Amerika’daki Reza Zarrab davası Türk piyasalarını özellikle bankacılık sektörünü sarsıyor. Kerim Karakaya al-monitor için yazdı.
ABD’de tutuklanan işadamı Reza Zarrab’a yönelik savcı Preet Bharara’nın hazırladığı iddianame Türkiye’de üstü kapatılan bir soruşturmayı yeniden gündeme getirirken sadece siyasi tartışmaları alevlendirmedi.

Zarrab’ın İran’a yönelik ABD ambargosunu delmek için ülkenin ikinci büyük kamu bankası Halkbank yetkililerine rüşvet verdiği iddiası piyasaları huzursuz ediyor. Zarrab’ın tutuklandığını haberinin geldiği 22 Mart tarihinden bu yana Halkbank hisseleri yüzde 16 değer kaybetti. Tutuklama haberinin geldiği gün yüzde beş düşen Halkbank hisseleri, Bharara’nın iddianamesinin detaylarının ortaya çıkmasıyla birlikte 26 Mayıs’ta da yüzde üçe yakın düştü.

Analistler ABD’de başlayan davanın Halkbank üzerinde belirsizliği artırdığını, bunun da borsa geneline olumsuz yansıdığını belirtiyor.

Deniz Yatırım Bankacılık analisti Sadrettin Bağcı ABD’deki dava süreci uzadıkça Halkbank hisseleri üzerinde olumsuz algının devam edeceğini öngörüyor. Al-Monitor’a konuşan Bağcı, “Yatırımcının algısı bu dava süreci nedeniyle bozuldu. Dava sürdükçe Halkbank hisseleri üzerindeki belirsizlik de sürecek. Sadece Halkbank’ın endeks üzerindeki ağırlığı yüzde 7-8 düzeyinde. Bu da borsanın geneline önemli bir etkisinin olduğu anlamına geliyor” diyor.

Halkbank’taki bu satış dalgası diğer kamu bankası hisselerini de olumsuz etkiliyor. Bağcı, “Halkbank nedeniyle diğer kamu bankalarına yönelik beklentiler de bozuluyor. Bu nedenle Vakıfbank hisseleri de düşüyor” diyor.

Al-Monitor’a değerlendirmeler yapan Ünlü Yatırım Araştırma Direktörü Vedat Mizrahi de Halkbank hisselerinin borsada ağırlığının yüksek olduğunu, banka hissesindeki düşüşün borsayı da negatif etkilediğini tekrarlıyor. “Yine de ben Halkbank özelinde yaşananların piyasa üzerinde sistemik bir risk yaratmadığını düşünüyorum” diyen Mizrahi, “Henüz belirsizlikler var. Halkbank’ın eski CEO’su suçlanıyor. Bankanın kurumsal kimliği soruşturma kapsamında değil” diye konuşuyor.

İşte piyasalar için bundan sonraki en kritik soru şu: Soruşturma yalnızca bankanın eski CEO’su ile mi sınırlı kalacak yoksa Halkbank’ın kurumsal kimliğine de uzanacak mı?

Halkbank Zarrab’ın tutuklanmasının ardından yaptığı açıklamalarda soruşturmaya taraf olmadığını, konunun kendilerini ilgilendirmediğini savunuyor.

Nitekim, Halkbank konuya ilişkin resmi açıklamasında da “Tüm işlemlerimizi ulusal ve uluslararası kurallara göre yapıyoruz. Bankamıza yönelik herhangi bir inceleme talebi bulunmadığı gibi bankamız herhangi bir inceleme ya da soruşturmanın tarafı değildir” ifadelerini kullanmıştı.

17-25 Aralık 2013’te aralarında 4 eski bakanın da bulunduğu yolsuzluk ve rüşvet operasyonu sırasında gözaltına alınan eski CEO Süleyman Aslan, Şubat 2014 tarihinde görevinden ayrılmıştı.

