıkan biri olarak sektör içinde kalan sesi çıkamayan arkadaş ve emekçi kardeşlerimizin sesi olmaya, Bölge Müdürleri ve  ekibinin “meydanı boş bulduk her istediğimizi yaparız” davranışlarını sürdürdüğü sürece bu konulara değinmeye de devam edeceğiz.
tasdelen34@gmail.com


 

Etiketler: erol taşdelenbankacı erol taşdelenbanka bölge müdürlüğü
Erol TAŞDELEN
Erol TAŞDELEN

Erol Taşdelen, 1969 Niksar doğumlu. Siyaset Bilimci, Ekonomist, araştırmacı. İ.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi – Kamu Yönetimi Lisans ( 1990 ), İ.Ü. İktisat Fakültesi – Maliye Bölümü’nden “Bölgeler arası dengesizlik ve Türkiye” tezi ile Y. Lisansını ( 1993 ) tamamladı . Ayrıca
AÖF – “Sağlık Kurumları İşletmeciliği” – “Tarım” – “Turizm ve Otel İşletmeciliği” – “Yerel Yönetimler” bölümleri mezunu. 1991 yılında başladığı iş hayatında Yapı Kredi Bankası, Toprakbank, Kentbank, Finansbank ve Akbank’ta çalıştı.  Tekirdağ, Namık Kemal Üniversitesi’nde Konuk Öğretim Görevlisi olarak yıllarca, “Finans, Finansal Yatırım Araçları, Kamu – Özel Sektör İlişkileri, CRM, Makro Ekonomi” dersleri verdi..Piyasalar, Ekonomi, Kriz üzerine ağırlıklı sanayici iş adamlarına bilgilendirici konferanslar verdi. Amatör olarak ilgilendiği Hat ve Çini sanat eserleri ile karma sergiler açtı. Evli, Ada ve Ege adında ikiz çocukları var.

Facebook Yorumları