Burgan Bank Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Erten,  FETÖ bağlantısı öne sürülen şirketlere yönelik yürütülen soruşturma ve ardından Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devir sürecinin bankacılıkta çok ciddi belirsizlik ortamı yarattığından yakındı.
Türk bankacılık sektörününün duayen isimlerinden Burgan Bank Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Erten, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından sektörün içinde bulunduğu sorunlara ilişkin çarpıcı tespitlerde bulundu. Erten, FETÖ bağlantısı öne sürülen şirketlere yönelik yürütülen soruşturma ve ardından Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devir sürecinin bankacılıkta çok ciddi belirsizlik ortamı yarattığından yakındı.
Burgan Bank Yönetim Kurulu Başkanı Erten ile Türk bankacılık sektörünün şu an içinde bulunduğu sıkıntıları, FETÖ operasyonunun sektöre ve ekonomiye yansımalarını konuştuk. Bugüne kadar hiçbir bireyi, kurumu değerlendirirken onun mezhebine, dinine, cemaat ilintisine ve ilişkisine bakmadıklarının altını çizen Erten, “Bu saatten sonra iş yaptığımız bir kurum bu örgütle ilgili bulunursa, buna yönelik damga yerse o bankanın durumu daha da zor. Sanki finansal yönden bu işe destek olmuş gibi bir olumsuz görüntü yaratacak. Dolayısıyla şu ana kadar hiç kullanmadığımız bir kriteri de kredi değerlendirmede devreye aldık” dedi.
Erten ile röportajımızdan satırbaşları şöyle:
Kimse zarar görmemeli
– Bankaların çalıştığı kurumların bu örgütle bağlantısı olup olmadığını tespit etmeleri çok kolay değil. Çünkü elle tutulur bir şey değil. Dolayısıyla bu nedenle ne bizler, ne de aynı saikle hareket eden çalışanları, müşterileri, tedarikçileri bir zarar görmemeli. İlk günlerde ciddi bir bilinmezlik vardı. Şimdi biraz daha netleşmeye, kimlerle muhatap olunacak konusu biraz daha belirginleşmeye başladı. Ama hâlâ bizler ortaya çıkan durumdan ne kadar etkileneceğimizi, bilançolarımıza ne kadar yansıyacağını tam manasıyla kestirebilmiş değiliz. Ama bir zarar doğdu. Bu şirketler TMSF’ye devredildi ama faaliyetleri eski seviyelere gelebilir mi, borçlar ödenebilir mi? Ciddi belirsizlikler var. Bir de tabii devamlı bu vesileyle gözaltına alınanlar, açıklanan listeler bankaları hele hele yeni iş yaparken çok zorluyor.
Eski normale dönmeli
– TMSF’ye devredilen şirketlerin birçoğu bilançoları itibarıyla bütün bankalar açısıdan kredibilitesi yüksek şirketlerdi. Arada geçen 2-3 ay içerisinde buna destek verdiği anlaşılıp da, bu şekilde etiketlendikten sonra kim ondan mal alır, kim ona mal verir? Dolayısıyla TMSF’ye devredilmiş olması faaliyetlerini eski düzeyine hangi sürede getireceği konusunda bana çok fazla işaret vermiyor.
– Temennim; hem bankalar, hem de bu şirketlerin çalıştığı müşterileri ve tedarikçileri açısından da hayatın makul zaman içerisinde eski normallerine dönmesi.
Ekonomiyi etkiler
– Türkiye son 1.5-2 yıldır her sabah başka bir ülkenin 10 yılda yaşayacağı olaylarla uyandı. Peş peşe iki seçim yaşadık. İlk defa bir NATO ülkesi Rus uçağını düşürdü. Sivil halk üzerinde terör eylemleri ile hem kırsal, hem kentsel sahalarda güvenlik sorunları yaşadık. Bu bizim bacasız sanayimize çok ciddi darbe vurdu. Bir akşam yatarken darbe girişimi oldu. Ondan sıyrılıyoruz derken notumuz kırıldı. Arada Başbakan değişti.
