Beyaz yakalılıktan , vasıfsız işçi görünümüne bürünen bankacılığa yolculu. Bir şube müdürünün sektörün ne hale geldiğini en iyi anlatan itirafı:
 
BİR ŞUBE MÜDÜRÜNÜN PARAMEDYA İÇİN YAZDIĞI BANKACILIK BU MU YAZISI:

Türkiye standartlarında iyi eğitim almış sonrasında devletten aldığım bursla yüksek lisansımı tamamlamış mülkiye mezunu bir bankacıyım.
Bankacılık hikayem şube de 13 yıl önce hayallerimde ise 15 yıl öncesinde başladı, hayal kırıklığım ise yaklaşık 5 yıl önce.
Üniversite son senesinde  İstanbul’u keşfetmek için yapmış olduğum bir haftalık tatilim de Suadiye caddesinde öylesine gezinirken son ödeme tarihi gelen küçük bir limitli kredi kartımın asgari borcunu ödemek için bir özel bankanın bir şubesine girmiştim.
Gözlerim şubenin bireysel temsilcisine takıldı. Ve o gün uzun uzun onu izlemiştim.
Görselliği ile büyüleyici bir bayandı!
Ne hoştu duruşu tavrı… Ne hoştu onu bekleyen müşterinin tavrı…
Ne kavga vardı ne uğultu…
Ne saygısızlık vardı, ne kesinti yapmışsınız diye bağıran çağıran,ne hesap cüzdanını veya kredi kartını müşteri temsilcisinin masasına fırlatan müşteriler.
Hiçbiri yoktu!
O gün gözlerimi bir an kapayıp onun yerinde olmayı hayal etmiştim. Hani insanın olmak istediği ilham aldığı, rol model olarak seçtiği…
İşte onu da o gün ben seçmiştim.
Bu hayalle de kalmadı.
Hayallerimin peşinden gittim.
Şimdi mi ne yapıyorum?
Hayal kırıklıklarımla yüzleşiyorum.
4 yıldır şube yöneticisiyim. Bankacılığın her noktasını kendimce ,kendi dünyamda sorguluyorum. Sektörü tek başıma değiştirebilir miyim? Tabii ki hayır ama duruşumu bozmayarak karakterimden ödün vermeden bu yeni iğrenç sisteme ayak uyduruyorum  ya da uymaya çalışıyorum diyelim.
Personelimi  de bu yönde bize diretilen değil kendi bildiğim bana öğretilen doğrularımla onlara yön vermeye çalışıyorum.

Artık kredi kartı asgarisini ödemek için bir şubede bekleyen üniversite öğrencisi değilim.
Müdür odasında camımdan ya da aralanan kapımdan sistemin kalitesizleştirdiği müşteri profilini ve çalışan mutsuz personelimi izliyorum.
Onları motive etmek için çırpınıyorum ama ne kadar onları telkin etsem de ,’biraz sabır ,iyi olacak’ desem de artık ben bile gerçekçiliğime inanmıyorum. Onlar  mı inanacak?
Gurur duyduğum ve farklılaştıracağını daha da artılar katacağını düşündüğüm eğitim ne kadar da gereksizmiş onu anlıyorum.
Niye mi ?
Bölge yöneticim eğitimsiz diye adlandırabileceğim açık öğretim mezunu , yönetmeyi bırakın konuşmayı bile bilmeyen bir adam, sabah akşam benim rakamlarımı sorguluyor, her telefonu kapattığımda ‘neydik ne olduk diye’ kendi kendime söylenirken buluyorum…
Personelime; yönetimin, bankanın istediklerini anlatıyorum, her çıkan ürünü nedeniyle birlikte aktarıyorum, motivasyonunu yükseltmeye çalışıyorum…
İyi bir yönetici  olarak personelimin yanında arkasında olmaya çalışıyorum…
Sizinle yine bir anımı paylaşmak istiyorum:
Yaklaşık 6 ay önce bir şube toplantısında aklına ve yeteneğine güvendiğim bir personelim benden söz istedi, aynen kurduğu cümleyi size aktarmak istiyorum:
“Müdürüm iyi doğru söylüyorsunuz da ben artık bankacı gibi değil vasıfsız bir inşaat işçisi ya da sokak sokak gezen seyyar bir satıcı gibi hissediyorum ve çok özür diliyorum ben onursuz ve gurursuz hissediyorum”  
O toplantıdaki o cümleyi hiç unutmuyorum. Ne kadar doğru ve içten kurulmuş bir cümleydi…
Aslında doğru söylüyordu benim hikayem beyaz yakalı, prestijli bankacı hayaliyle başladı şimdi ise vasıfsız bir işçiliğe dönüştü…
HER ZAMAN HAYALLERİNİN PEŞİNDEN GİTMEK DOĞRU DEĞİLDİR
D.Y.A