Bugüne kadar hep alt kademe bankacıların uğradığı mobbingi duyduk yazdık. Peki bir Şube Müdürü mobbinge uğrar mı? İşte ugradığı mobbing neticesinde saglığını, umudunu ve dahası yaşama sevincini kaybeden bir şube müdürünün mobbing hikayesi:
 
Başbakanlığın yayınladığı  bir genelge ile kesinlikle yasaklanan MOBBİNG yani işyerinde psikolojik taciz, bankacılık sektöründe sadece alt kademe personele değil şube müdürlerine kadar ulaştı.
Hikayemizin kahramanı 24 yıllık bir bankacı. Stajer olarak başlayıp şube müdürlüğüne kadar soluksuz devam eden bir başarı hikayesi. Ancak bu başarı hikayesi bankaların aç gözlülüğü, kontrolsüzlüğü ve daha fazla kar hırsı  tam bir kabusa dönüşmüş.
İbretlik bir mobbing olayını aynen yayınlıyoruz. İşte bir hayat böyle kabusa dönüşüyor:
“O kadar doluyum ki , yaşadıklarımı paylaşırsam belki biraz daha iyi hissedebilirim diyerek size yazmaya karar verdim.
Bundan tam 24 yıl önce hizmette sınır tanımayan bankamda stajyer memur olarak göreve başlamıştım. İçim içime sığmazdı o zamanlar, hayat doluydum. Çok çalışıyorduk, çok yoruluyorduk, ama çok da mutluyduk. Gel zaman git zaman gerek banka içinde , gerekse sektör genelinde yaşanan değişikliklerle birlikte çalışma koşullarımız gün geçtikçe daha da zorlaşmaya başladı.
Son dokuz yılımda şube müdürüydüm. Yazılarınızda sıklıkla yer verdiğiniz mobingi hemen her bankacı gibi ben de en ağır şekilde yaşadım. Ülkemizde %5 büyüme öngörülen yıllarda bizlerden %50’ye varan büyümeler istendi. Verilen hedefi tuttursak bile “büyüme yüzden X şubenin altında kalmış” denilerek her koşulda eleştirildik. Kendimizi değersiz, beceriksiz hissetmemiz için sürekli olarak yazılı ve sözlü tacize uğradık .

MEMNUNİYETSİZLİK
Ne kadar çabalasam da kimseyi memnun edemiyordum. Bu yüzden her geçen gün biraz daha mutsuz , biraz daha umutsuz olmaya başladım. Yaşama sevincimi yitirdim.  Sabahın dokuzundan çoğu zaman akşamın dokuzuna kadar çalıştığımdan zamanla çevremdeki tüm arkadaşlarımdan uzaklaştım. Hayatım sadece işe gelmek ve eve dönmekten ibaret oldu.
Böyle yaşayıp giderken birgün göğsümde bir kitle farkettim. Ama o kadar yoğundum ki , doktora gidecek vakit bulamadım . Böyle 6 ay daha geçti. Geçen altı ayın sonunda artık o kadar yorgun ve halsizdim ki,  mecburen doktora gittiğimde herşey ışık hızıyla gelişti. Tahliller,  MR,  ameliyat derken meme kanseri teşhisi kondu. Kemoterapi , sonrasında da radyoterapi tedavileri yapıldı. Çok zor ve hassas bir dönemden geçtim. Ama doktorlarımın dediğine göre çok şanslıydım. Erken teşhisti, 6 ay önce doktora gitseydim belki kemoterapi bile gerekmeyecekti. Ama olsun dedim, buna da şükrettim. Sayın Canan Karatay hocamız bir TV programında kanserin, özellikle de meme kanserinin en önemli sebebi “mutsuzluktur, strestir” demişti. Canım ailem içleri kan ağlarken moralimi düzeltmek, beni mutlu etmek için en iyi tiyatrocudan bile daha iyi rol yaptılar. Arkadaşlarım hiç yalnız bırakmadılar. Gerçekten şanslıydım. Hayatın aslında çok güzel olduğunu yeniden hatırladım
.
BÜYÜK ŞOK
7 aylık bu zorlu sürecin sonunda tüm tedavilerim bitti ve tamamen iyileşmiş olarak işime başladım. Doktorlarım çalışmanın bana iyi geleceğini söylemişlerdi. Gerçektende 7 ay sonra sabah erken kalkıp işe gitmek için hazırlanmak bile bana çok iyi gelmişti. 3 hafta süresince Bölge Müdürlüğüne gittim geldim. Bu süreçte bana uygun bir şube veya farklı bir görev vermelerini beklerken üçüncü haftanın sonunda iş akdimin feshedildiği bildirildi. Ne 24 yıllık emeğimin hatırı , ne geçirdiğim hastalığın hassasiyeti gözetilmeksizin, emekliliğime 1,5 yıl kala kapının önüne kondum. 3 ayda bir kontrol amaçlı yapmam gereken yüklü sağlık giderlerimle ortada kaldım.
Ama asıl ve en önemlisi büyük çabalarla düzelen moralim bugün yerle bir, ne kadar çabalasam da bu yapılanı bir türlü sindiremiyorum…”


Facebook