– Bütün bunlar sıradanmış gibi gelmekle birlikte bir ülkenin ekonomisinde çok temel taşları oluşturan şeyler. Bu ortamda da iş yapmak, ilerlemek büyümek, beklentileri karşılamak durumundayız. Mutlaka bir izi olacak. 15 Temmuz darbe girişimi yaşanmamış veya ekonomi zarar görmeyecek gibi düşünmek mümkün değil.
Yatırımcılar endişeli
– Türk lirasının dolar karşısında değer kaybetmesi, buraya konulmuş olan sermayelerin reel manada bir miktar değer kaybetmesine neden oldu. Bu bizim ana ortağımızda da ve bence Türkiye’ye yatırım yapmış birçok yatırımcıda endişe kaynağı oluşturmaya devam ediyor.
– Ama bizim sermayedarımız hâlâ Türkiye’nin orta ve uzun vadeli potansiyeline tam olarak inanıyor. Bu manada bankayı birincil sermaye, gerekirse ikincil sermaye ile destekleyerek büyüme planlarına devam ediyor.
Aktif kalitesi bozuldu
– Türkiye yatırım yapılabilir notunu kaybetti. Bu bizim dış finansmanlarımızda mutlaka hem bir miktar hacmi, hem de maliyeti etkileyecek. Bu da borçlanma maliyetlerimizi ve dolayısıyla borç verme maliyetlerimizi artıracak. Makro ekonomik dengelerde dış konjonktür önemli ölçüde şimdiye kadar bize yardım etti. Gerek petrol fiyatları ve enerji fiyatları bizim enflasyon ithal etmemizi engelledi.
Hem de cari açığımızın azalmasına sebep oldu. Artı sıfıra yakın olan negatif faizler de dünyadaki likiditenin biz ve bizim gibi ülkelere akmasına sebep oluyordu. Ama önce bizim kendi iç dinamiklerimiz, içinde bulunduğumuz jeopolitik durum yakın komşularla yaşadığımız başta Rusya olmak üzere sıkıntılar bu havadan yeteri kadar faydalanmamızı engelledi.
– Bu ortam tabii iş iklimini olumsuz etkileyip bankalardaki kredi kalitesinin bir miktar bozulmasına sebep oldu. Bir yandan bilançomuzdaki aktif kalitesini muhafaza etmeye çalışırken, bir yandan da ‘kredi verilmiyor’ gibi bir görüntü yaratmamaya çalışıyoruz. Ama bankalar olarak parasını bize emanet etmiş sermayedarımıza ve mudilerimize karşı bir sorumluluğumuz olduğunu da unutmamak lazım. Kolay bir dönem değil bu.
– Bu ortam tabii iş iklimini olumsuz etkileyip bankalardaki kredi kalitesinin bir miktar bozulmasına sebep oldu. Bir yandan bilançomuzdaki aktif kalitesini muhafaza etmeye çalışırken, bir yandan da ‘kredi verilmiyor’ gibi bir görüntü yaratmamaya çalışıyoruz. Ama bankalar olarak parasını bize emanet etmiş sermayedarımıza ve mudilerimize karşı bir sorumluluğumuz olduğunu da unutmamak lazım. Kolay bir dönem değil bu.
Kredi faizleri düşmez
– Ağustos sonu itibarıyla kredi/ mevduat oranı yüzde 122’lerde. Mevduatlar bankaların kaynaklarının en önemli ve en kalıcı olanıdır. Dolayısıyla biz her topladığımız 100 mevduata ilave 22 de diğer kaynaklardan yurtdışından veya başka sermaye piyasalardan kaynak bulabilmeliyiz ki mevcut kredileri fonlayalım. Dolayısıyla bütün bankalar için mevduat bazı önemlidir. Merkez Bankası’nın gösterge faizi azalsa da fiyat rekabeti azalmadıkça kredi maliyetlerinin düşmesi çok zor.

kaynak: Cumlhuriyet Gazetesi