Bharara’nın Zarrab hakkındaki iddiaları 17-25 Aralık’ta başlatılan ancak ardından kısa sürede kapatılan soruşturmadaki iddialar ile büyük benzerlikler taşıyor. Halkbank’ın Eski CEO’su Aslan 17-25 Aralık soruşturmasında ayakkabı kutuları ile Zarrab’dan rüşvet aldığı gerekçesiyle gözaltına alınmıştı. Zarrab’ın, İran’ın ABD ambargosunu delmek için altın ticaretine aracılık ettiği, bunun için birçok kamu görevlisine rüşvet verdiği öne sürülüyor. Bharara da Aslan’ın Zarrab’dan İran’a yönelik ambargoyu delmek için en az 1,4 milyon dolar ve 2,5 milyon euro rüşvet aldığını iddia ediyor. Zarrab 21 Mart tarihinde bu suçlamalar nedeniyle Miami’de gözaltına alınmış ve ardından da tutuklanmıştı. Savcı Bharara Zarrab’ın kefaletle serbest kalma talebini de reddetti.

Bharara’nın iddianamesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yakınlığı ile bilinen eski bakanlar Zafer Çağlayan, Egemen Bağış ve Muammer Güler’in de isimleri geçiyor. 33 yaşındaki Zarrab’ın servetini Türkiye’de nüfus edinmek için kullandığını savunan Bharara Erdoğan ailesine yakınlığıyla tanınan Togem-Der’e para aktarıldığını ortaya koyuyor.

Bu rüşvet ve kaçakçılık ağının merkezinde önemli bir rol oynadığı iddia edilen Aslan’ın Türkiye’de gözaltına alındığı tarihten bu yana Halkbank hisseleri yüzde 42 değer kaybetti ve en kötü performansı gösteren banka hissesi oldu. Bu dönemde, borsa endeksi yüzde 7 değer kazanırken, bankacılık endeksindeki düşüş yüzde 4 ile sınırlı kaldı. Bu veriler, Halkbank hisselerinin ağır bir satış baskısı altında kaldığını gösteriyor.

Oysa bu soruşturmaya kadar Halkbank, AKP için tam bir başarı hikâyesiydi. Kamu bankalarının batık kredi ve kötü yönetimi nedeniyle Türkiye ekonomisini krizden krize sürüklediği 90’lı yıllardan sonra diğer kamu bankaları gibi Halkbank da yeniden yapılandırılmış ve güçlü bir büyüme sürecine girmişti.

2000 ve 2001 yıllarında yeniden yapılandırılan banka, karlı bir büyüme sürecine girdi. 1938 yılında faaliyetlerine başlayan, bugün 190 milyar lira aktif büyüklüğe sahip olan Halkbank, Türkiye’nin en büyük altıncı bankası durumunda.

Halkbank’a yönelik soruşturma haberi, yabancı yatırımcıların ülkede hükümet değişimine ilişkin artan endişelerinin üzerine geldi. Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun görevinden ayrılmasının gündeme geldiği ve yeni kabineye yönelik belirsizliklerin arttığı mayıs ayında yabancı yatırımcılar 646 milyon dolarlık hisse senedi sattı.

Türk bankacılık sektörü ise son yıllarda sıkça siyasi gelişmelerin etkisi altında kalıyor. 17-25 Aralık operasyonlarının ardından hükümet, Fethullah Gülen’e yakınlığı ile bilinen Bank Asya’ya el koydu. Yine son yıllarda Erdoğan’a yakın medya ve danışmanları, Atatürk’ün kurduğu İş Bankası’nı hedef alıyor.

Yabancı yatırımcılara danışmanlık yapan Global Source ekonomisti Atilla Yeşilada bu gelişmelerin yabancı yatırımcıların algısını olumsuz etkilediğini söylüyor. Al-Monitor’a konuşan Yeşilada, “Hukuk ve kurumların işleyişinde son yıllardaki artan yıpranma, bankacılık sektörünün siyasi çatışmaların merkezine oturması nedeniyle Türkiye’ye uzun vadeli ve kaliteli yabancı yatırımcı artık gelmiyor. Kısa vadeli faiz getirilerini yakalamaya çalışan sıcak para dışında bu durum devam ederse arzulanan kaliteli yatırımlar hiçbir zaman gelmeyecek” diyor.

KAYNAK: KERİM KARAKAYA/​al-monitor.com