Onlar borsanın en eski şirketleriydi.
Türk Demir Döküm, Mutlu Akü, Petrol Ofisi, Eczacıbaşı Yapı ve  Alternatif Bank borsa kotundan çıkmak için SPK’ya başvurdular. Sonra ne mi oldu?
Daha bir kaç yıl öncesine kadar şirketler İstanbul Borsası’nda halka açılmak için kuyruga girerken ne oldu ki, şimdi dev şirketler borsadan çıkmak için çaba sarf ediyor?
Borsa bir ülkenin en önemli ekonomik çarkıdır. Şirketler için en ucuz finans kaynağı buradan sağlanır.
Hem sermayenin tabana yayılması hemde şirketler için büyümenin yolu borsadır. Yıllarca şirketler borsa sayesinde büyüdü. 10 yıl tek kuruş temettü vermeden  her yıl  küçük ortaklarının cebinden bedelli sermaye arttırımı yolu ile para alan şirketler oldu.
Türk küçük yatırımcısı borsayı hep umud olarak gördü.
Ancak bu umut hep hüsranla sonuçlandı.
Son açıklanan yatırımcı rakamları bence bu şirketlerin kottan çıkma istemesinden daha önemli bir gelişme.  Aralık 2013 tarihinden bugüne kadar İstanbul borsasında yatırımcı sayısı 30 bin azaldı.
Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) verilerine göre operasyondan bir ay önce 1 milyon 102 bin yerli hesabının (gerçek ve tüzel kişi) bulunduğu Borsa İstanbul’da bu rakam Haziran sonunda 1 milyon 72 bin kişi seviyesine indi.
70 milyonun üzerinde bir nüfusa sahip ülkede yatırımcı sayısı artmıyor tam tersi her ay azalıyor.
Bunu kimse görmüyor ama 3-5 şirketin borsa kottan çıkmak istemesi büyük haber oluyor.
Borsanın bana göre en büyük sorunu  yatırımcı sayısıdır.
Borsanın  bugünkü durumuna gelmesinde  ne tek başına SPK’yı ne borsa yönetimini suçlayabiliriz.
Bu hale gelmesinde neredeyse herkes elbirliği yaptı.
Basın bilinçsizce borsayı vatandaşa yanlış anlattı. Tüyoculuğa soyundu.
Aracı kurumlar işlem yapıp komisyon alma derdi ile bindiği dalı kesti.
Borsa yönetimi  yatırımcının yanında yer almadı. Şirketlerin avukatı gibi davrandı. Unuttuğu bir şey vardı o da kendisinin varlığı küçük yatırımcıya bağlıydı.
Gelelim SPK’ya.
Günah keçisi Sermaye Piyasası Kurulu’na.
Başkanların bir çoğu bu kurumu düzenleyici yapıcı  olmaktan çıkartıp ceza dağıtan yatırımcıyı potansiyel suçlu gören bir otorite yaptı. Özellikle Muhsin Mengütürk ve Doğan Cansızlar dönemi SPK için talihsiz bir dönem. Ali İhsan Karacan  dönemi SPK’nın en iyileri arasında.  Yatarımcının kurumla kucaklaştığı tek dönemdi diyebiliriz.
Şu anki yönetim bana göre en porfesyonel olan. Daha uzmanlaşmış uluslararası standartta bir SPK var artık. Vahtettin Ertaş, kurum içinde yetişmiş bir bürokrat. Piyasaları çok iyi bilen bir insan.
Peki şimdi ne yapmak lazım.
Önce borsanın kaybettiği yatırımcıyı yeniden kazanmak lazım. Borsanın üç beş hisse senedi ile yukarı ve aşağı hareketine son verilmeli. BİST bir ülkenin ekonomisini temsil ediyor. Yabancıların kontrolündeki üç beş bankayı deği. Bugün endekse sadece yabancıların hakim olduğu en fazla beş banka hissesi etki ediyor. Borsa bu senetlerle yükseliyor bu senetlerle düşüyor. Olmaz böyle bir şey. Borsada 400’ün üzerinde kote şirket var ve işlemlerin genele yayılması lazım.
Bunun için de gerek SPK gerekse BİST yönetimi bir araya gelip borsanın kitabını yeniden yazmalı. Yoksa BİST’den çıkan sadece şirketler değil aynı zamanda yatırımcılarda olur.