Halkbank’ın ucuza dolar satması ve diğer bankaların yaşadıkları terslikleri farklı bir bakış açısı ile ele alan Hanife Serter, itibarlı görünüp de itibarsız olan bankaları yazdı.
İyi bir itibar oluşturmak çok fazla iyi eylemi gerektirir, onu kaybetmek için ise yalnızca tek bir kötü eylem yeterlidir.” – Benjamin Franklin
Geçtiğimiz hafta bazı bankalarda “ sistemsel” sorunlar nedeniyle yaşanan karışıklıklar, hatalar, ortaya çıkan riskler ve düzeltme haberleri  basında ve sosyal medyada geniş bir yer tuttu. Bu süreçte bankaları en çok rahatsız eden hatta ürküten konu ise olayların maddi boyutundan ve rakamsal risklerden çok, kurumsal itibarlarının zedelenecek olmasıydı. 
YA İTİBAR?
Bir kurumun görünen yüzü ile ilgili materyallerin, insanlar üzerinde bıraktığı izlenimlerin toplamına,  kurumun muhatap olduğu kişi ve kurumların gözünde sahip olduğu değere “kurumsal itibar” denir. Kurumlar bu değeri arttırmak için çeşit çeşit Kurumsal kimlik çalışmaları, imaj çalışmaları, reklam çalışmaları yaparlar. İtibar artışı sayesinde müşterilerini daha kolay etkiler, marka sadakatini arttırırlar. Kolay ve ucuz kredi bulur , rekabet avantajları sağlarlar. Daha kaliteli elemanları kendileri için daha uygun şartlarda çalışmaya ikna ederler. Bu sebeplerle Kurumsal itibar; bir kurumun en önemli varlıklarındandır. 
İTİBAR KAZANMAK KOLAY MI?
Bu değeri kazanmak bazen çok uzun yıllar alır. Çok sayıda kişi çok yoğun emek verir, mesai harcar, maddi, manevi özverilerde bulunur. Ama bazen öyle olağanüstü durumlar olur ki tüm bu emekler bir gecede yerle bir olur. Kara haber tez duyulur. Sosyal medya sayesinde hızla yayılır. Mızrak çuvala sığmaz… Minareyi çalanlar da kılıf uydurmaya zaman bulamaz. Bu saatten sonra, durumu kurtarmak için yapılan açıklamalar bile ikna edici olmaz. 
Sistemin temel direği, çatısı, bacası, herşeyi olan Bankalarımıza nazar değdi. Tam da “ucuza kredi” verecekleri konusunda  duyurular başlamıştı ki, sistemsel hata nedeniyle ” ucuza dolar” satışı haberi  patladı gitti. Diğer bir bankanın kredi kartları sisteminde meydana gelen sorun ise bizzat banka tarafından kart sahiplerine atılan ” sorun var ama halledeceğiz” mesajı ile panik çıkmadan yatıştırılmaya çalışıldı. Bankaların  dayanıklılık testi gibi ilerleyen bu süreçte  itibar riski yönetimleri de test edilmiş oldu böylece. Sınavdan kimin geçip kimin kaldığını Zaman gösterecek. 
BU DA GEÇER Mİ?
Verdikleri en büyük krediler ödenmediği için enkaz devralan, notları bir bir düşürülen, borsada hisse değerleri hızla düşen bankalarımız yine de kuyruğu dik tutuyor ve “ sağlam mali yapımız ile üstesinden geleceğiz..” mesajı veriyor, devleti yönetenlerin de tezi aynı. Onlara inanmaktan ve güvenmekten başka çaresi olmayan halkımız ” Bu da geçer ya Hu..” diye diye sabır tespihlerini bir bir çekerken akıllarda hep aynı soru : “Peki bundan sonra ne olacak ?”
En çok da krizin geleceğini, doların yükseleceğini, enflasyonun fırlayacağını, inşaat sektörünün darboğaza gireceğini çok uzun zamandır söyleyen ekonomistlere yöneltilen bu soru bana Nasreddin hocanın fıkrasını hatırlatıyor… ” ağaçtan düşeceğimizi bildikleri gibi, ne Zaman öleceğimizi de söyleyiversinler bari  ..”